12 Nisan 2012

Poolball




Kim düşündüyse tebrik etmek gerek.

Borussia Dortmund 1-0 Bayern München



Tahmin ettiğimiz gibi harika bir maç izledik. Dortmund kendi evinde oynamanın avantajını kullanarak gücünün yettiği kadarı ile maça hakim olmaya çalıştı. Büyük bir ölçüde de bunu sahaya yansıtmayı başardılar. Klopp’un maçın içinde oyuncularına kalbini göstererek ‘yüreğinizle oynayın’ sahnesi maçın özetiydi. Dortmund daha çok istedi ve kazandı.
Maç öncesi yazımda Bayern’in maçı koparması için Ribery,Robben ve Neuer’in büyük katkı yapması gerektiğini söylemiştim. Neuer üzerine düşeni fazlası ile yaptı. Maçın hemen başında mutlak bir gole engel oldu. İlerleyen zamanlarda da güven verdi. Lewandowski’nin attığı golde ise ofsaytı bozan arkadaşının kurbanı oldu, yapabileceği birşey yoktu. Ribery’de katkı vermeye çalıştı ama sol tarafı iyi kapatmıştı Dortmund.
Robben için başlı başına bir yazı bile yazılabilir bugün. Tam anlamı ile kabus’u yaşadı. Maç içinde uzun süre görünmedi, sonra karşımıza penaltı pozisyonunda çıktı. Ardından penaltıyı kaçırdı ve o an maçtan koptu. Sonra çok net bir pozisyonu daha kaçırdı. Daha kötüsü olamazdı,onun için gerçekten üzücü bir geceydi.

                                                 Kaçan penaltı sonrası Robben ve Subotiç

Dortmund da ise geride Hummels ve Subotiç,kalede penaltı yaptırmasına rağmen Weidenfeller çok  iyi oynadılar. Önce Gomez’e sonra da Oliç’e göz açtırmadılar. Hummels beklenenden çok daha iyiydi. Eski takımına karşı ekstra motive olduğu topla yaptığı ani çıkışlarla kendini belli ediyordu. Hatta gol bile atıyordu bir defasında. Orta alanda İlkay eskiye göre iyi oynamaya başlasa da, takım genelinde bakıldığında hala bekleneni vermiş değil. İlerde ise Lewandowski, Blaszczykowski, Großkreutz harika bir maç çıkardılar. Kagawa fazla göze çarpmasa da, girdiği pozisyonlarla yine tehlikeli oldu.
Sonuç itibari Dortmund hem puansal hemde zihinsel anlamda üstünlüğü sağladı. Futbol süprizlerle dolu bir oyun olsa da Dortmund artık şampiyon diyebiliriz. Federasyon(DFB) kupasında ne olacak heyecanla ikinci düello’yu bekliyoruz.

11 Nisan 2012

AEGON Future Cup 2012

                                

Geçen hafta sonu 6-9 Nisan tarihleri arasında Amsterdam’da U-17 takımımız sessiz sedasız bir turnuvaya katıldı. Bu turnuvada Beşiktaş’ın dışında Ajax Amsterdam, Ac Milan, Manchester United, Bayern München, Deportivo Brasil, Ajax Capetown, Fc Barcelona gibi çok önemli ekiplerde vardı.
Turnuvaya ev sahibi Ajax Amsterdam ile başladı ekibimiz. Rakip tam anlamı ile bir sistem takımı olduğu için çok zorlandı kartallar ve maç Ajax’ın 4-0 üstünlüğü ile bitti. İkinci maçta rakip Brezilya’lı Deportivo Brasildi. Malesef maçta yine isteneni veremdi genç kartallar. Rakibin iyi futbolu, oyuncularımızın bireysel hataları sonucu maçı yine 4-0 kaybettik. Ardından son maçta da Manchester United’a 2-1 kaybettik. Dolayısı ile diğer grubun sonuncusu olan Ac Milan ile 7.’lik maçına çıktık. Bu maçı 2-1 kazanmasını bildi yavru kartallar.
Turnuvada maçların kazanılması yada kaybedilmesi mühim değil, önemli olan hangi seviyede olduğumuzu görmekti. Gözle görülür olan ise oyuncularımızın genelinin yetenek açısından kötü olmamalarına rağmen ciddi anlamda oyun içinde ne yapacaklarını bilmemeleriydi. Bunu en bariz şekilde turnuvanın açık ara en iyi futbolunu oynayan Ajax Amsterdam’a karşı gördük.
Beşiktaş özelinde değerlendirirsek 11 numaralı formasıyla Alperen Doğan arkadaşlarından yetenek ve fizik açıdan bir adım önde diyebiliriz. Bileklerine çok hakim olması ve isabetli vuruşları ile kendine Ronaldo’yu örnek aldığı çok belli oluyor. Az birazda Quaresma diyebilirim. Attığımız üç golde de onun imzasının olması kesinlikle tesadüf değil. Umarım iyi bir şekilde gelişmeye devam eder, çünkü ciddi bir potansiyeli var.
Grubumuzdaki iki ekip Manchester United ve Ajax Amsterdam finalde yine karşılaştılar. Beşiktaşımızın kura şansı burda da gülmedi anlayacağınız. Gerçek anlamda finale yakışır bir mücadele oldu. Maça iyi başlayan Manchester United durumu 2-0’ a getirdi ama Ajax muhteşem bir dönüşle maçı 2-2’ye taşımayı başardı. Şampiyon penaltı atışları sonunda Ajax oldu. Şampiyonluğu gerçekten hak etmişlerdi. Manu gibi başka takımlardan ( Jake Cooper – FC Reading) toplama adamlarla mücadele etmediler. Kendi yetiştirdikleri çok yetenekli oyuncularla başarılı oldular. O yüzden Ajax’a ve muhteşem alt yapısına hayran kalmamak elde değil.
Turnuvada dikkatimi çeken ve gelecekte kesinlikle çok başarılı olacağını düşündüğüm oyuncular ise Ajax’tan  Elton Acolatse, Queensy Menig, Sheraldo Becker,Van Bruggen,Serhat Çakmak (U-16 Milli),  Manchester United adına oynayan stoper Jake Cooper, Parker,  Deportivo Brasil’den Douglas diyebilirim. Bunların dışında da ismini hatırlayamadığım bir çok oyuncu vardı. Barca’nın 8 numarası gibi.
Ama ben uzun zamandır Acolatse,Menig,Becker gibi bir üçlü hücum hattı izlemedim. Hollanda milli takımı çok şanslı.

