24 Kasım 2012

Lider Buraya

Beşiktaş ligin zayıf ekiplerinden Akhisar'ı konuk ettiği 13.Hafta açılış maçında sahadan 3-1'lik galibiyetle ayrılmayı başardı. Sahaya geçmiş haftalardan alıştığımız orta saha kurgusu ve ofans hattı ile fırtına gibi başladı Kara Kartal. Defans kurgusunda ise ufak değişiklikler vardı. Öncelikle haftalardır savunmanın dengesini bozan Uğur Boral yerine, defalarca üstünde durduğum Emre Özkan forma şansı buldu. Stoperde ise Ersan yerine, Toraman ve Sivok ikilisi görev aldı.

Henüz maçın üçüncü dakikasında Hilbert'in defansı tarumar etmesinin ardından Holosko ile açılış yapıldı. Kısa süre sonra sahnedeki isim yine Holosko oldu ve dakika 7'yi gösterdiğinde omuzu ile ikinci golü attı. Hakemin garip tavırlarına rağmen, Beşiktaş durmamakta kararlıydı ve günün en formda isimlerinden Hilbert, Almeida'nın defans arkasına attığı uzun topta skoru 3-0'a taşımayı başardı.

İlk 20 dakikadaki bu Kara Kartal misali saldıran ve baskı kuran Beşiktaş'ı en son ne zaman böyle istekli ve arzulu gördüm, inanın hatırlamıyorum. Kaleciden, en uçtaki oyuncuya kadar herkes çok iyi motive olmuş ve lider olmak için inanılmaz istekli ve arzulu bir oyun sergiliyordu.
Rakibe darbeyi bu kadar erken vurmak, ilerleyen dakikalarda Beşiktaş'ın işini daha da zorlaştırdı. Önceki haftalarda yaşananlara benzer sahneler görmeye başladık. Özellikle ikinci devrede Beşiktaş, topun kontrolünü  tamamen rakibe verdi ve beklemeye başladı. Rakip Akhisar bile olsa, toptan bu denli uzun süreler uzak kalırsanız golü yersiniz. Öyle de oldu! Ardından yapılan değişikliklerde fayda etmeyince, üstüne bir de Almeida atılınca maçın tadı bir anda kaçtı. Olcay'ın çizgiden top çıkarması olmasa, son dakikalarda yine bir kanser sendromu yaşayabilirdi taraftarlar.

Sonuç itibari ile bu gerçekleşmedi ve Beşiktaş sahadan üç puanı alan taraf oldu. Böylelikle uzun bir süre sonra liderliğe oturdu ve bu zorlu sezonda cümle aleme Beşiktaş'ın kolay bir lokma olmadığını da göstermiş oldu. Beşiktaş iyi performansını ne zaman 45 dakika yerine 90 dakika geneline yaymayı başarırsa, asıl o zaman duyulacak ayak sesleri.

Oyuncu Performansları

Maçın Beşiktaş açısından en parlak geçen ilk 20 dakikasında İbrahim Toraman'ın hataları pasları dikkat çekti. Özellikle ileri yollanan uzun toplarda, nerdeyse her topu rakibin alması irdelenmeli. Bu açıdan stoperde Toraman'ın oynamasının faydadan çok zararı olduğunu düşünüyorum. Kendisinin defansif ortasahada daha başarılı olduğunu da belirtmekte fayda var. Gerçi Necibin son dönemdeki başarılı performansıdan sonra orası da zor gibi.

Beşiktaş orta sahasında forma giyen Necip, Oğuzhan ve Fernandes orta ve üst düzey Avrupa takımları ile yarışır bir kaliteye sahipler. Uzun vadede bu üçlü bozulmaz ve alternatifleri de en az onlar kadar başarılı olursa, Beşiktaş için aydınlık günler yakındır.

Dün akşam Holosko ve Hilbert'in performansları da göz doldurdu. Holosko'nun motivasyon ve hırsının en net analizini attığı golde topa vurduğu şiddetten anlayabiliriz. Radara takılmış olsa (120km/h), ödeyeceği ceza epey yüklü olurdu sanırım.

