22 Ekim 2013

Aksilik

Her takımın kritik oyuncuları vardır. Dün oynayan Beşiktaş'ın da kritik iki oyuncusu Oğuzhan ve Hutchinson yoktu. Bu yetmezmiş gibi maçın başında ısınırken sakatlanan Sivok da yerini Ersan'a bırakınca, Beşiktaş bir anda 3 önemli isminden yoksun çıkmak durumunda kaldı. Ayrıca 1 yabancı hakkını da hiç kullanamadan çöpe atmış oldu. 3 eksiği bir takım kaldırabilir belki ama bu yeni yapılanan bir takım ise o kadar kolay olmuyor malesef. 2 senedir beraber oynayan Selçuk ve Melo aynı anda oynamadığında Galatasaray nasıl bocalıyorsa, Beşiktaş da öyle bocaladı. Eksik olan isimler kenar oyuncuları olsa takım belki bu derece etkilenmezdi. Daha çok merkezden oynanan bir ligde bu eksiklikler ister istemez göze batıyor.

Buna rağmen Beşiktaş ciddi pozisyonlar yakaladı ama gol atamadı. Veli ve Fernandes'in ya da Olcay ve Almeida'nın paslaşmaları sonucu oluşan pozisyonlar bunlardan en önemlileriydi. Bunların dışında önce Almeida'nın, sonra Gökhan'ın şutları da sayılabilir. Bu saydıklarımdan üç tanesinin maçın henüz 15. dakikası olmadan yaşandığının da altını çizmekte fayda var. İkinci devrede de durum farklı değildi. Duran toplardan yakalanan pozisyonlar normal şartlarda Beşiktaş'ın skor değiştirdiği anlardan farklı değildi. Kısaca Beşiktaş yine skor değiştirecek performansı sergiledi ama beceri konusunda eksik kaldığından sonuç değişmedi. 

Beşiktaş'ın son 3 maçta sadece 1 gol atması tesadüf değil. Hatta buna Galatasaray maçının ikinci devresini de eklersek 3.5 maç oluyor. Takım bir çok pozisyona girmesine rağmen, bunları gol ile sonuçlandırmakta zorlanıyor. Ciddi bir sorun değil gibi gözükse de, uzun vadede sorun yaşamamak adına gerekli hazırlıkların yapılması şart. Bu aşılabilir bir sorun ve kısa sürede sakat oyuncuların da takıma katılmasıyla düzelecektir. Takımın temposu ile beraber pozisyonların zorluğu da azalacaktır ve bu rakamsal olarakta yansıyacaktır. 

Sezonun en çok dikkat çeken iç saha performanslarından birini Gaziantepspor'a karşı oynadı siyah beyazlılar. Bu maçtaki sakinlik ve oyuna hakim olma becerisi rakibin maç bitmeden çok önce direncini kırmıştı. Bu dolayısıyla oldukça rahat bir galibiyete sebep oldu. Benzer bir oyunu Bursaspor karşısında da izledik. Israrla yerden oyun kurmaya çalışan, rakibe önde baskı uygulayıp dar alanda oynamaya çalışan bir takım izliyorduk. Beşiktaş, Galatasaray maçından sonra bu sakinliğini yitirmeye başladı. Takım eskisi kadar oyuna hakim olamıyor. Yaşanan sakatlıklar kadar, hocanın kenarda olamamasının da bunda parmağı var. Bu takımın eğer başarılı olma ihtimali varsa, o akıllı ve domine eden oyun anlayışı ile var. Ne olursa olsun buna sadık kalınmalı.

Beşiktaş'ın Fenerbahçe derbisine kadar oynayacağı 4 maçı var. Bunlar sırasıyla Akhisar, Karabükspor, Kayserispor ve Konyaspor ile. Beşiktaş eğer bu 4 maçı kayıpsız atlatırsa, derbiye çok rahat çıkacak. O açıdan asıl lig şimdi başlıyor da diyebiliriz. 


Not. Birileri Yunus Yıldırım'a barajların 9.15m mesafede olması gerektiğini hatırlatsın.

14 Ekim 2013

Milli Hatıralar

Zamanını hatırlamıyorum bile. Seneler öncesi havlu attığımız bir grup maçı ve yeni hocamız Fatih Terim önderliğinde sahaya çıkan milli takım, kendinden hiç beklenmedik şekilde 2-1 Norveç'i yeniyordu. O dönem daha yeni yeni parlayan Ertuğrul, o gün attığı gollerle benim için adeta halk kahramanı olmuştu. İnsanların genel tepkisini hatırlamıyorum ama o gün benim için milli takım özelinde bir dönüm noktasıydı. Biz sanki o gün futbol oynamaya başladık. Aynı grup maçlarında San Marino'dan gol yemişliğimiz hatta puan vermişliğimiz vardı. O yüzden şeritli formayı sevmem, hep kötü hatıraları vardır. Sonra O geldi göreve ve o grubun son maçı da işte bu Norveç maçıydı.

O grubu o zaferle bitirmiştik. 94 Dünya Kupası'nda hayranlıkla izlediğimiz Brezilya, Nijerya hatta dopingli Maradona ve diğer efsane takımlar, isimler. Çoğu sonra geldi buralarda futbol oynadılar. Mesela Hagi, Popescu, Anderson, Amokachi, Okocha, Letchkov gibi. Bu maçların ardından 96 elemeleri başlamıştı ve milli takım İsveç, İsviçre, İzlanda ve Macaristan ile aynı grupta yer alıyordu. Bu grupta birinci olan doğrudan, ikinci olan da 8 grup içinde en kötü 2'de yer almıyorsa o da doğrudan katılıyordu. O dönemin İsveç'i grubun değil, nerdeyse turnuvanın favorilerindendi, zira Amerika'da oynanan turnuvada dünya üçüncüsü olmuşlar ve efsane bir kadroya sahiplerdi. Aynı şekilde İsviçre de oldukça güçlü bir ekipti.


İlk rakibimiz Macaristanla berabere kalmıştık ama asıl patlamayı İzlanda karşısında yapmıştık. İzlanda'yı adeta sahadan silmiştik o gün. Saffet ve Hakan'ın harika performansı ve kapanışı yapan Sergen Yalçın, skor 5-0! Bu maçın ardından içerde İsviçre'ye kaybetmiştik ama bu düşüş uzun sürmemişti. Dünya Kupası'nın efsane ekibi İsveç'i içerde 2-1 yenmiştik. Sergen'in o güzel kafa vuruşu ve kaleci Ravelli'nin şaşkınlığı hala gözlerimin önünden gitmez. Kalan grup maçlarında da oldukça iyi mücadele edip (Bkz. İsviçre ve İsveç deplasmanları) ilk defa bir Avrupa Şampiyonasına gitmeye hak kazanmıştık.


Milli takımın milli takım olması benim için o gün başlamıştır ve Fatih Terim bu tarihin mimarıdır. Bize korkmadan oynamayı, hırsı ve Hiddink'in de dediği gibi Turkish Way'i öğreten kişidir. O günden sonra aynı duygularla mücadele etmeyi benimsemiş diğer iki büyük isim Mustafa Denizli ve Şenol Güneş de bu felsefeye ihanet etmediler ve onlar da bize güzel zaferler yaşattılar. Bize kazandırdıkları özgüven sayesinde ilerleyen dönemlerde, nasıl gidemeyiz bu turnuvaya der hale geldik hatta. Rakibin kim olduğunun önemi yoktu bizim için, çünkü yenemeyiz denen nice takımları yenmiştik.

Biz yine tarihi bir maça çıkıyoruz. Bir kaç ay önce umudumuzu yitirdiğimiz, oyuncularımızı sorguladığımız noktadan final maçına çıkma noktasına geldik. Kazanırız ya da kaybederiz mühim değil ama son saniyeye kadar yürekten mücadele edeceğimize eminim.

Başarılar TÜRKİYE!

7 Ekim 2013

İnadına Beşiktaş

Beşiktaş zora düşmeye görmesin, büyük taraftarı omuz vermeyi eksik etmiyor. Olaylı Galatasaray derbisi harika bir projeye ön ayak oldu. Proje'nin adı İNADINA BEŞİKTAŞ!

Bu kapsamda taraftarsız oynanacak Rizespor maçına hatıra bilet uygulaması ile beraber, bir de ''İnadına Beşiktaş'' tişörtleri satışa çıkıyor. Tüm taraftarlar tişörtlere ve hatıra biletlere Kartal Yuvaları üzerinden ulaşabilecek.

Beşiktaş'ın sahipsiz olmadığını, taraftarımızın dosta düşmana bir kez daha göstereceğinden hiç şüphem yok. Onun için bu projeyle gücümüzü tekrardan gösterme fırsatı sunan kulübümüzün yetkililerine bir kez daha teşekkürler.






''Vicdanımızın yüceliği ve gönüllerimizin inceliğini kimse daha fazla sınamaya kalkmasın.''

Alayına İsyan, İnadına Beşiktaş!

9 Ağustos 2013

Bundesliga Şifreleri

Bugün yeni sezon başlıyor ve heyecan herkesi sarmış durumda. Bild gazetesi de bu heyecana ortak olmuş ve Bundesliga'da oynayan futbolcular başta olmak üzere, sahne alan kişilerin pek bilinmeyen yönlerine ışık tutmuş ve bunları 50 madde şeklinde sıralamış. Bunların içinden beğendiklerimi paylaşıyorum, daha fazlası için şuraya bakabilirsiniz.

1- Hannover 96 hocası Mirko Slomka teknik direktör olmasının yanında aynı zamanda matematik ve kayak hocasıymış.

2- Schalke'den Christian Fuchs'un yılanlara karşı büyük bir ilgisi varmış. Hatta evinde iki tane yılanı var, hem de bir tanesi Piton yılanı.

3- Franck Ribery Fransa'da yaşadığı ve büyüdüğü şehir olan Boulogne-sur-Mer'de Nargile kafesi işletiyormuş.

4- Bayern'in bir diğer ismi Jerome Boateng'in ise ciddi anlamda bir ayakkabı koleksiyonu varmış. City zamanında çekilen bu karede de görüldüğü üzere sayı 500 çiftten fazlaymış.



5- Wolfsburg'un Hırvat golcüsü Oliç ciddi anlamda bir Luca Toni hayranı. İki tane erkek çocuğu var ve isimleri Luca ile Toni. Gol attığında bazen kulaklarını Luca Toni gibi çekmesinden belliydi zaten.

6- Havalar Münih'de güzel olduğunda takım arkadaşları Ferrari, BMW gibi arabalarla antremana gelirken, Manuel Neuer genelde Vespa ile gelmeyi tercih ediyormuş.

7- Hannover 96 yeni sezonda Cola-Taktiği ile mücadele edecekmiş. Maçın sonlarına doğru, oyunculara son bir güç vermesi açısından su yerine cola verilecekmiş.

8- Mönchengladbach'ın menajeri Max Eberl ailesindeki ilk Max değilmiş. Hem babasının hem de oğlunun adı Max.

9- Hertha kalecisi Kraft'ın Berlin Olimpiyat stadında sinirlendiği zaman sağa sola saldırmasın diye kendine ait bir odası vamış.

10- Werder Bremen'in Sırp yıldızı Ignjovski takım arkadaşlarının eskiyen ayakkabılarını topluyormuş ve bunları ülkesindeki genç futbolculara hediye ediyormuş.

11- Mainz'in çılgın hocası Thomas Tuchel zamanında işletme eğitimini finanse edebilmek için barmen olarak çalışmış.

12- Robert Lewandowski beslenme uzmanı eşinin tavsiyesi üzerine yemekleri yerken farklı bir sıralama uyguluyormuş. Önce tatlı, sonra ana yemek ve son olarakta ara sıcaklar. Bu uygulama metabolizmanın yağ yakmasını hızlandırıyormuş.

13- Braunschweig kalecisi Petkoviç aynı zamanda iyi bir IT uzmanı. SAP şirketi futbol oynadığı sürece onun ara vermesine müsade etmiş.