Alper Uludağ (21)


Son günlerde basında çıkan haberlere göre Alper Uludağ’ın ismi Beşiktaş ile geçiyor. Alper 1990 Belçika doğumlu ümit milli takımımızda da forma giyen genç bir futbolcumuz. Kendisi Alman ikinci lig ekiplerinden Alemannia Aachen takımında forma giyiyor. Mevkisi orta sahanın solu olsa da zaman zaman klasik oyun kurucu olarak oynadığı da oluyor. Alper Almanya’da forma giyen bir çok genç Türk futbolcu gibi teknik özellikleri ön planda olan,sol ayağına hakim bir futbolcu. Fizik olarakta oldukça diri ve güçlü.

Kariyerine Aachen alt yapısında başladı ve 3 sezondur da A takımda forma giyiyor. Aachen gibi ikinci ligin gediklisi hatta bu sezon itibari ile üçüncü lige düşecek bir takımda yaşadığı ağır sakatlığa kadar ciddi anlamda umut vadeden bir oyuncu adayıydı. Yaşadığı sakatlık sonrası futbolunda beklenen gelişimi malesef gösteremedi. Düzenli bir şekilde 11’de de şans bulamayınca da Aachen’in gözden çıkardığı bir oyuncu konumuna geldi. Bu noktada Aachen’in maddi zorluklar yaşadığını da belirtmekte fayda var. Bu sebepten ötürü elindeki bazı gençleri Bundesliga takımlarına yollayıp, yerlerini bonservis ödemeden aldığı oyuncularla doldurdu. Yine de genelde genç oyuncularla oynayan bir takımda formayı düzenli bir şekilde giyememesi düşündürücü.
Yaz döneminde Chievo Verona’ya nerdeyse tam transfer olacakken nedendir bilinmez, anlaşma sağlanamadı. Devre arasında da 400.000€’ya nerdeyse Orduspor’a imza atıyordu. Aachen yönetiminin Ordu’dan istediği banka teminatindan dolayı Ordu bu transferden vazgeçti. Başta bu git geller, yaşadığı ciddi sakatlık sebebi ile 2 senedir beklenen sıçramayı malesef başaramadı. Aachen ile yolları kesin olarak ayrılacak, bu süreçte iki tarafta çok yıprandı.
Geçen sezon aynı takımda Hamburg’dan kiralık gelen Tolgay Arslan’ın gösterdiği performans ile bir karşılaştırma yapıldığında yetenek ve katkı anlamında gelecek adına umut vermiyor Alper. Umarım bir an önce toparlanır ve hem milli takıma hem de kendine adına başarılı bir şekilde futbol hayatına devam eder. Belli bir yetenği olduğu gerçek ama performans anlamında şu ana kadar bunu gösterememesi, beklentilerin altında kalması gerçekten üzücü.
Yönetimin gurbetçi futbolculara yönelmesi mevcut ekonomik şartlarda doğru ve güzel, hatta heyecan verici bir davranış ama doğru isimlere yönelmezler ise bu açıdan pek bir katkı alamaz Beşiktaş.

* Tolgay Arslan’a kısa zamanda değineceğim.