Emre'nin performansı çok üst düzey olmasa da, defansif anlamda takıma oldukça direnç kattı. Akhisar'ın en tehlikeli oyuncusu sayılabilecek Kenan ile maç boyunca başarılı bir mücadele içinde oldu. Zamanla maç temposunu kazandıkça, uzun vadede iyi bir 18 oyuncusu olacağını düşünüyorum. Mevcut durumda ise kadroya yazılacak ilk isim olmalı.


19 Kasım 2012

Gol var!

Beşiktaş dün deplasmanda sezonun flaş ekiplerinden Antalyaspor ile karşılaştı. Başarılı futbolu ile dikkat çeken Antalyaspor karşısında, Kara Kartal'ın başarılı bir karnesi (1998'den beri yenilgisi yok ) olmasına rağmen yine de acaba bir puan kaybı olur mu düşünceleri de vardı. Bunda diğer büyük takımların bu hafta yaşamış olduğu puan kayıplarının da sebebi olduğunu düşünüyorum. Takımlar böyle durumlarda genelde gereksiz bir baskı yaşar ve puan kaybı yaşarlar. Beşiktaş'ta da bunu sıkca yaşayan bir ekip.

Siyah beyazlılar sahada cezalı Hilbert'in yokluğu dışında, alışmaya başladığımız kadrosu ile yer aldı. Bunun dışında çok önemli bir değişiklik vardı. O da her geçen gün daha da oturmaya başlayan stoper ikilisinden Sivok'un yerine Toraman'ın tekrardan stoper olarak sahada yerini almasıydı.

Sağ bekteki Mehmet Akgün tercihinin ne kadar doğru bir hamle olduğu, maçın hemen başında Almeida'ya yaptığı harika asistle adeta ispatlanmış oldu. Aynı zamanda rakibin en etkili oyuncularından Tita'yı da kontrolü altında tutması, oyuncuyu etkisiz kılması da değerliydi. Ama tam hazır olmaması sebebi ile sakatlanıp çıkması Beşiktaş'ın zayıf olan savunma anlayışını daha da zayıflattı.

Orta sahada ise Necip etrafına ayak uydurdu ve harika bir performans sergiledi. Daha önce sıkça yazdığım küçük üçgenlere bir şekilde dahil olmaya başladı. Özellikle Oğuzhan ile olan paslaşmaları, dikine oynayıp adam eksiltmeleri maçın en güzel detaylarından biriydi. Bu sayede oyunun özellikle ilk devresinde takımı ayakta tutan, orta alandaki bu uyumdu. Beşiktaş'ın hem genç hem de kaliteli bir orta sahası oluşmaya başlıyor. Kalite demişken Fernandes'in Almeida'ya yaptığı asistten bahsetmezsek olmaz. Beşiktaş'ın çok değerli ve önemli bir oyuncusu olduğunu her defasında gösteriyor. Yıldız mı değil mi orası önemli değil ama bir gerçek var; Fernandes tek başına, bu takıma en az iki derece sınıf atlattırmayı başarıyor.

Almeida ve gol demişken attığı gollerden de bahsetmek gerekir. 5 senenin ardından Beşiktaşlı bir futbolcu hatrick yapmayı başarabildi. Özellikle bu sıralar isteği ve arzusu muazzam. Her hafta deplasman, iç saha demeden çıkıyor ve elinden geleni yapıyor. Attığı gol kadar önemli bu özverisi. Mesela Fernandes'in Kasımpaşada attığı gol öncesindeki takipciliği ya da dün oynanan maçta her zaman doğru yerde bulunması güzel örneklerden sadece göze çarpanlar. Umarım bu mücadelenin sırrı yeni bir transfer için değildir ve burada mutludur. Zira iyi bir yardımcı forvet ile çok daha iyi işler yapabileceğine eminim.