14- Jakub Blaszczykovski henüz 10 yaşındayken kolay kolay unutulmayacak bir olaya şahitlik etmiş. Babası gözlerinin önünde annesini bıçaklamış.

15- Çok bilinen bir başka konu da Rafael Van der Vaart'ın yükseklik korkusu.

16- Freiburg'un Afrikalı oyuncusu Diagne'nin ilginç bir totemi var. Her maç öncesi su dolu bardakla sahaya çıkıyor ve bir yudum aldıktan sonra geri kalanını sahaya döküyor.

17- Leverkusen'de Early Bird dendiğinde akla gelen tek isim var o da Stefan Kiessling. Takım arkadaşları bu lakabı kendisine her antremana ilk gelen olmasından dolayı vermişler.



6 Ağustos 2013

Bundesliga 2013/14



Bundesliga önümüzdeki Cuma günü son şampiyon Bayern ile Favre’nin Gladbach’ı arasında oynanacak maçla başlıyor. Geçen sezon harika bir lig olmuştu, umarım bu sene de benzer bir heyecana tanıklık ederiz. Sezon başlamadan takımların son durumları hakkında bir kaç değerlendirmede bulunmak istiyorum.

Öncelikle iki şampiyon adayı Bayern ve Dortmund ile başlamak doğru olur. Bayern geçen sezon topladığı kupaların ardından, Guardiola ile yeni bir sayfa açtı. Makina gibi işleyen takıma Guardiola’nın neler katabileceğini hep beraber göreceğiz. Kendi mentalitesi ile beraber Bayern daha da mı iyi olacak, yoksa ters mi tepecek zaman gösterecek. Son olarak Audi Cup’ı kazanmış olsalar da, Süper Kupa finalinde Dortmund’a kaybetmeleri akıllarda soru işareti bıraktı. Götze’nin henüz sakatlıktan yeni yeni kurtuluyor olması, Pep’in denemeleri derken artık telafisi zor zaman dilimine giriliyor. İlk haftadan Bayern’in en çok zorlandığı ekiplerden Gladbach ile oynuyor olmaları da ayrı bir dezavantaj.

Dortmund cephesinde ise Lewandowski sorunu şimdilik normalleşmiş gözükse de, işler kötü gittiğinde huzursuzluk çıkarmaya aday bir numaralı başlık olacak gibi. Bunun dışında yeni transfer Mkhitaryan’ın yaşadığı sakatlık da olumsuz etkenlerden biri oldu sezon öncesinde. Aubameyang ise uzun süredir bu takımın bir parçasıymış gibi oldukça kolay bir şekilde adapte oldu diyebiliriz. Dortmund geçen sezona göre lige daha iyi tutunacaktır ve sonuna kadar bu yarışın içinde olacaktır.

Bu ikiliyi takip eden Şampiyonlar Ligi gediklileri Bayer Leverkusen ve Schalke 04 ise çok önemli isimleri kaybetseler de, akıllıca hamlelerle kadrolarını güçlü tutmayı başardılar diyebiliriz. Leverkusen Schürrle’nin yokluğunu Hamburg’dan Son ile doldurdu, Kiessling ile olan sözleşmesini uzattı. Bunun dışında Real’e geri dönen Carvajal’in yerine Beşiktaş’tan Hilbert ve İtalyan U21 Donati’yi aldılar. Kadlec’in kaybını ise çok ciddi bir eksik olarak görmüyorum, zaten formayı çoktan kaptırmıştı. Bunun dışında Levin, Emre gibi kaliteli gençleri kadrolarına kattılar. Leverkusen yine zirveye yakın takımlardan biri olacaktır. Schalke ise öncelikle Draxler’i elinde tutma başarısı gösterdi ve bu takım adına çok önemliydi. Diğer yandan Santana ve Goretzka ile savunmayı güçlendirdiler. Mainz’den gelen Macar golcü Szalai de ofansif anlamda takıma güç kattı. Bastos’un ayrılması bir kayıp gibi görünse de, onun yerini mutlaka dolduracak bir transfer hamlesi gelecektir. Schalke ligde uzun zaman sonra iddialı bir konuma geldi ama şampiyonluk hala zor.

Avrupa bileti kapan takımlardan Freiburg , Kruse ve Caligiuri başta olmak üzere önemli isimlerini kaybetti ve yerlerini tam anlamıyla dolduramadı. Hem Avrupa’da hem ligde oynayacak olmalarından ötürü onları zorlu bir sezon bekliyor olacak. Beklenmedik bir şekilde düşüş yaşamaları kimseyi şaşırtmaz diye düşünüyorum. Geçen sezonun diğer flaş ekibi Frankfurt ise elindeki kadroyu büyük oranda muhafaza etmeyi başarsa da, iki kulvarda yarışacağı için zorluk yaşayacaktır.

Stuttgart‘ a gelirsek oldukça akıllı transfer hamleleri yaptılar diyebiliriz. Maddi zorluklarına rağmen doğru isimlere yönelip, Bundesliga için faydalı olabilecek Sercan, Rausch, Rojas , Abdellaoue gibi oyuncuları kadrolarına kattılar. Bu sezon daha iyi bir performans sergileyeceklerdir ama sezon başında zorluk yaşamaları muhtemel.

Geçen sezon savunma anlamında zorluklar yaşayan Hamburg ise ilk olarak bu bölgesini güçlendirmeye çalıştı ve Djourou, Sobiech gibi kaliteli isimleri aldılar. Son’un kaybı takım adına büyük bir eksiklik olsa da, Hakan için bu büyük bir şans. Bir diğer sorun ise forvette yaşanacak gibi görünüyor. Rudnevs’in zaman zaman etkisiz kalması, takımın performansını da doğrudan etkiliyor. Kuliselerde Eren Derdiyok’un adı geçiyor. Olası bir transfer Hamburg’u Avrupa kupalarına katılma konusunda oldukça avantajlı bir konuma getirebilir.

Gladbach’a gelecek olursak kadroda oynayan isimler açısından bir kayıp söz konusu değil. Bunun üzerine ekibe dahil olan Kruse, Raffael gibi isimlerle daha da güçlü oldular. Bu sezon tekrardan oldukça başarılı bir performans çizeceklerini düşünüyorum.

Geçen sezon Avrupa’da harika performans sergileyen Hannover ise kadrosundan önemli isimleri kaybetse de Diouf’u tutmayı başardı. Bunun dışında kadroya dahil olan Sane ve Bittencourt dışında ciddi takviye yapamadılar. Ama kadronun diğer isimleri ile lig için yeterli ve başarılı olabilecek bir altyapıya sahipler.

Wolfsburg ise Magath’dan kalan geniş kadrosunu boşaltmakla meşguldü. Bunun dışında kadrolarına iki tane nokta atışı takviye yaptılar; Caligiuri ve Timm Klose. Geçen sezona göre daha başarılı bir performans sergileyeceklerini düşünüyorum ama bu Avrupa kupalarına yeter mi zaman gösterecek. Son transferleri Malanda‘nın ilk 6 ay eski takımı Zulte’de oynayacak olması bence büyük bir kayıp.

Schaaf’ın seneler sonra bırakmasının ardından göreve gelen Dutt ile Bremen’i oldukça zor bir sezon bekliyor. Kadrolarında ciddi anlamda kalite eksikliği göze çarpıyor. Bremen için bu sezon hiç kolay olmayacak. Transfer dönemi bitmeden gerekli takviyeleri yapmazlarsa, başları yine ağrıyabilir.

Mainz ve Nürnberg ise ellerindeki önemli isimleri kaybetseler de, yine akıllı transferler yaparak dirençli takımlar olmaya devam edeceklerdir. Özellikle Nürnberg’de Ginczek ve Mainz’de Schahin’in başarılı bir sezon geçireceklerini düşünüyorum.

Lige yeni katılan Eintracht Braunschweig, Hertha Berlin ile Bundesliga’nın zayıf halkaları Augsburg ve Hoffenheim ise küme düşmeme mücadelesi verecek takımlar olacaktır. Özellikle Braunschweig’ın işi hiç kolay olmayacak. Augsburg bu dört takım içinden yine en çok direnen ekip olacaktır ve büyük ihtimalle de başarılı olacaktır.

Bizleri yine bol gollü ve keyif dolu bir sezon bekliyor olacak. İyi olan kazansın!

5 Ağustos 2013

Futbol Dayanışması

Yaklaşık 1 ay önce oynanan St.Pauli - Beşiktaş maçının öncesinde ve sonrasında aşağıda paylaştığım kısa belgesel çevrilmiş. Gezi Parkı olayını ve Çarşı'nın rolünü yorumlamış taraftarlar. İnsanların olan bitenden haberi olduğunu görmek hem şaşırtıcı hem de sevindirici.


St.Pauli - Beşiktaş ;

 



31 Temmuz 2013

Ronaldinho



Atiba Hutchinson (30)

Madem iş resmiyete döküldü, o zaman Atiba hakkında yazmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Oyuncu hakkında kısa bir değerlendirme yapıp, Beşiktaş'a nerede fayda sağlayabileceğinden bahsedeceğim.

Atiba'nın kariyerini enine boyuna anlatmak yerine, en çok göz önünde olduğu PSV dönemini ele almak istiyorum. Öncelikle PSV benim Avrupa'da izlemeyi sevdiğim takımların en başında gelir. Her zaman göze hoş gelen ve yüksek tempolu bir futbol anlayışını sahaya yansıtırlar. Bahis sevenlerin de vazgeçilmezlerindendir.

Atiba 3 sezon önce dikkatleri çeken Kopenhag performansının ardından PSV'ye dahil olmuştu. İlk sezonunda oldukça başarılı bir grafik çizmiş ve merkez ortasahada etkili maçlar çıkarmıştı. PSV'nin değişmeyen 4-2-1-3 oyun anlayışında, orta sahadaki ikilinin çok koşanı oluyordu. O sezon takımın tempolu oyun anlayışının en önemli isimlerinden biriydi.

Bir sonraki sezon ise geçirdiği sakatlık yüzünden uzunca bir süre forma giyemedi ve döndüğünde formayı kapmak hiç de kolay olmadı. Uzun süre rotasyon oyuncusu olmak durumunda kaldı ve zaman zaman farklı mevkilerde görev aldı. Sağ bek bunların başında geliyordu. Burada gösterdiği performansı yeterliydi diyebiliriz.

Geçen sezon ise sağ bekte gösterdiği bu performans sayesinde, o bölgenin ilk tercih edilen adamı oldu. Bu aynı zamanda Bulgar Manolev'in devre arasında Fulham'a kiralanmasına sebep oldu. Bütün sezon boyunca maçların nerdeyse tamamında forma giydi. Özellikle bazı Avrupa maçlarında tekrardan merkezde oynasa da, sağ tarafta daha faydalı maçlar çıkardı. Bazen Lens bazen de Narsingh'in arkasında oldukça iyi performans sergiledi. PSV'nin geçen sezon ligde rekor bir gol sayısına (34 maç 103 gol) ulaştığı bir oyun anlayışından bahsediyoruz. Ön bölgede daha aktif ama oturmuş savunmada da derin zaaflara yol açan bir anlayış. Öncelikli hedefi gol atmak olan ve açık oyuncularının en etkili olduğu liglerden birinde sağ bek oynamak, hiç kolay bir durum değil.

Beşiktaş özelinde değerlendirirsek defansif ortasahaya nasıl bir oyuncu gelmeli sorusuna ben şöyle cevap vermiştim. Atiba bu özelliklerden çoğunu bünyesinde barındırsa da, büyük bir eksiği var. Geriden oyun kurabilme özelliği. Bu takımın büyük bir süpriz olmazsa, yine Oğuzhan ve Fernandes'e bağlı kalacağını gösteriyor. Atiba'nın top ile ilişkisi kötü değil ama benim burada söylemek istediğim daha farklı. Atiba takımı ileri itmekten çok, topu bir yerden diğer noktaya götüren adam olur. Bu zaman zaman zorluklar yaşatacaktır. Ayrıca ligimiz oldukça sert bir oyun anlayışına sahip. İkili mücadelelerde atletik ve uzun olmak kadar, güçlü olmak da bu mevki için çok önemli. Atiba bu mücadele içinde de zorlanabilir.