9 Nisan 2012

Düello'da İlk Devre


Çarşamba günü Bundesliga’nın bu seneki şampiyonu çok yüksek ihtimalle belli olacak. Lider konumdaki Borussia Dortmund evinde 3 puan önünde olduğu Bayern München ile karşılaşacak. Geriye kalan 4 haftada Dortmund’un rakipleri Schalke,Gladbach,Lautern ve Freiburg. Schalke deplasmanı ve Gladbach maçı ciddi anlamda zor maçlar olsa da Bayern engeli aşıldığı takdirde şampiyonluk yürüyüşü resmen başlamış olur. Bayern cephesinde de durum farklı değil. Sırasıyla Bremen,Mainz,Stuttgart ve Köln ile oynayacak. Arada birde çok önemli iki tane Real Madrid maçları var. Durum görüldüğü üzere oldukça zor.
Sezon performanslarına bakarsak Dortmund şampiyon olmanın verdiği zorluklar sebebi ile başta bocalamış olsa da çabuk toparlandı. Ligde çok az kayıplar yaşamalarına rağmen, Avrupa arenasında senelerdir olmamanın dezavantjı yüzünden Arsenal,Olimpiakos ve Marsilya’ lı grupta başarılı olamadılar.Bunda Nuri Şahin’den boşalan bölgede yaşanan sorunları da görmezden gelemeyiz. Kupa’da ise finale kaldılar ve rakip yine Bayern.
Bayern cephesinde ise başta geçen sezon çok tartışılan Kaleci ve Sağ bek mevkilerı olmak  üzere önemli transferlerle imza atıldı. Neuer’ e karşı taraftarlar cephe almış olsa da ligde mücadele ettiği 29 maçta 16 kez kalesini gole kapamayı başardı. Deplasmanda kaybedilen puanlara rağmen yakaladıkları seriler sayesinde üç kulvarda da sonuna kadar ilerliyorlar. Dönem dönem idare edilmesi zor oyuncular sebebi ile ciddi sorunlar yaşadılar ama bu zorluktan da onların bireysel katkıları sayesinde çıkmayı başardılar.

İki takımın rakamlarını karşılaştırdığımızda ortaya ilginç rakamlar çıkıyor. Dortmund 66 gol atıp 22 gol yerken, Bayern 69 atıp 19 gol yemiş. Dortmund içerde sadece Hertha Berlin’e yenilip,VfB Stuttgart,Lautern ile beraber kalırken, Bayern deplasmanda Gladbach,Mainz,Leverkusen,Hannover gibi çıkışta olan ekiplere karşı yenilgiler yaşadı. Hoffenheim,Hamburg,Freiburg’ a karşı ise beraberliğin ötesine geçemedi. Deplasman açısından Bayern ne kadar başarısız olmuşsa, Dortmund da bir o kadar başarılı oldu iç sahasında. Bunun yanında ligin 6. haftasından beri yenilmezliklerini sürdürüyor olmalarıda önemli.
Geçen sezon yine böyle kritik bir dönemde oynamıştı bu iki ekip. Dortmund Allianz Arena’da resmen rakibine futbol dersi vermiş ve 19 sene sonra maçı 1-3 kazanmış, ardından da Van Gaal’in kaçınılmaz sonu gelmişti ve Dortmund sezonu şampiyonlukla noktaladı. Benzer bir mücadele olmasada, ligin ilk yarısındaki maçta Götze’ nin golü ve Lewandowski’nin güzel oyunu üç puanı getirmeye yetmişti.  
                                                              Bayern 1-3 Dortmund 
Bayern cephesinde maçın kaderini belirleyecek üç isim ön plana çıkıyor.Robben-Ribery ve Neuer. Özellikle Robben’in son dönem gösterdiği başarılı performans ve ardından gelen yeni sözleşmesi ile bu maçta iyi işler yapmak için yoğun çaba harcayacağı kesin gibi. Ribery’nin de son dönemde takımı başta Marsilya maçları olmak üzere nasıl ileri taşıdığını yakından izliyoruz. Neuer ise her şeye rağmen işini baştan beri en iyi şekilde yapmaya devam ediyor. Dortmund’da ise durum daha farklı. Gideceği belli olan ve son 4 maçta 4 gol 1 asist yapan Kagawa, takımın bu sene gol yükünü çeken Lewandowski ve savunmada  Hummels bu maçta Dortmund için kritik isimler olacak.
İşin idareci boyutunda ise çok ilginç olaylar yaşanıyor. Geçen sezon rakibini küçümseyen Hoennes, bu sezon çok daha temkinli açıklamalar yapıyor. Oyuncuların da nasıl motive olduğunu ise Müller şu cümle ile özetliyor : ‘’ Bazıları bu hafta sonu ’nun Paskalya olduğunu bile unuttu ‘’
Çarşamba günü saatler 21:00’ ı gösterdiğinde Signul Iduna Park’ta hayat 90 dakikalığına duracak. Maç TRT-HABER ekranlarında olacak.



8 Nisan 2012

Retter

Sene 2003.  Almanya Hamburg. Şehrin Takımlarından St.Pauli, Bundesliga‘ dan ikinci Bundesliga’ya düşmüş ve hızını alamamış  üçüncü lig olan Regionalliga’ya düşmüştü. Kulübün yaşadığı ciddi maddi zorluklar ve borçlar sebebi ile hiç oynamadan bir lig daha düşürülmesi söz konusuydu. Kısa sürede ciddi anlamda maddi yardıma ihtiyaç duyuyordu St.Pauli.
Bu dönemde yapılan bir çok kampanyadan en anlamlısı ise üzerinde 'Retter' (Kurtarıcı) yazan tişörtlerdi. Kısa sürede bu tişörtler ciddi bir satış başarısı elde ettı ve gelirler içinde önemli pay sahibi oldu. Aynı zamanda da bu kurtuluş mücadelesinin sembolü olmuştu. Her yerde karşınıza çıkıyordu. Tv´de, sokakta, tatile gidilen beldede. Bu sayede St.Pauli o zorlu süreci atlattı ve şu an stadını da büyütmüş bir şekilde bugün eskiye nazaran çok daha güçlü.
                                                                       Berlin Kaplanı Filminden
                                 