Güzel şeyler kadar göze çarpan kötü şeylerde oldu. Beşiktaş'ın sol tarafında ciddi sorunlar yaşanıyor. Ön tarafta Olcay baskılı oyunundan ötürü zaman zaman geri gelmekte zorlanıyor, gelse bile takipciliğini sürdürecek enerjisi kalmıyor. Daha da önemli sorun ise Uğur Boral. Ciddi anlamda takım savunmasının dengesini bozması bir yana, mücadelelerde de çekingen oynaması Beşiktaş'ın rakiplerinin iştahını kabartıyor. Emre Özkan'ın en azından denenmesi gerektiği gerçeği her geçen gün daha da net bir şekilde gün yüzüne çıkıyor. Benzer sorunu sağ tarafta da yaşıyor Kara Kartal. Mehmet'in sakatlanıp çıkmasından sonra Toraman'ın o bölgede oynaması ve devamlı pozisyonunu yitirmesi, Antalyaspor'u maçın sonuna kadar direnmesini sağlayan bir başka önemli konuydu. Bu açıdan geleceğin Beşiktaş'ı adına, en geç sezon sonunda bu bölgelerde ciddi anlamda düzenlemelere gidilmesi gerekiyor. Bu defoları önlemek için maç içinde orta alanda yapılan değişikliklerin bile fayda sağlamaması da bu durumla bir kez daha yüzleşmemizi sağladı.

Sonuç itibari ile kazanılması zorunlu olan ve oldukça zor bir maçtan, Beşiktaş galip ayrıldı ve yukarı doğru tırmanmaya devam etti. Rakiplerinin Avrupada oynaması sebebiyle kritik dönemlere gireceği bu süreçte, kalan maçlarda alınacak galibiyetlerle Beşiktaş'ın bu sezon ne yapabileceğini daha iyi yorumlayabiliriz. İzleyenlere böylesine keyifli bir maç sunan Aybaba ve Özdileğe de ayrıca teşekkürler.

10 Kasım 2012

Sercan Sararer (22)

Sercan Sararer makinist bir Türk baba ile İspanyol bir annenin çocuğu olarak 1989 yılında dünya'ya gelir. Futbola 5 yaşında FC Rötenbach takımında başlar. 10 yaşına kadar bu takımda forma giydikten sonra, bölgenin güçlü ekiplerinden sayılan Nürnberg ve Greuther Fürth'ün dikkatini çeker. Bu süreçte tercihini, babasının arkadaşının görev aldığı Fürth takımından yana kullanır. 18 yaşında profesyönel olana kadar Fürth'te bütün kategorilerde forma giyer ve daha sonra da A takımın bir parçası olur. A takımla ilk resmi müsabakasını da 2008/09 sezonunda oynar.

Daha önce başta Oğuzhan Özyakup olmak üzere bazı genç isimlerden bahsederken değindiğim alt yapıya verilen önem konularında, alt yapısı güçlü olan takımların genç oyuncuları mesafe tanımadan okuldan antremana, oradan da evlerine götürdüklerini yazmıştım. Sercan'ın Fürth ile olan sürecinde böyle bir durum olmamış. Bunda Fürth'ün mevcut ekonomik yapısı ve imkanlarının yetersiz olmasının payı olduğunu düşünüyorum. Bu sebepten ötürü Sercan antreman ve maçlar için uzunca bir süre, günde 140km yol yapmak durumunda kalmış. Ailesinin gösterdiği fedakarlığı takdir etmek gerekir.

A takıma yükselişi ise Alman futboluna daha önce bir çok genç futbolcuyu kazandırmış bir isim olan Bruno Labbadia sayesinde olur. Labbadia, Sercan'ı bir gün Fürth'ün ikinci takımında oynarken izler ve kendisi hakkında bilgileri görevlilerden alır. Hemen ardından da kararını verir ve Sercan artık 17 yaşında A takımın bir parçası olur. O sezon boyunca antremanları A takımla yapar ve ikinci takımla maçlara çıkar. Attığı goller ve başarılı performansının ardından, bir sonraki sezon artık A takımın tam anlamıyla bir parçası olmuştur. Bu süreçte hem A takımda hem de ikinci takımda forma giyer Sercan.