Bunun dışında gerek tecrübesi, gerek düzenli oynayan bir oyuncu olması ve düzgün bir karakter olması sebebiyle takıma katkı sağlayacak olumlu yönleri de var. Kendisinin daha önce dizinden iki kez yaşamış olduğu bir sakatlığı var. Bu konuda nam salmış sağlık ekibimizle umarım işi olmaz.

Röportajında 13 numarayı sevdiğini ve uğuruna inandığını belirtmiş. Bunun dışında kafasında 2 sene daha üst düzey seviyede oynayıp, MLS'de kariyerini sonlandırmak olduğunu belirtmiş. İzlemek isteyenler için;











23 Temmuz 2013

Aranıyor


Beşiktaş aşamalı bir şekilde transferlere devam ediyor ve gözler Tolga Zengin transferinden sonra orta sahaya çevrildi. Oğuzhan ve Fernandes'in arkasında oynayacak oyuncu, takımın gelecek sezon ortaya koyacaklarını doğrudan etkileyecek. En kritik transfer bu bölge için olacak dersek, abartmış olmayız diye düşünüyorum.

Bu açıdan Beşiktaş özelinde oraya nasıl birinin gelmesi gerektiğini, en azından benim aklımdaki 6 numarayı maddeler halinde yazmak istiyorum. Gelecek isim bunlardan hepsine sahip olmasa bile, en azından bazılarına sahip olması gerekir. Geçelim maddelere öyleyse;

- Öncelikle anatomik yapısı itibariyle oldukça güçlü, uzun boylu ve duran toplarda etkili olması gerekir. Şu an itibariyle Ersan, Franco, Almeida ve Sivok var. Bu sayı 5 olursa, Fernandes'in kullandığı duran toplar daha da tehlikeli olur. Ayrıca mevcut kırılgan yapıya direnç katması açısından önemli bir durum.

- Geriden oyun kurabilme yeteneği olmazsa olmaz. Aksi durumda geçmiş 2 sezonda özellikle zorlu maçlarda sıklıkla gördüğümüz Fernandes sorunsalı çıkıyor ortaya. Oyun tıkandığı için geri geliyor ve kendi gayretleri ile oyunu kurmaya çalışıyor. Takımlar bunu iyi bildiği için özellikle ikili pres ile Fernandes'i olabildiğince etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bu zaman zaman Fernandes'in top kaybetmesine de neden oluyor ve ani ataklarla karşı karşı kalıyor takım.

- Oyuncunun karakteri ve lider özellikleri de bir o kadar önemli. Takım oldukça genç bir yapıya büründü. Sahadaki bu genç oyunculara, oyun içinde liderlik yapabilecek ve aynı zamanda saygı görecek biri olması takım adına ciddi katkı sağlar.

- Bunların dışında oyuncunun taktik bilgisinin de üst düzey olması şart. Avrupa'nın zorlu liglerinde oynamış ya da yetişmiş olması ve özellikle Avrupa kupalarında tecrübesi olan biri olması takımın da çehresini değiştirecektir.

- Maç temposuna sahip olması da bir o kadar önemli. Takım içinde Gökhan, Pektemek ve bunlara eklenecek İsmail gibi geçen sezon çok az maç oynayan ya da oynayamayan oyuncuların olması zaten yeterince olumsuz ve göğüslemesi zor bir durumken, maç eksiği olan bir başka oyuncunun eklenmesi durumu daha da zorlaştırır. Onun için sağlık sorunları olmayan ve düzenli forma giyen bir oyuncu daha fazla katkı sağlayacaktır.

- Oyuncunun yaşı aslında çok önemli değil ama yukarda saydığım özellikler doğrultusunda zorlu bir ligde ( Big 5) mücadele eden bir isim olursa, takıma hem daha kolay adapte olur hem de vites yükseltmesinde fayda sağlar.

Beşiktaş bu 6 maddeden ne kadarını tutturursa o kadar başarılı bir iş çıkarır. Umarım 6 numaraya bu 6 kriteri de dolduran ve takıma bir Fabian Ernst etkisi yapabilecek bir isim gelir. Beklemedeyiz.



Kült

"Bazı kulüpler vardır, O kulüpler taraftarları ve sevenleri için ayrı bir değer taşır. Biz onlara 'Kült Kulüpler' diyebiliriz. Benim içinde böyle kulüplerden biriydi Beşiktaş buraya gelmeden önce. Westham United gibi, Everton gibi, Liverpool gibi bir kulüptü benim için. Beşiktaş Avrupa'nın en büyük kulübü olmayabilir ama taraftarları ve camiası için taşıdığı anlam Beşiktaş'ı Avrupa'nın belki de en özel 10 kulübünden biri kılıyor. Ben buraya gelmeden önce Mrmic ile yaptığım konuşmalarda da benzer şeylerden bahsettik. Buraya geldikten sonra da işin gerçeğinin böyle olduğunu gördük. Benim Hırvatistan'daki takımım Hajduk Split için de bunları söyleyebilirim. Hajduk Split çok büyük ve Avrupa'da söz sahibi bir kulüp değildir ama bulunduğu bölgedeki insanların hayatında çok büyük anlamlar taşır. Tam da bu özelliği ile bir kült kulüptür. Beşiktaş'ta tam olarak böyle bir kulüp. Arması, forması, renkleri, taşıdığı önem Beşiktaş'ı kült bir kulüp haline getiriyor. Ben Beşiktaş'a transfer olduğumda kulübün armasını öpen ve 'Ben zaten hep bu kulübün taraftarıydım, hep bu kulübü sevdim' diyen oyuncular gibi hareket edecek değilim. Benim hislerim gerçekten samimi ve buraya gelmeden önce de Beşiktaş'a karşı hislerim böyleydi. Buraya gelince de bu hislerim devam ediyor."

Slaven Biliç

13 Temmuz 2013

FC St.Pauli 1-0 Beşiktaş JK

Dün akşam çok özel bir maç oynandı Hamburg'da. Bir tarafta Almanya'nın en farklı takımlarından birisi St.Pauli, diğer tarafta ise Beşiktaş. Bu güzelliği hem sahada hem de tribünde görme şansı bulduk. Onlar Beşiktaş diye bağırdılar, Çarşı St.Pauli diye karşılık verdi. Ortak mesajlar verildi ve cidden farklı kültürlerin bu iki kardeş ruhlu takımını izlemek büyük bir keyifti.

Maçın genel değerlendirmesine geçmeden önce altını çizmemiz gereken önemli nokta var. Öncelikle St.Pauli takım kadrosu yeni sezona giriş yapacak şekilde hazır bir takım olarak sahadaki yerini alırken, Beşiktaş daha toplanıp çalışma yapalı sadece bir kaç gün olmuştu. Bu sahadaki oyuna da yansıdı.

İlk resmi maç olması sebebiyle takım analizinden çok oyuncuların bireysel performansını değerlendirmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Onun için forma giyen isimleri tek tek değerlendirmeyi tercih ettim.



Cenk Gönen

Eski performansından pek bir farkı yok gibi görünse de, şu an bir numaralı isim olması ve Jose hocanın çalışmaları ile oldukça hazır duruyor. Geçmiş dönemlerde yaşadığı sorunlar ise hala aynı şekilde devam ediyor. Sahada hızlı karar verme eksikliğini bir an önce atıp, oyunu hızlı başlatma, topu nasıl oyuna sokması gerektiğine çabuk karar verme gibi noktaları bir an önce aşmasını diliyorum.

Filip Holosko

Biliç kamp döneminde sağ bek olarak kullandığında nasıl bir performans verdiğini cidden merak ediyordum. Kendisi takım içinde fiziksel anlamdaki en hazır oyuncu diyebilirim. Kendine tatilde iyi bakmış. Aslında ofansif anlamda oldukça başarılı bir performans sergiledi ama savunma zaafları çok göze battı. Holosko'nun top kullanma yeteneğinin zayıf olması, savunmada zaman zaman zor durumlar yaşamasına sebep oldu. Bu saatten sonra olur mu bilmem ama Holosko'nun orada işi yok bence.

Tomas Sivok

Sivok da kendine iyi bakanlardan. Takım savunmasında ilk 45 dakika boyunca ne yapılması gerektiğini en iyi bilen isimdi. Özellikle oyunu ileri taşıma konusunda sıklıkla insiyatif aldı. Devamlı ilerdeki boş arkadaşlarını aradı ve genelde olumlu işler çıkardı. Yine takımın en önemli isimlerinden biri olacaktır.

Julien Escude

Escude'nin sanırım kafasında futboldan çok daha önemli şeyler var. Sanki futbol onun için bir hobi ve bu işi yapmış olmak için yapıyor gibi bir görüntü çiziyor. Bunun dışında yaşının da getirdiği sebeplerden ötürü, rakip ataklarında oldukça zorlandı. Biliç'in yeni sezonda şans tanıyacağını düşünmüyorum. Bu haliyle muhtemelen Katar'a gider.

Ersan Gülüm

Ersan da kendine bakanlardan. Ayakları yere artık daha sağlam basıyor. Biliç ondan bir Çorluka yaratabilir mi bilmem ama 45 dakika içinde savunma anlamında oldukça iyi sinyaller verdi. Bu istikrarını eğer ofansif anlamda da sağlarsa çok etkili bir oyuncu olacaktır. En azından İsmail dönene kadar bu bölgeyi idare edebilir mi, kampın ikinci döneminde net bir şekilde belli olur. Umut var.

İbrahim Toraman

Fiziksel olarak takımın en kötüsü. Ciddi anlamda kilo almış. Profesyonel bir futbolcuya yakışmayacak şekilde göbek yapmış hatta. Öncelikle tekrardan daha hazır bir hale gelmesi için ikinci kamp döneminde çok daha fazla çalışması lazım. Bunun dışında görünen Biliç'in onu ortasahada değerlendireceği. Bu Beşiktaş savunması için önemli bir nokta. Topu olumlu kullanma konusunda çok etkili olmasa da, en azından yedek kulübesinde bir alternatif olacaktır.

Veli Kavlak

Veli de oldukça diri bir görüntü çizdi. Oyun anlayışı her zamankinden farklı değildi. Yanında Toraman olduğu için takımı ileri taşımakta ciddi anlamda zorluklar yaşadı. O da büyük ihtimal yedek olarak zaman zaman şans bulacaktır.

Manuel Fernandes

Hazır bir görüntü çiziyor. Kendine iyi bakmış diyebiliriz. Saha içinde zaman zaman sinirli görüntüler çizse de, biz onun bu yönünü zaten biliyoruz. Biliç de aynı Aybaba gibi onu ortasahanın önünde değerlendirdi. Gerçi artık eski mevkisine geri dönmesi pek mümkün gözükmüyor gibi. Saha içinde çok hareketli değildi. Sezon içinde mutlaka bu tavrı değişecektir. Buna rağmen oyun zekası ve kalitesiyle takımın hala en önemli ismi.

Gökhan Töre

Oldukça iyi bir görüntü çizdi. Fizik olarak kendine iyi bakmış ama maç eksiği olduğu çok net belli oluyor. Arkasında Holosko oynamasına rağmen, oldukça etkili bir oyun çizdi diyebilirim. Özellikle Fernandes ile yaptığı pas alışverişleri ve ceza sahasına yakın oyunu olumlu görüntü verdi. Takım savunmasında da oldukça başarılıydı. Mühim olan sakatlık yaşamadan sezona girmesi. Onun için alacağı süre zaman geçtikçe artacaktır. Kilit oyunculardan biri olacaktır.

Olcay Şahan

Olcay da geçen sezon bıraktığımız gibi. Zaman ilerledikçe daha da iyi olacaktır. Geçen sezondan farklı bir performans beklemiyorum. Takımın banko isimlerinden biri olacağı çok net belli oluyor. Daha iyi anlaşabileceği bir forvet ile daha da başarılı olabilir.