                                                                      Franz Beckenbauer

Benzer bir uygulamayı bugün ciddi anlamda maddi zorluklar yaşayan Beşiktaş’ta yapabilir diye düşünüyorum. Kısa sürede ciddi rakamlara ulaşabilecek bir uygulama olacaktır. Sanat dünyasından tanıdığımız Birol Güven, Okay Karacan, Zafer Algöz, Hakan Altun, Itır Esen, Feridun Düzağaç, Yılmaz Erdoğan, Sarp Apak ve aklıma gelmeyen bir çok değerli insanda destek verirse, bu tişörtler ciddi anlamda büyük kitlelere hitap edebilir.
Önemli olan o tişörtün vereceği manevi mutluluktur. Zira bu zor günlerde Beşiktaşın buna fazlası ile ihtiyacı var.  Şeref Bey ’in söylediği gibi: Feda...






*  Tasarımlar Gürkan Özbalkanlı’ya aittir.

'Beşiktaş İçin Bir Fikrim Var'

Yeni yönetim belli olmadan önce internette bir çok platformda dile getirdiğim bir olaydı bu. Taraftar ile yönetim arasındaki sıcak temasın sağlanması ve bundan Beşiktaş’ın fayda görmesi.
Beşiktaş uzunca süre taraftar karşısında duygularını anlamayan, düşünce ve beklentilerinin önemsenmediği bir yönetim yapısı ile idare edildi. Durum böyle olunca verilen ani kararlar, yapılan uygulamalar karşıdaki kesim tarafından benimsenmedi ve başarısız oldu.
Zaman zaman tersi durumlar da olmadı değil. Mesela 2010/11 sezonu forma tasarımında taraftarların beklentisi olan sade beyaz forma’ nın gelmiş geçmiş en çok satan forma olması bunun eseridir. Tabi o dönem yapılan önemli transferlerinde bu başarıda katkısı olduğu kesin.
Şimdi yeni yönetim 'Beşiktaş İçin Bir Fikrim Var' isimli bir proje ile taraftar’ın beklentisine kulak verme planları yapıyormuş. Umarım süreklilik sağlanır ve dikkatle üzerinde durulur.
Kimilerine göre sadece oy hakları olduğu için Beşiktaş’ ın sahibi kongre üyeleri olabilir ama bu kulübü ayakta tutacak olan büyük Beşiktaş taraftarıdır. Onlar var olduğu sürece Beşiktaş da var olacaktır.

Yasin Öztekin (25)

Yasin Öztekin Borussia Dortmund alt yapısından yetişmiş Süper Lig’ in yetenekli oyuncularından bir tanesi. Çok ufak yaşlarda futbol’ a Dortmund şehrinin mahalle takımlarından Alemannia Scharnhorst'da başlayıp, oradan da 9 yaşında Borussia Dortmund’un alt yapısına geçti. Gençlerbirliğine gelene kadar da futbol hayatını orada sürdürdü.
Dortmund özellikle bölgesel anlamda alt yapı olarak oldukça başarılı bir takım. Dönem dönem canlı olarak takip ettiğim alt yapı karşılaşmalarından da bunu çok net görebiliyorsunuz. Zira o liglerde oynanan maçların tamamını domine eden ve çevre illerdeki yetenekleri bünyesine katmakta başarılı olan bir ekip. Schalke04’ de en az BVB kadar bu işte başarılı diyebiliriz. Zaten Kuzey Ren Vestfalya’ nın derbi ruhunun yaşama sebebi de her anlamda sürdürülen bu rekabet diyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında, aldığı alt yapı konusunda standart bir Süper Lig futbolcusundan tecrübe anlamında ister istemez bir kaç adım önünde.
Yasin, Gençlerbirliğine geçen sezon ortasında transfer olmuştu. Tanımayanlar onu ilk Gaziantep deplasmanında attığı güzel gol ve oyunu ile tanıdı. Transferinin yolunu açan onu Almanyada oynadığı dönemden çok iyi tanıyan Ralf Zumdick olmuştu. Eski takım arkadaşı Mehmet Akgün aracılığı ile geldi Türkiye’ye.
Yasin çok genç yaştan beri Dortmund’ da oynadığı için bilinen ve tanıdık bir oyuncuydu takım içinde. Dolayısı ile o büyük sıçramayı yapması bekleniyordu ama malesef tam anlamı ile olmadı. Kariyerinin ciddi anlamda başlaması  2008/09 sezonu ile başladı. Almanya’da A2 takımları normal liglerde oynadığı için, genç oyuncuların çabucak adapte olup gelişmesi daha kolay oluyor. Dortmund A2 takımı da 3.ligde oynuyordu o dönem. O sezon çok başarılı bir sezon geçirmişti Yasin.  Hatta bir kaç maçta A takımda da forma giyme şansı bulmuştu.
Bir sonraki sezon yine A2 takımında dolu dizgin giderken ciddi bir sakatlık geçirdi. Uzun süre forma giyemedi. Kariyerinin belki de en şansız dönemi buydu diyebiliriz. Çünkü tam sıçrama yapması gereken dönemdi.  Bir sonraki sezonda aynı şekilde sürmesi, diğer alt yapıdan yetişen futbolcuların formayı kapmasından dolayı artık onun için karar verme zamanı gelmişti. Sonuçta yaşı 23 olmuştu ve ciddi bir yükseliş başaramamıştı. Gelen teklifler arasında 1.Bundesliga’dan isteyeninin olmaması, onu Ankara’ ya getirmiş oldu. Kendisi de bunu bütün içtenliği ile kabul edecek olgunlukta olduğunu ‘’ Ben sakatken A takım ciddi anlamda iyileşiyordu, o zaman benim için eskisi kadar kolay olmayacağını anladım. Kimse senin şansın yok artık demedi ama insan bunu hisseder,anlar.’’ cümlesi ile dile getiriyor.