2009/10 sezonu'nun başlarında çok fazla şans bulamasa da, A takımda zaman zaman süre almayı başarır Sercan. Bu süreçte takımın başarısız bir sezon geçirmesinin ve teknik direktör tercihlerinin genç oyuncunun oynayamamasında etkili olduğunu düşünüyorum. Kaderi de aslında bu sezon değişir. Takımın ikinci devre başına geçen Michael Büskens ile süre bulmaya başlar ve gelecek sezonun planları içinde önemli bir isim olmayı başarır.

Sercan'ın ciddi anlamda ilk olarak dikkat çektiği sezon ise 2010/11 sezonu olur. Sakatlıklar dolayısı ile ofansıf hattın kanat bölgeleri yerine zaman zaman forvette de oynar ve çok başarılı bir sezonu geride bırakır. Aynı sezon kısa süreliğine Burak Kaplan'ın da forma giydiği Fürth sonuna kadar üst sıraları zorlar ama Bundesliga'ya yükselme başarısını gösteremez. Büskens'in genç oyunculardan oluşan takımında, o sezon Sercan 1678 dakikada 8 gol ve 4 asistle tamamlar. Büskens'in en gözde oyuncularından biri olmayı başarır ve bu bir sonraki sezon adına da önemlidir. Çünkü takımın bankosu olmayı başarmıştır.

Asıl patlamasını ise geçen sezon yapar ve Fürth ile Bundesliga'ya yükselme başarısı gösterir. Bu başarıda en büyük paylardan biri de Sercan'ın kendisine ait. Sezon boyunca ofansif hattın sağında ve solunda gayet başarılı bir performans sergilemesi ve 34 maçın tamamında forma giymesi dikkatleri çeker. Ligde attığı 9 golün yanında, 13 de asist yapmıştır. Bunun dışında canlı izleme şansı bulduğum kupa maçında amatör küme takımlardan Eimsbütteler TV'ye karşı, forvet olarak forma giydiği maçta da 4 gol atar. Bu başarılı sezon sayesinde Abdullah Avcı ve ekibinin de dikkatini çeker Sercan Sararer ve milli takıma davet edilir. Milli takımın yaz kampında gösterdiği başarılı performans ve özellikle Portekiz ve Gürcistan maçları onun Türkiye'de de çoğu futbolsever tarafından tanınmasına sebep olur. Kendisiyle daha önce Hiddink tarafından iletişime geçilmiş olmasına rağmen, milli formayı giyme şansı Avcı dönemine nasip olur.

Bu ilgi odağının neticesinde başta Fenerbahçe olmak üzere ismi bir çok İstanbul ekibi ile anıldı. Greuther Fürth'ün Bundesliga'da oynayacak olması ve Sercan'ın çocukluk hayalini gerçekleştirmek istemesi yüzünden olmadı. Bundesliga'da bu sezon şu ana kadar forma giydiği maçlarda istenileni veremeyen Sercan, menajeri Fritz Popp`un yaptığı açıklamaya göre sezon sonunda bitecek olan sözleşmesini uzatmama kararı almış. Yapılan karşılıklı görüşmelerden sonuç çıkmamasının, Sercan'ın da biraz aklının bulanmış olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Sercan'ın aklında aynı Olcay Şahan da olduğu gibi Bundesliga'da bir sezon oynayıp, Fürth'ten çok daha iyi bir Bundesliga takımına gitme planları vardı ama malesef hem takımının zayıflığı hem de Sercan'ın genel performansı yetersiz kaldı. Bu performans sonucunda Bundesliga ekiplerinden teklif alabilme ihtimali oldukça düşük. Bu yüzden yazın gelen teklifleri kabul etmeyen ve Almanya'da kalmak istediğini belirten Sercan'ın
Türkiye'ye gelme ihtimalini artık çok yüksek buluyorum.