Hugo Almeida

Biraz fazla rahat bir görüntü çizdi. İlk 20 dakika içinde öyle ve ya böyle 4 tane net pozisyonu oldu. Bu ofansif hattın oyun anlayışına hiç uymayan bir oyuncu modeli görüntüsü çiziyor. Geçen sezon daha merkezi bir roldeyken, bu sezon ondan daha bir takım oyuncusu gibi olması ve bulduğu şansları değerlendirmesi bekleniyor. Fazla rahat tavrı ile bu zor gözüküyor. Yolların ayrılması iki taraf içinde daha yararlı olacaktır.



İkinci Devre 11'i

Günay Güvenç

Kendisi transfer olduğu gün söylediğim gibi çok başarılı bir hamle yapıldı. Günay doğru ellerde, işlendiğinde çok daha iyi olacaktır. Kısa sürede rakibin ciddi anlamda baskı yarattığı dakikalarda, oldukça başarılı bir performans sergiledi. Umarım iyi çalışır ve muhtemelen 3.kaleci olacağı dönemler dahi olsa karamsarlığa kapılmaz ve iyi çalışmaya devam eder. Gerçi Jose varken böyle bir şey pek mümkün değil zaten. Önemli bir potansiyel.

Tanju Kayhan

Tanju bıraktığımız gibi. Futbol anlamında çok bir fark yok. Orjinal bir bek olmasına rağmen ofansif anlamda hiç bir varlık gösteremedi. Bu performansından dolayı hocanın arayışlarda olduğu çok net bir şekilde belli oluyor. Serdar Kurtuluş büyük ihtimalle kadroya dahil olacağı için kadroda kalacağını düşünmüyorum.

Berat Çetinkaya

Berat geçen sezon bolca forma şansı bulmasının meyvelerini toplamaya başlamış. Daha bir sakin daha bir akıllı gördüm. Kalır kalmaz bilmem ama kendini geliştirdiğini görmek güzel. Umarım takımda kalır ve kendini değerlendirme şansımız olur.

Atınç Nukan

Benim için açık ara maçın en dikkat çeken oyuncusu oldu. Fiziki anlamda olmuş artık. Aşırı uzun olmasına rağmen, oldukça hızlı. İkili mücadelelerde olsun, hava toplarında olsun her müdahelesi gayet başarılıydı. Daha kolay bir rakip karşısında, ofansif anlamda da ne yapar bir görmek lazım. Atınç'tan çok umutlu değildim ve bu performansı beni cidden çok şaşırttı.

Gökhan Süzen

Tam bir hayal kırıklığı. Pek istekli olduğunu söylemek zor. Isınırken bile olanı biteni çok ciddiye almıyor. Bunlar bir yana bırakalım, saha içinde yaptığı pas hataları akıl alır gibi değil. Yeteneklerinden önce Gökhan'ı birilerinin uyarıp, kendine getirmesi lazım.

Hasan Türk

Allah var Hasan çok yetenekli bir futbolcu ama Hasan'ın ciddi bir sorunu var. Hasan sahada yaklaşık 100m2'lik bir alan içinde aktif. Burada topla buluşuyor, daha uygun olana veriyor ya da top kapıyor vs. ama temposuz ve hareketsiz. Bu seviyede böyle oynarsan, şans bulamazsın. Hatta bu şekilde kendi yaş gruplarında bile şans bulamazsın. Hasan'ın çok daha hareketli olması lazım ki, yetenekleri takım adına faydalı olsun. Bu şekilde zor.

Mehmet Akgün

Bence mevcut kadro içinde sağ bek için en uygun futbolcu kendisi. Öncelikle ayağı çok düzgün. Biliç onu ortasahada değerlendirdi ve çok etkili olamadı. Daha çok tamamlayıcı bir isim olduğu için, o bölgedeki sorumluluk kendisine fazla geliyor. Sık sakatlanan bir isim olması sebebiyle, sağ bek için geçici bir alternatif olabilir. Çok fazla bir şey beklenmiyor zaten.

Muhammet Demirci

Öncelikle Biliç kendisine ciddi anlamda önem veriyor. Bunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Muhammet için önemli bir fırsat var bu. Çok çalışıp hocasının da dediği gibi o zıplamayı artık başarmalı. Ortam ve şartlar hiç bu kadar müsait olmadı. Cesaretini yitirmez ve böyle devam eder umarım.

Dentinho

Tam bir değerlendirme yapmak çok zor. Çok hazır görmedim açıkcası. Oyun anlayışındaki farklılıklar en büyük handikapı. Bunu aşabilir mi, takıma fayda sağlayabilir mi gibi sorulara cevap vermek için çok erken. Bir sonraki kamp döneminden sonra ne verebileceğini az çok kestirebiliriz diye düşünüyorum.

Ömer Şişmanoğlu

Sahada yer alan 22 futbolcu içinde en istekli, arzulu isim Ömer oldu. Bir an önce bir şeyler yapmak istemesi Beşiktaş adına sevindirici. Bu hırsını korursa, sezon içinde takım adına ciddi faydalar sağlayabilir. O da oldukça hazır bir görüntü çiziyor.

Mustafa Pektemek

Mustafa'yı bu maç özelinde değerlendirmek zor ama tek forvet olarak yine zorlanacak gibi görünüyor. Öncelikle sağlığına dikkat etmeli ve daha da güçlenmeli. Basit oynadığında ve düşünerek hareket ettiğinde Mustafa'nın büyük işler yapabildiğini daha önce de çok kez gördük.



Daha önce de belirttiğim gibi hazır bir takıma karşı oynanan bu maç, Biliç'e sadece oyuncuları değerlendirme şansı tanıdı. En azından kimin ikinci kampa götüreceleği konusunda kafasındaki sorulara cevap buldu diye düşünüyorum. Yeni transferler ve önemli oyuncuların hazır bir hale gelmesinin ardından takım daha da iyi olacaktır.




11 Haziran 2013

Gökhan Töre (21)

Gökhan Töre 1992 senesinde Köln'de Samsunlu bir gurbetçi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 21 sene içinde ise yaşadıkları ve ulaştıkları göz önüne alındığında oldukça ilginç bir hayat hikayesine sahip. Özellikle hayatında çok önemli bir yere sahip olan dedesi başta olmak üzere, İngiltere'ye transferi, sonra başarılı Bundesliga macerasıyla sıradan bir futbolcu hikayesi olan bir isim değil.

Futbolda çok ufak yaşlarda Adler Dellbrück'de gösterdiği başarının ardından, 7 yaşında genç oyuncular için Almanya çapında büyük bir fırsat olan Bayer Leverkusen'e transfer olur. Burada çok ufak yaşlarda gösterdiği performans sadece Türk milli takım ekibinin değil aynı zamanda Almanların da dikkatini çeker. Ama Gökhan'ın kararı çok nettir. Onunla ufacık yaşından itibaren ilgilenen ve her antremanında ona eşlik eden dedesi Sabri'nin vasiyetini yerine getirecektir. O daha 14 yaşındayken kaybettiği dedesinin tek arzusu Gökhan'ın ay-yıldızlı forma giymesidir. O da hiç şüphesiz bu isteği yerine getirir ve milli takım için forma giymeye başlar. Dönem dönem Almanların yetkili ismi Horst Hrubesch'in onu telefonla taciz etmesine kulak bile asmaz. Bu güçlü ilişki dedesinin onunla çok ilgilenmesi ve onu antremanlarına götüren kişi olmasından daha derin bir konu aslında. Özellikle 3.jenerasyonun ebeveynleri çalışmak zorunda olduğu için, bu nesli genelde dedeleri ve nineleri büyüttü. Bu yüzden bu neslin ilk jenerasyona karşı olan bağlılığı oldukça derin ve güçlüdür. Buna güzel bir örnek mesela Gökhan'ın sol kolundaki dedesinin adını ölümsüzleştirdiği dövmesidir. Bu yüzden çok severim Gökhan'ı.

Takımındaki başarısı sayesinde Gökhan büyük takımların da dikkatini çeker ve Chelsea'ye transfer olur. Henüz 17 yaşındadır ve çok farklı bir ülkeye doğru yol tutacaktır. Onun transferinde rol oynayan isim Frank Arnesen olur.

2009/10 ve 2010/11 sezonunda özellikle yaptığı asistlerle dikkat çekti. Chelsea U18 ve Rezerve takımlarında oldukça başarılı bir dönem geçirdi ve şampiyonluklar yaşadı. Bu sayede zaman zaman Ancelotti idaresindeki Chelsea A takımında da yer aldı. Ancelotti gençlere çok şans veren biri olmadığı için, buradaki macerası kulübe dışına çıkamadı. 18 yaşında forma şansı bulamasa da, yıldız isimlerle antreman yapma şansını elde etti. Kalou, Zhirkov gibi isimlerle çok samimi olduğunu her ortamda dile getiriyor. O da Oğuzhan gibi play station hastası.

Bu sürecin sonunda önce gençlerin şans bulamamasından şikayetçi olan Arnesen, Chelsea'den ayrılıp Hamburg'a gitti. Arnesen'in ilk icraati Chelsea alt yapısında yer alan bu gençler oldu. Bunlardan bir tanesi de Gökhan'dı. 2,5 yıllık Chelsea macerasının ardından Hamburg ile 3 senelik sözleşme imzaladı ve artık sahne alabilecekti.

Hamburg 2011/12 sezonuna Michael Oenning liderliğinde başladı. Genç ve daha oturmamış bir takım olmaları kadar, oldukça tecrübesiz bir teknik direktörün idaresi altında olmalarından ötürü sezona kötü bir başlangıç yaptılar. Bu ister istemez Oenning'in sonu oldu ve yerine hala görevde bulunan Thorsten Fink getirildi. Gökhan iki teknik adamın da değişmeyen oyuncusuydu ve takımın ofansif anlamda en kilit isimlerinden biri olmayı başardı. Bu kısa zaman içindeki başarısı özellikle Rubin Kazan olmak üzere bir çok takımın dikkatini çekti ve devre arasında Hamburg'un kapısını çaldılar. Hamburg ve Gökhan ilk etapta hayır dediler. Sezon sonu ise işin rengi değişmişti ve Gökhan Rubin'in yolunu tutacaktı.

Rubin Kazan süreci ise hiç beklendiği gibi olmadı. Transferde isteksiz olduğunu daha sonra kendide dile getirmişti zaten. Burada bir şekilde yeterli şansı bulamadı. Daha sonra işin menajeri ile ilgili olduğu ve bu konuda bir takım gizli olayların döndüğü dedikoduları çıksa da, ne olup bittiğini bilmiyoruz. Bilinen tek şey bu olaylardan sonra Gökhan'ın Ahmet Bulut'un portföyüne dahil olduığu.

Milli takımda ise onu A takıma ilk kez alan Hiddink döneminde de, Avcı döneminde de kadroda kendine yer buldu. İlk maçına 10.08.2011'de Estonya karşısında çıktı ve başarılı bir performans gösterdi. Çok forma giymediği dönemlerde dahi kadroya çağrılması, teknik ekiplerin ona olan güvenini çok net bir şekilde yansıtıyor. Hiddink'in Chelsea'de oynarken onun için İngiltere'ye gidip antremanlarını izlemesi ve ona da diğer gurbetçi isimlere olduğu gibi değer vermesi de oldukça önemli bir ayrıntı.


TEKNİK DEĞERLENDİRME

Gökhan'ı değerlendirirken üst ligde forma giydiği ilk sezonu olan Hamburg'daki dönemini baz alacağım. Hamburg'da forma giydiği dönemde 4-2-3-1 formasyonunda sağ açık, 4-3-1-2'de de zaman zaman ofansif ortasaha zaman zamanda ikinci forvet olarak oynadı.