Gençlerbirliğinde 4-3-3’ ün sol ön tarafında gayet başarılı bir performans sergiliyor Yasin. Çok kolay adam eksiltebilmesi, oyun kurucu özelliklerine alt yapısından sahip olması sebebi ile oyun içi öngörüleri , isabetli şutları ile dikkat çekiyor. Sadece sol açık değil aynı zamanda forvet arkası, sag açık mevkilerinde de forma giyiyor olması, her büyük takımın oyuncularında olması gereken temel özellik. Yaş itibari ile tam verim alınacak bir dönemde olması ve önünde milli takım forması giymek gibi hedefleri sebebi ile önü açık bir futbolcu olduğunu düşünüyorum. Zamanında yaşadığı sakatlığı olmasa, bugün adeta ufak bir devrimi başarmış olan Dortmund’ta forma giyebilir miydi bilinmez ama mevcut Beşiktaş kadrosunda kesinlikle faydalı olabilir.
Yasin Öztekin’ in en büyük eksikliği hava toplarında fiziksel yapısı itibari ile dezavantajı ve bazen oyun içinde uyuması. Bu yüzden oynadığı çizgide zaman zaman savunma zaaflarına sebep oluyor.   Ama yine de doğru bir yapılanma da faydalı olacaktır.
Klopp’ un tespitleride benzer. Ondan daha sert ve defansif anlamda daha mücadeleci oynamasını, tempolu oyunda var olmasını bekliyormuş.
Boy: 178cm Yaş: 25

4 Nisan 2012

Beşiktaş'ın Temel Sorunları

Beşiktaş´in saha içinde 3 tane temel sorunu var. Bunlardan bağımsız bir de kadro yapısı ile ilgili sorunu var.

Nedir bunlar?

1-Beşiktaş´in pasör eksikliği

Beşiktaş orta alanında forma giyen oyuncular bariz bir şekilde pas kullanma açısından oldukca yetersiz oyunculardan oluşuyor. Bu kalabalik bölgede bu işi çok iyi yapan Fernandes hariç. Malesef Veli-Necip-Ernst aldıkları topları ofansif anlamda kullanamadıklari için vasat bir oyun kurgusu oluşuyor. Bu paslara bağlı oyunda yer alan açık oyuncular Quaresma ve Simao´nun da etkilenmesi çok normal. Çünkü çizgi oyuncusu arkasında iyi pasörler olmadıkça koca bir hiçtir. İstedigi kadar yetenekli olsun, gereken paslar gelmedikçe ilerlemek mümkün değil.
Devre arasında özellikle M.Erdoğan yada Tolgay Arslan´ın alınmasını ısrarla istemiştim (yakın zamanda kendisi hakkında da yazı yazacağım) , çünkü bu sorun Beşiktas´in temel sorunu. Bir dönem fazlalıktan Tümer ile Sergen, Ahmet Hassan beraber oynar mı durumlarından bugünlere geldi Beşiktaş.
Bu sebepten dolayı kolay görünen maçlarda inanilmaz puan kayıpları yaşamak kaçınılmazdır. (Samsunspor-Ankaragücü-Mersin İdman Yurdu gibi) Mevcut yapıda bu orta alandaki 3.oyuncu tamamen gereksiz bir kalabalık oluşturmakta ve sadece defansif görev yapan oyunculara defansif anlamda katkidan başka oyun içinde hiç bir destek verememektedir. Daha detaylı incelendiğinde şu ana kadar Veli: 41 maç 2 gol, Necip: 43 maç 0 gol, Ernst: 37 maç 2 gol. Hepsini toplayalim ortalama 40 maç 2 gol. Tablo gayet net!


2- Besiktas´in bek sorunsalı

Besiktas futbol takımında tarihini hatirlayamamakla beraber sağda Recep, solda da Münch´den sonra ciddi anlamda kaliteli bek göremedik. Hilbert ile bir nevi sağ tarafı toparlamış olsakta bariz şekilde bunun eksikliğini yaşıyor Beşiktaş.
Teknik direktör Carvalhal‘ in bekleri ofansif kullanmama sevdasıda büyük bir sorun teşkil ediyordu ama yine de eldeki oyuncuların hiç biri Beşiktaş gibi bir takımın bek pozisyonunda oynayacak isimler değiller. Defansif anlamda da ofansif anlamda da ciddi sorunları var. Ve masa başında rakip takımın teknik direktörlerinin yumuşak karnı olarak gördüğü noktalarımız buralar malesef. Yerli isimlerle buralara yapılacak takviye pek mümkün gözükmüyorsa, yabanci transfere bence Beşiktaş beklerinden başlamalıdır.