Sercan'ın biraz da özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Sercan futbola forvet olarak başlamış olduğu için teknik kapasitesi ve son vuruş yeteneği oldukça iyi bir futbolcu. 14 yaşından itibaren de sağ ve sol açık olarak yetiştirilmiş olması ise, onun adam eksiltme ve rakipten hızlı düşünme gibi özelliklerini geliştirmesini sağlamış. Kendisinin en dikkat çeken özelliği ise topu alıp sonuca gitme konusundaki becerisi. İyi bir gününde olduğunda karşısında kim olursa olsun çok kolay bir şekilde rakipten sıyrılıp pozisyonlar yaratabiliyor. Mesela bunun en güzel örneklerinden biri de, Portekiz maçında Umut'a attırdığı goldür. Bu ve benzeri hareketleri Sercan'dan sıkça görebilirsiniz.

Kendisinin bir başka dikkat çeken özelliği ise hızlı oynanan bir oyunda oldukça etkili olması. Gerektiği zaman topu ayağında çok tutmadan seri bir şekilde oynaması, oyun temposuna da sıklıkla fayda sağlıyor. Bunda hızlı düşünebilme yeteneğinin katkısı olduğunu düşünüyorum. Güzel bir örneğini geçmiş haftalarda Frankfurt karşısında tek bir pasla Stieber'i golle buluşturmasında da gösterdi. Savunma anlamında da bulunduğu kanatta oldukça etkili olması ve yeri geldiğinde geriye kadar bekini kovalaması önemli bir artısı. Ayrıca bir çizgi oyuncusundan beklenen, orta yapabilme yeteneği de oldukça iyi diyebilirim.

Eksik yönlerinden bahsetmek gerekirse öncelikle çoğu kanat oyuncusunda olduğu gibi hava toplarında oldukça etkisiz. Bu mevkisi itibari ile çok büyük bir handikap değil aslında. Daha önemli eksikliği ise bazen aşırı derecede pozisyonları zorluyor olması. Karşısında kalabalık ve oturmuş bir savunma olmasına rağmen bu zorlamaları , bazen sonuçsuz kalabiliyor. Yani ne zaman pas vermesi gerektiğini, ne zaman adam eksiltmesi gerektiğini bazen ayarlayamıyor. Aynı hareketleri üst üste yapıp başarısız olduğunda ise, bir şekilde oyundan kopuyor. Ben yine de bu eksiğini zamanla aşabileceğini düşünüyorum.

Sonuç olarak Sercan Sararer özellikle başta Beşiktaş olmak Süper Lig'in 3 büyüğü için oldukça cazip bir oyuncu profili. Önümüzdeki sezon sahadaki yabancı sayısının beşe düşürüleceğini de hesap edersek, olası bir transfer Beşiktaş'a ciddi katkı sağlayacaktır.

Yaş: 22
Kilo: 83
Boy: 180cm


Gol Şov 3-3

Beşiktaş, dün 11.hafta'nın açılış maçında Bursaspor karşılaştı. Futbolseverler olrak toplamda 6 gol atılan harika bir maç izledik. Son dakikaya kadar heyecan dolu geçen maçın sonunda, ortaya çıkan sonuç iki tarafı da mutlu etmedi ve sahadan çıkan sonuç beraberlik oldu.

Kara Kartal kart cezalısı Oğuzhan ve son antremanda sakatlanan İbrahim Toraman dışında bilinen kadrosuyla sahaya çıktı. Samet Aybaba da bu eksiklikleri Veli ve Necip ile kapatmayı tercih etti. Rakip ise nerdeyse bilinen kadrosuyla başladı ve sadece Pinto'nun yokluğunda forvette Sestak vardı.