Gökhan her iki ayağını da kullanabilse de, sol ayağı güçlü olan bir futbolcu. Teknik kapasitesi oldukça yüksek bir isim. Topu ayağında saklama konusunda oldukça başarılı olması dışında en önemli özelliği top sürüşü ve bunu başarıya götürebilmesi. Bu becerisi onun aynı zamanda en büyük handikapı. Başarabildiğine inandığı için bazen olması gerektiğinden fazla topu tutuyor ve takımın oyun anlayışını kötü anlamda etkiliyor. Örnek aldığı isimlerin Robben ve Messi olduğunu da bu noktada belirtmekte fayda var. Eğer doğru isimlerle çalışabilirse, bu özelliğini olumlu kullandığını da belirtmekte fayda var. Bunu en güzel anlatan aşağıdaki grafiktir bence. Hamburg'da oynarken yakaladığı maç başı kilit pas başarısı ile Bundesliga'nın en iyileri arasına girmeyi başardı. Bayern'den Robben ve Ribery ya da o sezonun flaş ekibi Mönchengladbach'dan Arango ya da Reus gibi isimlere yakın bir sayıya ulaşması çok önemli.

Kendisini yetenekli futbolcular içinde bir adım öne çıkaran bir başka özelliği ise mücadeleci ruhu. Sonuç olumsuz olduğunda, bazı oyuncular gibi durumu asla kabullenmiyor. Bunu değiştirebileceğine inanıyor ve takımındaki arkadaşlarını da inandırıyor. Bu özelliğini özellikle Hamburg'da bir kaç kez gösterme şansı buldu ve herkesin övgüsünü almayı başardı.

Gökhan mesela bir İlkay gibi kendini kişisel anlamda çok geliştirmiş bir isim değil. Dolayısıyla bu onun hayata bakış açısı ve davranışlarında da farklılıklara sebep oluyor. Hayattan keyif almasını seven bir isim. Bu konuda kendisine baskı yapılması ters tepebilir. Bir Batuhan değil tabi ama Fernandes kadar rahat bir isim diyebilirim.

Hamburg'da oynadığı dönemde oldukça fazla sorumluluk alıyordu. Kornerler ya da duran topları hep o kullanıyordu. Bu takıma skor olarak olumlu yansıyordu. Özellikle sol ayağıyla içe doğru kullandığı kornerlerden Hamburg çok sayıda gol buldu. Fernandes'in bu sezon verdiği katkı kadar olmasa da, bu konuda da faydalı olacaktır.

Bazı zamanlar ''sahte'' ofansif ortasaha olarakta oldukça iyi maçlar çıkardı. Top sürme konusundaki becerisi ve teknik kapasitesi sayesinde takım arkadaşlarına daha çok katkı yapan bir oyun tarzı ortaya sergiledi. Özellikle Bayer Leverkusen maçı, bu maçlar içinde en dikkat çekeniydi diyebilirim. Savunma arkasına bıraktığı paslardan sadece bir tanesinin gol olması ise büyük bir şansızlıktı.

BEŞİKTAŞ'TA NE YAPAR?

Gökhan'ın Beşiktaş'ta oynaması gereken mevki önceki takımlarında da olduğu gibi sağ açık olacaktır. Bu durum onu ters ayağıyla mecburen içeri doğru oynamasını ve iç kısımdaki isimlerden kopmamasını sağlayacaktır.

Takımda oynayacağını düşündüğüm Olcay, Oğuzhan ve Fernandes ile beraber topa hakim ve baskıcı bir futbol anlayışını kolaylıkla sergileyebilir bu ekip. Bu üç isim geçen sezon özellikle ilk devrede küçük üçgenlerle rakip savunmayı bozan bir anlayış benimsemiş ve oldukça başarılı olmuştu. Gökhan da bu ekibe kolaylıkla dahil olabilecek bir oyuncu. Burada önemli olan bu isimlerin önünde tek amacı gol katkısı verebilecek bir forvet olacaktır. Elimizde iyi forvetler olsa da, bu şablonda skora net bir şekilde katkı yapan bir isim olmazsa olmazdır.

Bunun dışında takımdaki gurbetçi oyuncu sayısının gittikçe artıyor olması da onun için büyük bir şans. Alt yapıdan arkadaşı olan Burak Kaplan büyük ihtimal takımda kalmayacaktır ama eğer kalırsa onun da uyum konusunda kendisine faydası olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak geçen sezon çok fazla forma giyememiş olması Gökhan için bir handikap gibi duruyor ama eğer kamp dönemini iyi geçirirse kısa süre içinde bu açığını da kapatacaktır. Kendisine tekrardan çocukken tuttuğu takıma hoşgeldin diyor ve başarılar diliyorum.

9 Haziran 2013

Nasıl Yani?

Dün Spor Bakanımız Suat Kılıç'ın yapmış olduğu bir açıklama yansıdı Beşiktaş Medyasına. Haber şurada mevcut. Sayın bakan sürecin Demirören zamanında tamamlandığını, hatta Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da olan bitenden haberdar olduğunu belirtmiş.

Şimdi gelelim asıl meseleye. Yıldırım Demirören Beşiktaş'ın başındayken, Kültür Bakanlığı'na stadyumun durumu ve yeni stad projemize neden izin verilmediği ile ilgili bir yazı kaleme almıştım. Bunun dışında stadyumun hemen dibindeki otele nasıl izin verildiğini ve bölgeye yapılacak metro inşaatının neden herhangi bir engelle karşılaşmadığını sormuştum. Uzun süren beklemenin ardından İstanbul III No'lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü bana aşağıdaki mektubu yollamıştı.



Bu mektupta bizi bugün ilgilendiren kısım, sarıyla çizilmiş ilk bölüm. ''... İnönü Stadyumu ile ilgili olarak işlem dosyasında, yapı tescil edildikten sonra kurulun değerlendirdiği herhangi bir restorasyon projesi veya avan proje olmadığından, iptal edilmesi de söz konusu değildir.''

Kısaca bize ulaşmış herhangi bir proje yok. Hatta avan proje bile yok neyin iptalinden bahsediyorsun sen kardeşim dedi devletimizin kurumu. Mektubun tarihine bakalım. 5 Nisan 2012! Kısaca Fikret Orman daha bir kaç haftalık başkan.

Sayın Bakan'ın amacı nedir bilmem ama Beşiktaş üzerinden manipulasyon yapılması hoş değil.



31 Mayıs 2013

Bundesliga'da Sponsorluklar

Real Madrid'in Emirates ile yaptığı sponsorluk anlaşmasının ardından, Sportbild karşılaştırmak amacıyla Bundesliga ekiplerinin forma sponsorlarından ne kadar kazandığını paylaşmış. İşte liste ve miktarlar;

1. FC Bayern - Telekom - 30 milyon €
2. VfL Wolfsburg - Volkswagen - 20 milyon €
3. Schalke 04 - Gazprom - 18 milyon €
4. Borussia Dortmund - Evonik - 15 milyon €
5. Hamburger SV - Emirates - 7.5 milyon €
6. VfB Stuttgart - Mercedes Benz Bank - 7 milyon €
7. Bayer Leverkusen - Sunpower - 6 milyon €
8. Eintracht Frankfurt - Krombacher - 5.5 milyon €
9. Borussia Mönchengladbach - Postbank 5 milyon €
10. TSG 1899 Hoffenheim - Suntech - 5 milyon €
11. Mainz 05 - Entega - 5 milyon €
12. Werder Bremen - Wiesenhof - 5 milyon €
13. Hannover 96 - TUI - 4 milyon €
14. 1.FC Nürnberg - NKD - 3 milyon €
15. SC Freiburg - Ehrmann - 2.5 milyon €
16. Fortuna Düsseldorf - Otelo - 2.3 milyon €
17. Greuther Fürth - Ergo - 2.2 milyon €
18. FC Augsburg - AL-KO - 1.5 milyon €



Schalke, Wolfsburg gibi takımlar başta olmak üzere çoğu takımda hesaplamalar bonuslarla beraber ulaşılabilecek en yüksek oran olarak belirtilmiş. Bazılarında ise (Bremen, Hannover) yazan miktar, doğrudan kasaya giren para şeklinde.

Bu arada Real Madrid'in senelik ne kadar kazanacağı konusunda net bir bilgi yok ama uzmanlar senelik 25 milyon € civarında olduğunu düşünüyorlar.

7 Mayıs 2013

Beşiktaş Modeli

Özellikle Dortmund'un son üç sezonda harika bir çıkış yakalaması ve tekrardan eski günlerindeki gibi başarılı olması, buhran sürecinden çıkan o masalımsı hikaye sadece Türk futbolseverleri değil, yer yüzündeki bütün futbolseverleri heyecanlandıran bir olay. Bu başarıya ulaşmış proje özellikle Almanya'nın bazı takımlarına da örnek oldu. Başarılı olanlar kadar, zorluk çeken ve çuvallayanlarda oldu doğal olarak.

Bu modelin Türkiye'de en çok yakıştırılan kulüplerinden biri de Beşiktaş. Öncelikle ben bu düşünceye tam anlamıyla katılmadığımı baştan belirteyim. Bunun öncelikli sebebi hem Dortmund'un yapısı ve Almanya'nın futbola bakış açısı, hem de Beşiktaş'ın dinamikleridir. Beşiktaş ayrıca kendi modelini yaratacak kadar köklü ve vizyonlu bir kulüptür diye düşünüyorum ama yine de bazı noktaları iyi incelemekte fayda var.

Futbolda oyuncu kalitesinin sonuca doğrudan etki ettiği gerçektir. Yani futbol iyi futbolcularla oynanır da denebilir. Beşiktaş son bir kaç sezonda çok daha maliyetli futbolcularla, çok daha kaliteli isimlerle, daha geniş bütçeli takımlarla da yarış içinde bulunmuş ve bulunduğu konum bugün bulunduğundan farklı olmamıştı. Bunun da kendi içinde cevapları vardı mutlaka ama bugün bakıldığında alacakları zamanında ödenen ama bir o kadar kaliteli olmayan isimlerden de benzer bir sonuç elde edildi. Kısaca yetenek kadar önemli olan bir şey de organizasyon içindeki düzendir. Bu konuda Beşiktaş başarılı bir konuma gelmiştir diyebiliriz artık.

Bu sezon Beşiktaş özelinde bir değerlendirme yapılıp yeni bir yol haritası çizilecekse, masaya yatırılacak tek kişi Oğuzhan Özyakup olmalıdır. Beşiktaş ne yapmalının tüm cevaplarını Oğuzhan bizlere ve tüm Türkiye'ye göstermiştir. Henüz 20 yaşındaki bu çocuk gösterdiği muazzam performansla hem Beşiktaş'ta hem de formasını giydiği ümit milli takımda harika işler çıkarmıştır. Ve olması gereken hakkında bizlere ip uçları vermiştir.

Aynı şekilde ne yapılmaması gerektiğinin sırrı da yine bu sezon forma giyen ama katkı veremeyen diğer isimlere bakmakta yatacaktır. Sadece kariyeri ve geçmişinde yaptıkları ile sözleşme kapan isimlerin her hangi bir sportif katkı vermediği gerçeği çok net bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Kısaca geçmişi ile sözleşme imzalanan futbolculara yer verilmemelidir artık.

Beşiktaş'ın stad konusu ve yeni yeni izlerini sildiği mali zorluklardan ortaya çıkan tablo açık ve nettir. Beşiktaş'ın aynı Dortmund'un zamanında yaptığı gibi ince eleyip sık dokuması gerekmektedir. Kadrosuna dahil edeceği oyuncuları yukarda bahsettiğim ölçüde değerlendirmeli ve yatırımlarını doğru yapmalıdır. Bunları yaparken de oldukça hızlı ve atik davranmalıdır.

Peki Beşiktaş bu zorlu şartlarda nasıl bu yarışın içinde öne çıkabilir? Piyasada milyon eurolar istenen yerli oyuncu gerçeği ortadayken hem de. Mesela ciddi bir katkısı olmayan, 22 yaşında Anadolu takımında forma giyen orta seviye bir isim için istenen paralar 6-7 milyon € civarında. Bu derece yüksek paralara alınan ve büyük takımlarda üst düzey uluslararası başarı sağlamış bir futbolcu hatırlamıyorum ben. Zorlasak bile bu rakam üçü geçmez. Kötü örnekleri saymaya kalksam sayfalar yetmez ama! Çözüm nedir öyleyse?