3- Besiktas´in golcü sorunsalı

Beşiktaş futbol takımında çok uzun süredir ciddi anlamda bir golcü eksikliği vardır. Dönem dönem parlayan isimler olmuşsa da (Carew,Bobo gibi) gerçek anlamda bu yükü taşıyacak isimler malesef uzun senelerdir bulunamamıştır. Geçtiğimiz dönemlere göre eldeki oyuncular daha iyi gözüksede oyun sistemine uygunluk konusunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
Nedir bunlar? 4-3-3 oynayan bir takimin ofansif uç oyuncusunun sisteme uygun olmayışı. Buna benzer sorunları Bayern başta olmak üzere bir çok takım yaşadı. Burada aklıma Thomas Schaaf’ ın Almeida ile ilgili söylediği ‘ Çift forvet düzeninde inanılmaz katkıları olan önemli bir oyucumdu’ dediği Almeida Beşiktaşta nerdeyse hiç çift forvet oynamadı. Yedegi olan diger oyuncu Mustafa Pektemeğin fiziksel anlamdaki eksiklikleri ve tecrübesizliği. Bu sebeplerden ötürü Beşiktaş´in gol yollarındaki sorunları geçmez, geçemez. Beşiktaş´in mevcut sisteminde tek forvet meziyetleri olan bir oyuncuya yada farklı bir sistem anlayışına ihtiyacı vardır.


* Beşiktaş´ın bu sorunlardan bağımsız futbolcu piramidindeki sorunları;

Futbol takımlarında prensip olarak bir piramit felsefesi olmasi lazımdır. Bu nedir?
Futbol takımları 4 tip oyuncu grubundan oluşmalıdır.

1. Kaliteli yabancı oyuncular: Takımı her türlü rakibe karşı ileri taşıyacak, zorlu maçlarda sırtlayacak yetenekli oyuncu profilleri. ( Bu gruba Quaresma-Fernandes-Sivok-Ernst dahil edilebilir)

2. Kaliteli yerli oyuncular: Uluslararası tecrübeye sahip, yaşı ve yeteneği ile takımın temel parçalarından olmuş, güven veren oyuncu profilleri. ( Bu gruba bence sadece Egemen dahildir)

3. Gelecek vaad eden yabancı oyuncular: Her takımı ileri taşıyacak, potansiyeli olan genç futbolcuları olmalıdır. Mevcut oyuncu ve ülke karakterinin barındırmadığı yetenekler sebebi ile bu oyuncuların mevki ve meziyetleri ülkeden ülkeye farklılık gözetebilir. Mesela Almanya´da yabancı 10 numara yada forvet oyuncu tercihi gibi. Beşiktaş özünde incelersek, yetenekli ofansif orta saha yada kanat forvetler olabilir bu isimler. Bu gruba kısmen Alves-Bebe eklenebilir.

4. Gelecek vaad eden yerli oyuncular: Bu tip oyuncu profilleri ise o takımın gelecek adına iskeletini oluşturacak oyunculardan oluşmalıdır. Mevkileri çok önemli değildir. Her mevki olabilir. Uzun vade üzerinde çalısmak ve sabırlı olmak gerekir.  Bu gruba Muhammet, Necip, Cenk, Pektemek rahatlıkla dahil edilir.

Ve temel sorun olan bu konuda bu 4 grubada dahil olamayacak Ekrem,Holosko,Aurelio vb. oyuncularin çokluğudur Beşiktaş´ın bir başka sorunu.

3 Nisan 2012

Maximilian Beister (21)

Hamburg´un geçen sene başında ikinci ligin güçlü ekiplerinden Fortuna Düsseldorf ‘ a kiralık verdiği ofansif orta saha oyuncusu harika bir sezon geçiriyor. Orta alanın sağında ve forvet arkası mevkisinde Thomas Müller ‘ in Bayernde yaptığı gibi hem gol hem asist anlamında  ciddi katkı yapıyor.
Beister Hamburg’ un civar şehirlerinden Lüneburg’ un altyapısından keşfedilmiş bir futbolcu. Yeteneği sayesinde çok genç yaşta Hamburg’ un alt yaş takımlarına geçmeyi başardı. Burada başarı ile basamakları tırmandı ve zaman zaman A takımda da yer bulmaya başladı. Geçen sezonun başında Hamburg tarafından kiralandı.  İki senedir Fortuna’ da oynuyor. Aynı zamanda Alman U-21 takımında da başarı ile forma giyiyor.
Hamburg seneye kadrosunda tutmayı düşünüyor, hatta bunu geçtiğimiz günlerde sözleşmesini 2016’ ya kadar uzatarak gösterdi. Gençlere önem veren yeni yapı içinde fırsat bulacağını ve bunu iyi değerlendireceğini düşünüyorum. Tarzı itibari ile Gladbach’ ın parlayan yüzü Reus’ e çok benzeyen bir oyun taryı var. Gladbach’ ın Reus’ ten boşalan yere onu düşündüğünü de Alman basınından okuyoruz. Mesafe tanımaksızın çektiği isabetli şutları, topla beraber hızlı koşuları ve doğru zamanda doğru yerde bulunması ile hem Almanya için hem de Hamburg çok önemli bir isim olacağını çok net bir şekilde söyleyebiliriz.
Bir başka artısı ise fiziği. Kendinden hiç beklenmedik derece çevik bir yapısı var. Önüne top attığınız zaman, o topa ondan önce ulaşmanız için en az 5 metre top’ a daha yakın olmak gerekir. Ayağındayken ise durum daha da vahim. Çünkü hem güçlü,hem hızlı hemde akıllı. Severek takip ediyoruz.
Yaş: 21 Boy : 183cm