Bursaspor'un en tehlikeli oyuncularından Batalla'nın, bu sezon ofansif alanda en çok topla buluşan oyuncu olması ve bu paslaşmalarda genelde olumlu performans göstermesi siyah beyazlıların en dikkat etmesi gereken unsurdu. Bu açıdan Toraman'ın bir gün önce sakatlanmış olması Beşiktaş adına ciddi bir talihsizlikti, çünkü Necip ve Veli gereken dikkati gösteremediler. Sonuç itibari ile maça iyi başlayan ve etkili pozisyonlar bulan taraf Batalla önderliğindeki Bursaspor oldu. Beşiktaş'ın da başta Almeida olmak üzere pozisyonları olsa da, ne yaptığını bilerek oynayan takım Bursaydı.

Oyun bu şekilde ilerlerken orta sahada yapılan faulü hızlıca başlatan Batalla, sağ tarafta boş olan Tuncay'ı gördü. O da topu bekletmeden içeri çevirdi ve Sestak ile durum 1-0'a geldi. Burada benim dikkatimi çeken iki olay oldu. Öncelikle Necip yaklaşık bir 5 metre Tuncay'a eskortluk yaptıktan sonra anlamsız bir şekilde yavaşladı ve Tuncay'ın orta kesmesine müsade etti. Diğer ilginç olan durum ise Uğur'un çizgiye çok yakın bir noktada olayla bir alakası yokmuş gibi davranıp, olan biteni izlemesiydi.

Golün ardından Bursaspor önce Fernandes'in kaptırdığı topun ardından ve daha sonra da Carson'un yolladığı uzun topla Belluschi ile iki net pozisyondan yararlanamadı. Bu pozisyonların merkezinde yine Batalla vardı. Rakip sahada hiç olmadığı kadar kolay hareket alanı bulması, ilk devre boyunca Beşiktaş savunma hattının dengesini bozdu. Bursaspor ikiyi bulamadan ilk devre bitti.

Yine klasik bir şekilde Beşiktaş sahaya ilk yarıyı nerdeyse yaşamamış bir şekilde, inanılmaz istekli ve arzulu başladı. Sonuç olarak önce Olcay ve ardından da Holosko ile skoru 10 dakika içinde 2-1'e getirdi. Bu tepkiyi Beşiktaş'ın maç içerisinde gol yedikten hemen sonra verememesi önemli bir handikap. Kara Kartal bu gibi durumlarda saha içinde liderlik yapıp, takımı uyandıracak bir oyuncunun olmamasının dezavantajını yaşıyor. Lider ruhlu oyuncu profili böyle anlarda çok önemlidir ve genç oyunculardan oluşan takımların en büyük handikaplarından birisidir.

Skor avantajını Beşiktaş çok uzun koruyamadı ve Vederson'un kullandığı serbest vuruşta McGregor topu tutmak yerine yumruklamayı tercih edince, yaşanan karambol sonucu oyuna tekrardan eşitlik geldi. Bu duruma Beşiktaş çabuk tepki verdi ve baskılı oynamaya devam etti. Bursaspor'un kullandığı serbest vuruşa benzer bir pozisyonda önce Sivokla net bir pozisyon kaçtı. Kısa süre sonra Veli ceza sahasında yerde kaldı ve Aydınus penaltı noktasını gösterdi. İlk olarak kendini bırakmış gibi görülse de, yakın plandan bakıldığında ayağına yapılan net darbe çok net bir şekilde gözüküyordu.

Rakip tam da savunma anlayışını yitirmeye başlamışken, bu sezon çokca gördüğümüz saçma gollerden bir tanesini daha yedi Beşiktaş. Yaşanan bir faul pozisyonunun ardından kısa süreli tartışmalarla oyun soğuyorken, Bursaspor yine oyunu hızlı başlatıp savunmayı gafil avlamayı başardı ve bu atağı da golle bitirerek maçın skorunu belirlemiş oldu. Geri kalan sürede Beşiktaş yorulmaya başladı ve gösterdiği baskı iyice zayıflamaya başladı. Karşılıklı net pozisyonlar olsa da skor değişmedi ve iki takım sahadan beraberlikle ayrıldı.