Yol haritası çok nettir. Oğuzhan Özyakup'ların sayısını arttırmak! Bunun için zamanında nasıl Dortmund yönünü Polonya ve kıta dışındaki oyunculara çevirdiyse, Beşiktaş da rotasını Avrupa'ya çevirmeli ve kadrosunun temellerini buradaki kaliteli gurbetçi gençler üzerine kurmalıdır. Burada da dikkat edilmesi gereken husus sadece gurbetçi diye her önüne gelenin kadroya dahil edilmemesi, aksine özel olanların seçilmesidir. Bu işi başaracak birikim,kapasite ve veri Beşiktaş'ın izleme komitesinde mevcuttur. Yukardaki genç oyuncu için istenen paraya bu oyunculardan rahatlıkla bir iskelet kurulabilir.

Sadece bu yeterli olmayacak tabii ki. Asıl önemli olan yatırımın diğer kısmı olan yabancı futbolcular. Burada Beşiktaş'ın elinde çok güzel bir başka örnek mevcut. Takımın saha içindeki lideri Manuel Fernandes ve savunmanın en değerli ismi Tomas Sivok. Bu sezon gösterdikleri inanılmaz gayret ile bir başka model olarak bize ip uçları veriyorlar. Hırslı ve istekli yapıları ve verdikleri ile Beşiktaş'ın ikinci yol haritası da bu kalitedeki oyuncuları tercih etmek olmalıdır. Kalitesiz isimler almak yerine, gerekirse kiralama yolu bile uygun olabilir. Bunu benzer zorluk yaşayan Galatasaray'ın zamanında yaptığı kritik Melo transferi ile de örnekleyebiliriz.

Bunların dışında şu an ciddi sorunlar söz konusu. Öncelikle Samet Aybaba'nın kalıp kalmayacağı belli değil. Bunun dışında kongreden ötürü futbol takımının transferlerde geç kalma ihtimali var. Rakiplerin hazır bir kadro ve teknik ekiple yola çıkacağı gerçeği de çok net bir şekilde ortadayken, geçen her saniye Beşiktaş'ın aleyhine işliyor. Özellikle sözleşmesi bitecek kaliteli oyuncular bu süreçte başka takımlarla anlaşabilir. Sportif anlamda başarının anahtarı özellikle Nisan-Mayıs ayında ne ekip ne biçtiğinize bakar. Onun için süratle hareket etmek şarttır.

Sonuç olarak Beşiktaş kafalarda ama dedirten ya da tecrübe katar diye sabredilen isimlerle yolunu ayırmalı ve lider ruhlu yabancı ve kaliteli genç gurbetçi futbolculara yönelmelidir. Bunlara kadrosunda bulunan sayıları iki elin parmak sayısını geçmeyen kaliteli isimlerini de dahil edip önlerine olmazsa olmaz olan hedefi koymalıdır; Şampiyonluk!












9 Nisan 2013

Yap Boz!



Beşiktaş dün ligin zorlu diyebileceğimiz takımlarından Bursaspor ile karşılaştı. Bu sezon şampiyon olmuş takımlara karşı 7 maçta aldığı tek galibiyet, önemli isimlerin sakatlıkları ve takımın ikinci devre gösterdiği başarısız performans düşünüldüğünde bu maçın aslında nasıl biteceği belli gibiydi.Sahaya çıkan oyunculara bakıldığında dikkat çeken isimler stoperdeki Escude, uzun zaman sonra forma bulan Pektemek ve orta alanın sağındaki Oğuzhandı. Bunlara ek olarak bir de Akgün sahadaydı. 


Bu kadroya karşı Bursaspor, başta Kasımpaşa olmak üzere diğer takımların uyguladığını denedi ve bütün oyunu sağ tarafından yönlendirdi. Yakalanan bir çok pozisyonun ardından goller geldi ve Bursaspor 45 dakikada maçı kopardı. Beşiktaş ilk şutunu 44.dakikada Pektemeğin ayağından buldu. Deplasmanda oynanan Fenerbahçe maçının adeta bir kopyası yaşandı.


Stoperde Escude tercihinden çok, anlamsız bulduğum konu bu takımın tandem sorunu. Sene başından beri defalarca değişti durdu. Sivok dışında diğer oyuncuların kalitelerini yetersiz bulsam da, bir takımın en kritik bölgesiyle bu denli oynanmasına anlam veremiyorum. Sonuçta istikrarsızlık daha büyük bir sorun. Rakiplere baktığımızda bunu çok daha iyi görebiliyoruz. Bu istikrarsızlık, kalitesizlikle birleşince başarısızlık kaçınılmaz oluyor. Üzerinden 20'den fazla sene geçmesine rağmen hafızalarda yer edinmiş Baresi, Costacurta, Maldini ve Tassotti dörtlüsünü unutulmaz kılan da bu değil midir? Lig bitiyor ama Beşiktaş hala ideal bir dörtlüyü bulamadı!


Orta alana baktığımızda da karşımıza Veli diye bir kardeşimiz çıkıyor. Bu arkadaşımızın vasıflarının ne olduğunu ben hala anlamıyorum. Teknik kapasitesi yok, oyunu okuma yeteneği yok, kontrol yok, şut yok, dikine oynayamıyor. Kimilerine göre sert ve kesici bir isim. Bu maçta da muhtemelen bu yüzden oynadı. Rakibin en tehlikeli adamı Batalla'yı durdurmaktı görevi. Peki gollere baktığımızda Veli nerede? Batalla 20-30 metrede rahatlıkla ilerlerken, Veli ondan çok uzaklarda. O zaman soruyorum neden bu arkadaşımız hala bu takımda forma giyebiliyor? Benzer durumlar bir çok oyuncu içinde geçerli. Farklı mevkilerde oynayabiliyormuş gibi gözüken ama hiç bir pozisyonda bu takımda oynamayı hak etmeyen bir çok oyuncu mevcut. 


Sahaya çıkan oyunculara baktığımızda Beşiktaş yaklaşık 27 yaş ortalamasından oluşan bir 11 ile sahadaydı. Sezonun uzunca bir bölümünde de rakam bu civarlarda oldu. Bu takımın bir yarış içinde olduğu sonucunu çıkarmak yanlış olmaz. O zaman beklentide, değerlendirmede o doğrultuda olur. Sırf bu yüzden genç isimler şans bulamıyorsa, hocadan başarı beklemek bu asırlık çınarın hakkıdır. Sonuçta bu sezon sadece ligde mücadele eden Beşiktaş başarısız olmuştur. Eğer bir yapılanmaya gidilmiş olsa ve tercihlerde genç, umut vaadeden isimler forma şansı bulmuş olsa, durum çok daha farklı olabilirdi. Bu şekilde kayıp bir sezon oldu. Ne ligde, ne kupada bir başarı sağlandı, ne de alttan gelen isimler şans bulabildiler. 


Hocanın özellikle yenilgilerden sonra söylediği bir şey var, kadrom yetersiz. Yaklaşık 25 milyon €'luk maaş alan bir takımın ve kadrosundaki isimlerin çoğunun üst düzeyde futbol oynamış isimler olduğunu da unutmayalım. Beşiktaş üç kulvarda yarışan bir takım olsa hak verebilirim bu söyleme ama tek kulvarda ilerleyen bir takım için bu söylem benim için anlamsızdır. Geçen sezon şampiyon olan Galatasaray'a bakıldığında da takımın 15-16 isimle sonuca gittiğini net bir şekilde görebiliriz. Sakatlıklar konusunda da sorumlu kendi kondisyonerleri ve sağlık ekibidir. A takımda forma giyen 27 isimden Erkan Kaş dışında hepsinin sakatlık yaşamasını başka türlü değerlendirmek mümkün değil!

 Özellikle sezonun ikinci devresinde ortaya konan oyun ve anlayış Aybaba ile olmayacağını çok net bir şekilde göstermiştir. Yönetimin kısa sürede gerekli çalışmayı yapıp, şimdiden gelecek sezon için teknik ekip başta olmak üzere, takım içindeki safralardan da kurtulup doğru bir yapılanma ile uzun soluklu bir atılım gerçekleştirmesi şart. Geçen her saniye Beşiktaş'ın aleyhine işlemektedir. 

26 Ocak 2013

Beşiktaş Mali Tablosu

Beşiktaş KAP'a 6 aylık (1 Haziran - 30 Kasım) bildirimini yaptı. Burada önemli bulduğum bazı noktaları, olabildiğince sade bir şekilde aktarmaya çalışacağım. Sonra da ortaya çıkan sayılar üzerinden ufak bir değerlendirme yapacağım.

Bu bağlamda ilk olarak Beşiktaş'ın geçen 6 aylık süreçte öncelikle elde ettiği gelirlerden başlamak istiyorum. Beşiktaş bu süreçte toplamda 78.322.774TL yani 32.950.262€'ya yakın bir parayı kasasına koymayı başardı. Bu gelirlerin neler olduğunu ve geçmiş dönemle olan karşılaştırmasını aşağıdaki tablodan görebilirsiniz.


Tabloya bakıldığında geçen sezona göre gelirlerde ufak bir azalma olduğunu görüyoruz. Bunun en önemli sebebi Beşiktaş'ın bu sezon Avrupa'da oynamıyor olmasıdır. Bu yüzden öncelikle yayın gelirleri başta olmak üzere, maç hasılatlarında düşüşler göze çarpıyor. Bunun dışında Uefa galibiyet primlerinden de yoksun kalınmasının payı büyük. 

Diğer yandan başta FEDA sayesinde Kartal Yuvası satışlarının ciddi anlamda artması, bu kayıplara direnebilmeyi sağladı. Kartal Yuvası gelirlerine baktığımızda ilk 3 ayda elde edilen rakam 9.269.085TL civarlarındayken 6 ay sonucunda bu rakam 15.534.247TL'ye ulaşmış durumda. Bir önceki sezonda 3 aylık dönemde elde edilen rakam 3.327.328TL, 6 aylık süreçte ise 7.733.374TL'ye ulaşmıştı. Şu an itibari ile geçen sezona 7.800.873TL gibi bir fark atılmış durumda. Muhtemelen sezon sonunda bu fark 12-15 milyon TL civarlarında olacaktır diye tahmin ediyorum. Bu da kısaca senelik 27-30 milyon TL gibi bir Kartal Yuvası geliri anlamına gelir. Şu an için bu büyük bir başarı hatta rekor olsa da, daha da yukarılara çıkarmak şart.

Giderlere baktığımızda ise 6 aylık süreçte Beşiktaş'ın toplam gideri 79.866.535TL yani 33.599.720€ olmuş. Geçen sezon bu rakam 97.359.027TL civarındaydı. Bu giderlerle ilgili ayrıntıları aşağıdaki tablodan inceleyebilirsiniz.

Tabloya bakıldığında en önemli gider kalemi her dönem olduğu gibi futbolcu giderleri. 6 aylık süreçte ödenen toplam miktar 40.655.950TL. Bu rakam geçen sezon aynı dönemde 59.485.231TL. Kısaca Beşiktaş bu dönemde futbolcu maaşlarından %31.6'ya yakın bir tasarruf yapmış. Söz konusu tasarruf tam olarak 18.829.281TL. Burada Quaresma'nın kadroda olduğunu da eklemek gerek. Devre arası yapılan takviyelerle bu rakamda ufak bir artma olacaktır ama oranın %25'in altına düşeceğini sanmıyorum.

Bir başka dikkat çeken konu ise Federasyon giderleri. Bu giderlerin büyük bir kısmını alınan cezalar oluşturuyor. Geçmiş sezonda alınan cezalardan ötürü bu rakam 2.354.355TL iken, bu sezon 707.671TL. Bunun dışında giderler konusunda ciddi bir değişim yok. Beşiktaş'ın bir de seyahat giderlerinde de azalma var. Bunun sebebi ise UEFA'da mücadele etmemesinden ötürü yurt dışı seyahatlerde bulunmaması. Buradaki fark toplamda 2.481.506TL.