Maicon Oliveira (23)



   Maicon Oliveira (23) Brezilya futbolunun son armağanlarından birisi. Kendisi Ukrayna’ nın zayıf ekiplerinden Volyn Lutsk ekibinde oynuyor. Ekibi ligde orta sıralarda mücadele ediyor ve kendisi o takımın en önemli oyuncularından bir tanesi. Ukrayna ve Rusya son 10 sene içinde hem zengin iş adamlarının desteği hemde doğru yapılanmalar sayesinde ciddi anlamda söz sahibi olmaya başladı. Buna en güzel örnekler Metalist Kharkow, Shaktar Donetsk, Dnipropetrovsk, efsane ekip Dinamo Kiev, Rusya’ dan CSKA, Zenit, Rubin Kazan gibi bir dünya takım sayabiliriz. Son dönemlerde bu ekiplere karşı ülke takımlarımızın aldığı sonuçlarda malum. Örnek vermek gerekirse Metalist, Karpaty, Kiev maçları bize durumu net özetler.
Bu başarının sırrı para’nın doğru yönetimi ve teknik ekiplere güvenle oluştu diyebiliriz. Özellikle Güney Amerika’dan ve Afrıika’dan getirilen oyuncularda yakalanan başarı takdir edilmeli. Aynı şekilde teknik ekiplere sağlanan güvende önemli. Mesela Beşiktaş Schsuter’le anlaştığında Dnipropetrovsk bir başka hoca adayı olan Juande Ramos ile anlaşmıştı. Aynı dönemde Beşiktaş dün itibari ile 4. kez hocasına ‘ merhaba ’ derken, Ramos hala başarı ile görevini sürdürüyor.

Biz tekrar Maicon’ a dönelim. Maicon Oliveira Brezilyanın Alagoinhas Atlético Clube’den yetişmiş bir futbolcu. Buradan kısa sürede Brezilya’ nın en önemli ekiplerinden Flamengo’ ya, oradan da kısa sürede Avrupa’ ya uzanan bir kariyere sahip. 20 yaşında geldiği Volyn Lutsk’ ta ilk sezonunda iyi işler yapıyor ve takımını ayakta tutan oyuncuların başında geliyor. Bir üst lige çıkılmasında payı büyük.
O sezonun ardından V.Lutsk yönetimi çok doğru bir hamle yaparak sezonun ilk devresinin ardından oyuncuyu Steau Bükreş’ e kiralama yolunu deniyor. Bu sayede oyuncu’ nun ikinci bir adaptasyona nasıl bir tepki vereceği görülmüş oluyor. 249 dakika forma giydiği Romanya liginde 3 gol ile noktalıyor.
Tekrar V.Lutsk takımına geri döndüğünde ise artık daha hazır ve daha çok dikkat çekiyor. Bu sezon forma giydiği 21 maçta 15 gol ile artık yeni bir maceraya hazır olduğunu ispat ediyor.
Maicon Oliveira klasik bir 4-3-3 oyuncusu. İleri üçlü’ nün sağında,solunda,ortasında atletik yapısı ve teknik özellikleri ile modern futbol anlayışına uygun bir oyuncu. Mesafe tanıkmaksızın çektiği şutlar, yaptığı doğru koşular ile gerçekten çok önemli bir isim.
Yaş: 23 Boy: 185cm Kilo: 78kg


Louis Van Gaal

                                                             