Çıkarılacak Dersler

Beşiktaş'ın beklerinin ve Mcgregor'un performansında düşüşler yaşanıyor. Hilbert ve Uğur kademelerde ve arkalarına atılan toplarda son maçlarda ciddi hatalar yapıyorlar. Aynı şekilde oyunu sakinleştirmek konusunda takdir ettiğim McGregor, son maçlarda tedirgin bir görüntü sergiliyor. Özellikle sektirdiği toplar ve topu tutmak yerine genelde yumruklamaya çalışması, zaten takım savunması iyi olmayan Beşiktaş'ın oyun anlayışını olumsuz anlamda etkiliyor. Orta alanda forma giyen Necip ve Veli'nin, geçen sezona göre savunmadan bu denli kopuk olması ise bir başka sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Peki bu şartlarda ne yapılabilir? Öncelikle Uğur Boral yerine Emre Özkan'ın denenmesi gerektiğini düşünüyorum. Emre ofansif anlamda çok etkili bir oyuncu olmasa da, ayağı yere daha sağlam basan bir oyuncu. Bu yüzden takım savunmasında ve kademelerdeki soruna çözüm olabilecek bir isim. Hilbert'in alternatifsiz olmasından ötürü yapabilecek çok bir şey yok ama en azından belli sürelerde Gençlerbirliğinde de zaman zaman bu bölgede forma giymiş Mehmet Akgün denenmelidir diye düşünüyorum. İleri üçlünün sağında ve solunda ise zaman zaman Erkan'ın artık forma giymesi gerekiyor. Takımın fiziksel anlamda etkisizleştiği sürelerde Erkan'ın dinamizmi takımı tekrardan hareketlendirecektir. Oğuzhan'ın tekrardan dönüşü ile Necip ve Veli ikilisinden biri tekrardan kulübede yerini almalıdır. Çünkü takımın Fernandes'ten bağımsız bir şekilde oynamaya da ihtiyacı var ve Oğuzhan bu eksiği kapatabilecek bir isim.

Oyuncu tercihleri dışında Beşiktaş'ın skor avantajını elinde aldığında oyun temposunu kontrol etmesi gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için özellikle pas trafiğini arttırmak ve sahaya doğru şekilde yayılmak gerekiyor. Bu oyuncu topluluğu da bunu başarbilecek kalitede diye düşünüyorum.

5 Kasım 2012

3 Gol 3 Puan

Kara Kartal dün akşam ligin ne yapacağı kestirilemeyen takımlarından Mersin İdman Yurdu ile karşılaştı. Toplama bir ekip olsalar da, kimi zaman eskimiş yıldızlarının bireysel çabaları sayesinde süpriz yapabilecek bir ekip Mersin. Bu endişeye rağmen, Beşiktaş'ın genç isimlerinin futbol iştahı ve özverisi kantar'ın ağır tarafında yer alıyordu.

Aybaba son Kasımpaşa maçının sivrilen oyuncusu Oğuzhan başta olmak üzere aynı oyuncularla başlamayı tercih etti. Tek fark sakatlığı bulunan Toraman yerine Necip Uysal'ın sahada yer alıyor olmasıydı. Necip'in hem dinamizmi hem de temposunu düşündüğümde, bu tercihin kalıcı olması gerektiğini düşünüyorum. Bu sezon daha özgüvenli ve istekli oynadığını da görüyor ve mutlu oluyoruz ama Necip bundan çok daha iyisini yapabilecek kapasitede.

Siyah Beyazlılar maça fırtına gibi başladı. Özellikle Oğuzhan'ın ofansif bölgede etkili olması ve her fırsatta takımı da ileride oynamaya zorlaması iki takım arasındaki farkı netleştiren faktördü. Kısa süre sonra da Almeida'ya verdiği harika pası sonucu penaltı geldi. Beşiktaş'ın kendi evinde erken golü bulması, futbolunu daha da kamçıladı ve aynı baskın oyunu sürdürmeye devam etti.