Mali tablonun genel yönetim giderleri bölümüne göz gezdirdiğimizde ise geçen döneme göre 909.502TL'lik bir artış göze çarpıyor. Bu farkın başlıca sebebi ise geçmiş dönemlerde hesaplara dahil edilmeyen ama bu dönem hesaplanan internet sitesi giderleri. Bu rakam tam olarak 1.129.659TL. Detaylı bir açıklama yapılmadığı için bu giderlerin içine neler dahil bilemiyoruz. Diğer giderlerin çoğunda azalma göze çarpıyor. Özellikle personel giderlerinde 262.852TL'lik bir tasarruf yapılmış. Bu internet giderinin detaylı bir şekilde açıklanması, şeffaflık açısından da önemli diye düşünüyorum. Yoksa kafalarda ister istemez soru işaretleri yaratacaktır.

Genel itibariyle tablonun gelir-gider kısmında denge sağlanmış gözüküyor ama Beşiktaş'ın asıl sorunu temlikli gelirleri ve geçmiş dönemden kalan borçları. Temlikli gelirlerle ilgili detayları aşağıdaki tablodan inceleyebilirsiniz.

Tabloda görüldüğü üzere maç hasılatları başta olmak üzere yayın gelirleri ve verilen senet,çek konusunda da ciddi bir bir miktar halen temlikli. Bunun dışında kira gelirleri olarak geçen Fulya'daki taşınmazlara karşılık alınan kredinin de kiralar doğru düzgün tahsil edilemediği için halen oldukça yüksek bir miktarının temlikli kaldığını görüyoruz. Eğer kiralar doğru bir şekilde tahsil edilebilirse, bu konuda bir sorun olmayacaktır. Yayın gelirlerindeki miktarın en azından 1 sezon daha bu civarlarda devam edeceğini düşünüyorum. Bunun sebebi ise kısa vadeli borçları ödemekte en önemli gelirlerden birinin yayın gelirleri olması. Beşiktaş gelecek sezon şampiyonlar liginde mücadele etme hakkı kazanırsa, gelirlerinde daha ciddi bir artış olacağı için bu miktar zamanından önce bir azalmaya da gidebilir.

Beşiktaş'ın borçlarına baktığımızda ise öne çıkan borçlar sırasıyla banka borçları, şahıslara olan borçlar, ticari borçlar ve son olarakta Faktoring borçları.  Aşağıdaki tablodan bu borçların son halini ve Mayıs 2012'deki durumlarını görebilirsiniz.

Tabloyu dikkatlice incelediğimizde banka borçlarında ufak bir gerilemeyi görüyoruz. Bu konu yukarıda bahsettiğim gibi Fulya gelirlerine bağlı çekilen krediden kaynaklanıyor. Bu borcu, genel borçtan bağımsız kendini ödeyebildiği sürece ciddi bir sorun olarak görmüyorum. Ticari borçların artmasının arkasında yatan ise geçmiş dönemden kalan borçların dahil edilmiş olması. Buna oyuncu alacaklarından, kaybedilen davalara kadar herşeyi ekleyebiliriz. Borcun bu kısmı ciddi sorun teşkil ediyor. Diğer borçlar olarak geçen ise şahıslara olan borçlar. Bu borçun yaklaşık 104.000.000TL'ye yakın bir kısmı Yıldırım Demirören'e olan borç, kalanı ise yeni yönetime olan borç başta olmak üzere, detayları belli olmayan başka borçlar. Faktoring borçları az gibi gözükse de, burada en ürkütücü olan borçların başında geliyor. Burada ödenen faiz oranları %20'ye yakın. Dolayısı ile ödemelerin büyük çoğunluğu faiz'e gidiyor. Daha basit bir dille tefeciler zengin oluyor.

Genel anlamda bütçe konusunda daha tutarlı bir yapı oluşmuş olsa da, geçmiş dönemden kalan borçlardan ötürü mali tablo genel anlamı ile olumsuz. Beşiktaş'ın rahatlayabilmesi için sportif başarı dışında, Fulya'daki kira sorununu çözmesi ve yüksek faizli kredileri bir şekilde kapatması gerekiyor. Bunun dışında borçlarının bazılarının euro ve dollar olması da oldukça tehlikeli. Kurdaki %10'luk bir değişim 20 milyon TL'ye yakın bir paranın artması ya da azalmasına sebep olabilir. Bu açıdan kredilerde ve oyuncularla imzalanan sözleşmelerde mümkün olduğunca TL'yi tercih etmeleri daha mantıklı olacaktır. Yayın ve sponsor gelirleri euro ya da dollar olsa da, ürün ve maç biletlerinden elde edilen gelirler TL olduğu için genel tabloyu etkileyecektir.

Sportif olarak bakıldığında ise futbolcu transferinde dikkatli davranılması ve bonservis ücreti ödememek konusunda gösterilen gayretin bütçeye şimdiden olumlu yansımaları olmuş durumda. Bu politikayı en azından önümüzdeki iki transfer döneminde de sürdürmek, Beşiktaş'ı ciddi anlamda rahatlacaktır. Sportif başarı ve tasarruf dengesini koruduğu sürece uzun vadede umutlu olmak gerek. Eğer vergi affı gelirse de, Beşiktaş'ın borçlarında 50 milyon TL'ye yakın bir azalma olacaktır.

En kritik ve önemli çözüm ise Beşiktaş'ın yeni stadı olacaktır. Beşiktaş'ın rakiplerinden son şampiyon Galatasaray'ın 6 ayda yaklaşık 138 milyon, Fenerbahçe'nin 115 milyon TL gelir elde etmesi bunun en net göstergesidir.




21 Aralık 2012

İlk Yarı Analizi - 12/13

Cuma günü oynanan Kayserispor maçı ile ligin ilk devresi Beşiktaş adına tamamlanmış oldu ve bir ilk yarı değerlendirmesi yapmanın gerekli zamanı geldi. Beşiktaş'ın sergilediği 17 maçlık lig performansı ile başlayıp, oyuncuların bireysel performanslarını analiz edip, en sonunda da eksiklere değineceğim. Son olarak da transfer konusunda da neler yapılması gerektiği konusunda düşüncelerimi ekleyeceğim.

Beşiktaş sezona oldukça karmaşık bir ortamda başladı, fakat ligin belli dönemlerinde gösterdiği performans ve güzel futbolla isminden en çok söz ettiren takımlardan biri olmayı başardı. Kara Kartal sezon öncesi iki büyüklü lig olmaya doğru gidiyoruz, bu takım sahaya dahi çıkamaz, sezon sonunu göremez diyenlere en güzel cevabı sahada verdi ve bir kez daha ne kadar büyük bir camia olduğunu göstermiş oldu.

En Golcü Takım

Beşiktaş 17 maç sonunda attığı 38 gol ile ligin en çok gol atan takımı oldu ve 2.23 gol ortalamasına ulaştı. Bu rakam son 5 sezonda ise sırasıyla 22, 28, 20, 25, 18 gol şeklinde olmuştu. Kısaca şampiyonlukla sonuçlanan en yakın sezona dahi 10 gollük bir fark atmış oldu. Bu rakama nasıl ulaşıldığına daha sonra bireysel oyuncu değerlendirmelerinde tekrar döneceğim.

Buna karşın kalesinde gördüğü 25 gol ile ise, bu sezon en çok gol yiyen 6. takım oldu. Beşiktaş'ın maç başına yakaladığı ortalama ise 1.47 gol. Geçmiş 5 sezonda devreyi sırasıyla 14, 18, 10, 18, 17 gol yiyerek kapatan siyah beyazlılar için bu rakam ufak bir rekor diyebiliriz. Bu konuya da daha sonra detaylı bir şekilde değineceğim.

İç Saha ve Deplasman Karnesi

İç saha karnesine baktığımızda ise bu sezon yakalanan 9 maçta 16 puan ise oldukça başarısız olarak değerlendirilebilir. Maç başına bir değerlendirme yapıldığında ortaya çıkan rakam 1.77 puana denk geliyor. Fenerbahçe'de bu rakam 16.hafta itibari ile 2.37 iken, Galatasaray'da ise 2.12 puan. Kısaca iç sahada rakiplerinden çok daha zayıf bir durumda Beşiktaş. Bu sezon 4 beraberlik,1 yenilgi ve sadece 4 galibiyetle oldukça kötü sezonlardan birini yaşıyor. Kapalı tribün için uygulanan kombine ve bilet fiyatı politikasının da bunda payı olduğunu düşünüyorum. Berabere kalınan Trabzonspor ve Galatasaray maçlarında şans ve hakem faktörleri söz konusu olsa da, Bursaspor ve Eskişehir maçlarında ise takım savunmasındaki inanılmaz hataların bedelini ödemiş oldu Beşiktaş. Kaybedilen Sivasspor maçında da geçmiş sezonlardaki kaybedilen iç saha maçlarının bir kopyasını izlemiştik; Hakim taraf olunmasına karşın, bireysel hatalar yüzünden kaybedilen 3 puan!

Beşiktaş'ın dış saha performansı ise topladığı puana bakıldığında oldukça başarılı denebilir. Deplasmanda oynadığı 8 maçtan toplamda 14 puan toplamayı başardı ve maç başına 1.75'lik puan ortalamasını tutturdu. Topladığı puanlar ile 15 puanlı Galatasaray'ın (16.hafta itibariyle) arkasından ikinci sırada yer almayı başardı. Galatasaray'ın ortalaması ise 1.88 puan. Beşiktaş'ın ligde daha kolay sayılabilecek deplasmanları ilk yarı itibari ile oynamış olmasını da belirtmekte gerekiyor. Mesela Bursa, Eskişehir, Sivas, Trabzon, Galatasaray gibi deplasmanları ikinci devre oynayacak. İlk devre zor tabir edilebilecek deplasmanlardan Gaziantep, Ordu, Fenerbahçe ve İBB maçlarını geride bırakmış olması da önemli bir avantaj. Bu dört maçtan toplanan 4 puan ise, mevcut kadronun bu konuda yetersiz kalacağının sinyallerini veriyor aslında.

Kaleci Performansları

Kaleci performanslarına baktığımızda ise Cenk Gönen'in ligde 2 maçta forma giydiğini görüyoruz. Bu karşılaşmalar sezonun ilk maçı olan İBB ve Galatasaray derbisi. 2 maçta 4 gol yiyen Cenk'in bu maçlarda kaleyi bulan 7 şutta başarılı bir performans sergilediğini görüyoruz. McGregor ise 15 maç forma giydi ve bu maçlarda toplamda 20 gol (+1 gol Kayserispor) yedi. Bu maçlarda yaptığı başarılı kurtarış sayısı ise 24. Aşağıdaki tabloda iki ismin ortalamalarını daha detaylı bir şekilde görebiliyoruz (Kayserispor maçı dahil edilmedi). Kupa maçlarını değerlendirmenin genel oyuncu tercihlerinden ötürü, hataya sebebiyet verebileceğini düşündüğüm için değerlendirmelere almadım.



Defans'ın Performansı

Defanstaki tercihlere baktığımızda ise merkezde en çok forma giyen oyuncular olarak karşımıza sırasıyla Tomas Sivok, İbrahim Toraman ve Ersan Gülüm çıkıyor. İbrahim Toraman forma giydiği maçların 10 tanesinde stoper olarak görev aldı. Bu maçlarda Beşiktaş 15 gol yerken, orta alanda forma giydiği maçlarda ise sadece 7 gol yedi. Yukardaki hesapta yenilen gol ortalamasının 1.47 olduğunu dikkate alırsak, stoperde Toraman'ın forma giydiği maçlarda bu yüksek ortalama ufak bir oranda aşılmış oluyor.