                                
Louis Van Gaal(60) Hollanda futbolunun yetiştirmiş olduğu en başarılı bir kaç teknik direktörden biridir. Elinde not defteri, saha kenarında çılgınlıkları ve hırsı ile en üst düzey kulüplerde dahi çalışmış, gittiği her takımda da iz bırakmayı başarmıs bir isimdir. Kendisi aynı bir başka önemli hoca Hiddink gibi profosyonel futbolda çok başarılı olamamış ama hocalıkta büyük başarılar kazanmıştır. Kariyerine AZ Alkmaar’da yardımcı hoca olarak başlamış, ardından Ajax alt yapısında kısa süre görev almış ve oradan da Ajax A takiminın başına geçip 7 sene boyunca başarı ile yönetmiştir. O dönemin Ajaxını en iyi Bielsa açıklamış. ‘Kendime örnek aldığım model Louıs Van Gaal’in Ajax’ı  ’ diyerek. Gerçekten de 90’lara damga vurmuş bir takımdı o kadro. Oyuncuların bir çoğu daha sonra Ac Milan, Barcelona, Real Madrid, Manchester United gibi devlerde senelerce başarı ile forma giymiştir. O kadronun yakalamış olduğu Uefa Kupası (1992), Şampiyonlar Ligi (1995), Dünya Kulüpler Kupası (1995), Uefa Süper Kupası (1995) şampiyonluğu, oynadığı futbol ile bugünün Barca’sının basit versiyonuydu da diyebiliriz. 1996 Şampiyonlar Ligi finalinde kaybetmiş olsalarda herkesin ortak fikri hak edenin yine Ajax olduğuydu. Aynı çalışma döneminde ligde de 1994-1995-1996’ da Lig Şampiyonluğu, 1993-1994-1995’de de Süper Kupa şampiyonluğu, 1993’de de Kupa şampiyonluğu olmak üzere ciddi anlamda bir döneme damga vuran ekibin hocası olmuştur.
Ajax’taki parlak dönemin ardından kendisi artık gözde bir hoca olmuştur ve yeni rotası Barcelona olmuştur. Yanında yardımcısı Jose Mourinho ile iyi işler başarmıştır. Burada da 3 senede 2 şampiyonluk, 1 Kral Kupası, 1 tane de Uefa Süper Kupası kazanmıştır. Kadrosuna dahil ettiği Hollandalılar ve dönemin yönetimi sebebi ile yolları ayırmak durumunda kalmıştır. Barca daha sonra başarısız hoca değişikliklerine gitmiş ve en buhranlı dönemlerinden birini yaşamıştır.
3 sezon süren Barcelona macerasının ardından Hollanda Milli Takımının başına geçer. Kariyerinin en başarısız dönemini burada yaşar. 2002 Dünya Kupası elemelerine gidemez Hollanda ve koltuğundan olur. Bu içinde bir uhte olarak kalmıştır. Bayernden ayrılışından sonra artık kulüp çalıştırmak istemediğini, bundan sonra istediği tek şeyin gücü belli bir milli takım olduğunu belirtmiştir. Ama malum ortamda Hollanda, Almanya, İspanya gibi ülkelerdeki hocaların başarılı olması onun için büyük bir dezavantaj olmuştur.
Kısa ve başarısız geçen milli takım macerasının ardından rota tekrar Barcelona’dır. Yap bozlarla geride kalan süreç içinde Real Madrid’ in gölgesınde kalan Barca tekrar Van Gaal’ e sarılır. Ama mevcut yapı içinde işi zordur. Bu sefer Şubat’ ı göremez. Ama gittiğinde arkasında 16 yaşında Şampiyonlar Liginde oynama tecrübesı kazanmış bir Iniesta, Valdes kazandırmıştır. Daha önce geldiğinde de aynısını Xavi, Puyol ile yapmıştı. Kısaca bugünün Barcasının temelindeki isimlerden biri Louis Van Gaal’dır dersek yanlış söylemiş olmayız.
Ertesi sezonun ortalarına doğru Ajax onu Sportif Direktörlüğe getirdi.  1 sene bu görevini sürdürdükten sonra bu görevinden de ayrıldı. Ardından kısa bir süre çalışmadı. 2005 yılında AZ Alkmaar ile bam başka bir deneyim yaşayacaktı. O zamana kadar asansör bir ekip olan AZ, onunla çok farklı bir noktaya gelecekti. Basamak basamak yükselerek 2009’da şampiyonluğa uzanan bir yola kadar gidecekti bu. Hala bugün bile AZ, onun bıraktığı şekilde yoluna devam etmeye çalışıyor ve her sene mütevazi kadrosu ile Avrupa arenasında büyük başarılara imza atıyor.
AZ macerasının ardından çalkantılı dönemler geçiren Bayern’ in başına geçti. Sezona çok iyi bir giriş yapamamıştı. 4-3-3 ile Gomez-Oliç-Klose gibi isimlerden yeterince verim alamayınca sisteminde değişikliğe gitti. 4-2-3-1’ e döndü ve eksik noktalarını Müller gibi A2 takımında mücadele eden oyuncularla sağladı. O dönem manşetlere taşınan  meşhur ‘Yeteri kadar kuvvetli argümanınız varsa her şey mümkün’ söylemi ile taktiksel saplantılı bir adam olmadığını bir kez  daha ispat etti. Kısa sürede takım toparlandı ve hem Ligi hemde kupayı aldı. Şampiyonlar Liginde de finale kadar çıktı ama eski öğrencisi Mourinho’ ya yenildi. İkinci sezonunda bazı eksilkliklere rağmen ısrarla transfer istemedi, yönetimle de anlaşamayınca sezon sonu gelmeden yolları ayrıldı. Sol bekte ve kalede yaşanan eksiklikleri alt yapıdan giderme yolu Höennes ve ekibine uygun değildi.
Kariyeri başarılarla dolu bir hoca Van Gaal. Katolik bir ailenın küçük oğlu olması sebebi ile disiplinli yetiştirilmiş olmasının karakterinde büyük etkileri vardır. Gittiği yerde tek patron olmak ister. Sivri dillidir, tahrik edici sorular soran basınla arası hiç iyi olmamıştır. Az biraz kendini beğenir, bunu dile getirmekten çekinmez. Ve en önemlisi çok hırslıdır. Şartlar ne olursa olsun hep kazanmak ister!