Sivok ise 1-0 kaybedilen Sivasspor maçı haricinde bütün maçlarda forma giyerek devreyi tamamladı. Gaziantepspor maçında yapmış olduğu gereksiz penaltı dışında, genel performansına bakıldığında oldukça iyi bir devreyi geride bıraktığını söyleyebiliriz. Takım geçmiş sezona göre duran toplarda daha etkisiz olmasına rağmen, attığı 3 golle bu özelliğini de sürdürüyor. Ersan ise kadroya sonradan dahil olan isimlerden biri oldu. Fenerbahçe maçının ikinci devresi itibari ile şans bulmaya başlayan Ersan, gösterdiği performansla son haftalar haricinde oldukça başarılı oldu. Onun forma giydiği  8,5 maçta yenilen 11 gol genel ortalamanın ufak farkla altında kalıyor. Bu isimler dışında forma giyen Escude ise ligde oynadığı Galatasaray, Sivasspor ve Fenerbahçe maçlarında uyumsuzluğu ile dikkat çekti. Gerçi 45 dakikalık Fenerbahçe maçında sol bek olarak oynadığını da belirtmek gerekir. Aşağıdaki tabloda geride kalan 17 maçın stoper ikililerini değerlendirebilir ve yenilen gol adetlerini inceleyebilirsiniz.


Stoperler kadar savunmanın önemli parçalarından biri de beklerdir. Milli takım maçında İsmail'in sakatlanması ve ardından Emre Özkan,Tanju Kayhan'ın kadro dışı bırakılmasıyla, sol bekteki görev Uğur Boral'ın oldu. Gökhan Süzen transferi son anda şartlar ve Emre'nin tavrından dolayı gerçekleşmeyince işlerin iyi gitmeyeceği aslında en başından beri belliydi. İşler iyice karmaşıklaşınca Emre tekrardan kadroya dahil edildi ama pek forma şansı bulamadı. Sağda ise Hilbert alternatifsiz olmasına rağmen harika bir mücadele gösterip, ilk devrenin Beşiktaş adına en uzun süre forma giyen oyuncusu oldu. Sadece sarı kart cezalısı olduğu Antalyaspor maçında forma giyemedi. Uğur Boral ise bütün maçlarda forma giydi ve Fenerbahçe maçı dışında oynadığı bütün maçlarda sol bek olarak sahadaki yerini aldı. Bu oyuncuların performanslarını ve genel savunma zaaflarını yenilen goller üzerinden değerlendirmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan aşağıdaki tablo önemli.


Yenilen gollere bakıldığında Uğur Boral'ın Galatasaray, Bursaspor, Antalyaspor maçlarında kademe hataları yaptığını, Sivasspor maçında da bireysel bir top paylaşımı hatasına sebebiyet verdiğini görüyoruz. Bunun dışında Fenerbahçe karşısında sol açık olarak forma giydiği maçta Gökhan Gönül'ü takip etmemesi ve Escude'nin de yetersiz oyunu yüzünden yenilen iki golde de hatalarının olduğu göze çarpıyor. Bazı duran top organizsyonlardaki adam paylaşımında yapılan hatalara girmiyorum ama bu konuda da markaj konusunda eksikliklerinin olduğunu görüyoruz. Hilbert'in göze çarpan hataları ise, rakibin kontra ataklarında kendisinin pozisyonunu yitirdiğini ve arkasına sarkan oyuncuları yakalamakta güçlük çekmesi diyebiliriz. Golle sonuçlanan bu hatalardan en önemlileri Bursaspor,Eskişehirspor ve son oynanan Kayserispor maçlarında rakibin atmış olduğu goller diyebiliriz. Üç maçta da Beşiktaş'ın o an önde olduğunu da atlamamak gerekir. Yenilen gollerden bir çoğunun duran toplardan kaynaklanması ise bu konuda takım savunmasında zaafların olduğunu gösteriyor.

Orta Saha Performansı

Beşiktaş'ın bu sezon en ilginç performansı ise orta alanda yaşandı. 4-3-3'lü oyun şablonunda görev alan isimlerin sahaya yansıttığı futbol, maçların skorlarına da yansıdı. Bu üçlünün en önemli ismi atmış olduğu goller ve yapmış olduğu asistler ile Fernandes oldu. İlerleyen dönemde forma şansı bulan Oğuzhan'ın da bu süreçte ciddi katkıları oldu. Alttaki tabloda 17 lig maçındaki ortasaha tercihlerini ve maç sonuçlarını görebiliyoruz.
Göze çarpan en önemli istatistik Oğuzhan'ın oynadığı maçlarda yakalanan başarı. Forma giydiği bütün maçlarda Beşiktaş sahadan puan ve puanlarla ayrılmayı bilen ekip olmuş. En yüksek galibiyet oranı da kendisine ait. Bunun dışında oyuncuların gördükleri kartlara baktığımızda ise durum çok daha ilginç. Bu alanda da Veli ve Oğuzhan en çok kart gören isim olarak öne çıkıyorlar. Attıkları gol oranlarına ve asistlere baktığımızda ise Fernandes diğer isimlerin açık arasında önde olduğunu görüyoruz. ( Kayserispor maçında Veli daha uzun süre aldığı için, orta alana onun ismini yazdım ve hesabı da ona göre yaptım.)


Almeida Holosko ve Olcay

Siyah beyazlıların ileri üçlüsünde en çok forma giyen isimler ise Hugo Almeida, Filip Holosko ve Olcay Şahan oldu. Galatasaray maçında Mustafa Pektemek'in sakatlanması ve Erkan Kaş'ın çok fazla şans bulamaması, bütün yükü bu üçlünün taşımasına sebep oldu. Almeida 9 gol 6 asistle en önemli silah olurken, onu 8 gol 4 asistle Holosko takip etti. Olcay ise 5 gol 2 asistle bu ikiliye eşlik etti. Atılan 38 golün 22 adedini bu üç oyuncunun atmış olması, genel tablo itibari ile çok olumlu. Bu rakamlara ulaşılmasında takım halindeki ofansif etkinliğin de önemi büyük.

Eksikler ve Transfer

Bireysel anlamda bakıldığında savunmanın solu Beşiktaş'ın şu an zayıf karnı diyebiliriz. Öncelikle bu bölgeye iyi bir takviye şart diye düşünüyorum. Yerli olarak Türkiye'nin en iyi sol beki İsmail'in sakat olması ve transfer edebilecek ikinci bir ismin olmayışı, Beşiktaş'ı bu bölgeye yabancı bir transfere zorluyor. Hilbert'in zaman zaman baş ağrıtan ama genelde başarılı olduğu ofansif yönü, diğer kanada daha dengeli ve savunma yönü kuvvetli bir isme ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Bu bölgeye bence en uygun alternatif Valencia'da bu sezon forma şansı bulamayan Fransız sol bek Jeremy Mathieu. Kendisini opsiyon hakkı olmak kaydıyla kiralanabilir. Hem güçlü fiziği hem de hızı sayesinde oldukça faydalı olacaktır. Ayrıca duran toplardaki zaafları da giderebilecek donanımlara sahip olması önemli bir avantaj olacaktır. İsmi geçen bir başka futbolcu Ziegler de, yukarıda bahsettiğim denge faktörü yönünden yeterli olabilir.

Sağ bekte alternatifsiz olan Hilbert'in çok rahat sarı kart görmesi sebebiyle ve sezon sonunda ayrılma ihtimalinden ötürü bu bölgeye de bir transfer gerekiyor. Mehmet Akgün'ün sakatlıktan bir türlü kurtulamaması ve ikinci devrenin neler getireceğini kestirmek zor olduğu için, en geç sezon sonu itibariyle buraya iyi bir transfer ihtiyacı var. Şu an Gaziantepspor forması giyen eski Kartal, Serdar Kurtuluş'un yetenek ve tecrübesi itibariyle en uygun yerli isim olduğunu düşünüyorum. Seneye yabancı sayısının 5'e ineceğini de unutmamak gerekir. Antep'te ödemeler konusunda ciddi sorunlar yaşandığı haberlerini okuyoruz. Olası bir transferde ciddi sorun yaşanacağını düşünmüyorum.

En önemli eksikliklerden biri de ileri üçlüdeki oyuncuların alternatifsizlikleri. Holosko, Olcay ve Almeida'nın önemli katkılarına rağmen olası bir ceza ya da sakatlık durumunda, ciddi sorunlar yaşanacağı gerçeği unutulmadan, buraya da her üç bölgede de oynayabilen bir oyuncu transferi gerekiyor. Gerçi sistemde bir değişikliğe gidilecek mi sorusunun cevabını bilmiyoruz. Aybaba sezon başında çift forvetli bir oyun anlayışından bahsetmişti ama şartlar onu 4-3-3'e yöneltti. Eğer sistem değişecekse çizgi oyuncusundan çok, iyi bir yardımcı forvete ihtiyaç var ama aynı oyun sisteminde devam edilecekse aranan oyuncu özelliği net olarak İngilizlerin tabiriyle ''allrounder'' olmak zorunda. Basında ismi geçen Nene çizgide ve yardımcı forvet olarak oynayabilen bir isim olduğu için bu kriterlere uyuyor ama kanatlarda fizik olarak zorlanabilir. Olurda sistem ikili forvet olarak değiştirilirse, Nene bu şekilde çok daha faydalı olur. Mevcut sistemde hem kısa vadede hem uzun vadede daha önce ismi geçen Zarate'nin çok daha faydalı olabileceğini düşünüyorum. Zarate'nin çizgiler dışında, en uçta da forma giyebiliyor olması büyük bir avantaj. Aynı şekilde yardımcı forvet görevini de çok rahat üstlenebilecek yetenekte. Bunun dışında genç olması, uzun vade planların içinde düşünülebilmesi ve Fernandes örneğinde olduğu gibi tekrardan hak ettiği değere kavuşup ilerde maddi anlamda da kazanç getirebileceği için daha olumlu bakıyorum. Bu konuda tekrardan çalışma içinde olunması en güzel haberlerden biri olurdu herhalde.

Uzun vadede giderilmesi gereken iki önemli eksiklikten birisi ise kaleci konusu. McGregor'un genel performansı ve Cenk'in bazı önemli eksiklikleri göz önüne alındığında gelecek sezon için bu bölgeye iyi bir takviye şart. Özellikle rakiplerin kalecilerinin yanında Beşiktaş'ın da puanlar kazandırabilecek kalecilere ihtiyacı var. McGregor son iki maçta bu konuda umut verse de, yine de uzun vadede neler olacağını sene sonu oturup değerlendirmek gerekir.

Diğer eksik ise Oğuzhan ve Fernandes dışındaki yaratıcı orta saha eksikliği. Bu isimlerin olmadığı maçlarda alınan sonuçlar ve rakamlar yukarda detaylıca incelendiğinde de ortaya çıkan net sonuç, bu bölgeye de en geç sezon sonunda bir transferin şart olduğudur. Kalan 17 maçı bu ikilinin tamamlayabileceğini düşündüğüm için, çok acil bir eksiklik olmasa da gelecek sezon için şimdiden bu bölge için de çalışmaların başlaması gerekir. Özellikle yerli bir oyuncunun bu bölgeye takviyesi daha faydalı olacaktır. Antalyaspor'dan Emrah Başşan, Eskişehirspor'dan Alper Potuk, Hamburg'dan Tolgay Arslan, Gladbach'dan Tolga Ciğerci ve hatta İBB'de pek şans bulamayan Taner Yalçın doğru alternatiflerden biri olabilir.

Beşiktaş'ın ilk yarı itibari ile en'lerini değerlendirmek gerekirse ;

En iyi performans: Manuel Fernandes
En kötü performans: Julien Escude
En süpriz: Oğuzhan Özyakup
En şanssız: İsmail Köybaşı
En agresif: Veli Kavlak
En centilmen: Filip Holosko
En güzel atılan gol: Manuel Fernandes (Kasımpaşa)
En güzel yenilen gol: Orhan Gülle (Gaziantepspor)
En güzel asist: Manuel Fernandes (Antalyaspor)
En güzel kurtarış: Allan McGregor (Gençlerbirliği)
En güzel sevinç: Filip Holosko - Gangnam Style (Bursaspor)