Geçen maçta da üzerine basa basa anlatmak istediğim, küçük üçgenler oluşturularak yapılan paslar yine gerçekleşmeye başladı. Bu süreç içinde de bolca pozisyon yakalanmaya başlandı. Bunda oyuncuların Almeida'nın etrafında uydu gibi çoğalmasının da önemli bir faktörü var. Mesela Holosko'nun Almeida ile paslaşıp kaçırdığı gol, buna çok güzel bir örnekti.

Aynı oyun anlayışı sürünce Oğuzhan'ın Thierry Henry'ye nazire yaparcasına yaptığı tek vuruş ile skor önce 2-0'a geldi. Devre bitmeden Oğuzhan'ın ceza sahasına mükemmel şekilde sokulması sonucu, boşta kalan Holosko'nun golü ile skor 3-0'a geldi. Spiker bile Oğuzhan'ın hızına yetişemedi. Harika bir mücadele örneği gösterdi ve önce atıp,sonra attırarak sonucu belirleyen adam oldu. Zira Beşiktaş 3 gol atıyorsa, kaybetmiyor.

İkinci devrenin başlarında Mersin'in kullandığı serbest vuruşta topun eline çarpması sonucu Oğuzhan ikinci sarıdan dolayı oyundan atıldı ve Beşiktaş kalan süreyi 10 kişi tamamladı. Burada iki noktaya değinmekte fayda var. Öncelikle hakem Barış Şimşek aynı kararlılığı maçın başında penaltı pozisyonunda Boum'a karşı neden gösteremedi ve kırmızı vermedi? Diğer nokta ise Oğuzhan'ın görmüş olduğu ilk sarı kart. Bazı hakemlerimiz Beşiktaş'a, diğer büyük takımlara karşı kart göstermekte daha rahat bir şekilde bunu uygulayabiliyorlar. Oğuzhan'ın görmüş olduğu kartlar konusundan bağımsız bir şekilde değerlendirmek gerekir bunu. Mesela maçın bitimine 3 dakika kala skor 3-0 olmasına rağmen McGregor'un zaman geçirmeden ötürü yediği kart buna güzel bir örnektir.

Oğuzhan'ın gördüğü ilk karta gelirsek, Beşiktaş'ın dikkat etmesi gereken önemli bir detayı görürüz. Beşiktaş bu ofansif orta saha anlayışı ile sahada yer aldığında geride oynayan oyuncuların daha ileri çıkması gerekir. Aksi durumda inanılmaz geniş boşluklar oluşabilir. Bu pozisyonda da Oğuzhan ile defans'ın arasında oldukça geniş bir boşluk oluşmuştu. Sonuç olarak Oğuzhan doğru olanı yaptı ve atağı kesti. Defanstaki oyuncularımız eğer geri kaçmak yerine, topa doğru hamle yapmış olsalardı pozisyon büyük ihtimalle sorunsuz atlatılabilirdi.

İkinci devrede Kara Kartal 10 kişi kalmasına rağmen, rakibe boş alan bırakmayınca skoru korumayı başardı ve Mersin'in topu ilerde tutmasına izin vermedi. Sonuç olarak Beşiktaş önemli bir engeli daha aştı ve zirveye yaklaşmayı başardı.

28 Ekim 2012

Köln İstihbarat Servisi

Almanya milli takımının çok özel bir oluşumundan bahsedeceğim. Özellikle son dünya kupasında bu ekibin ismini sıkça duydu dünya basını ama detaylı bir şekilde ele almak istedim. Alman Futbol Federasyonu, Köln Spor Akademisinden öğrencilerin bulunduğu bir ekip kurdu geçmiş yıllarda. Sahadaki mücadelenin dışında, saha dışında da bir savaş var günümüz futbolunda ve konuya ne kadar çok hakim olursanız, o kadar başarılı olursunuz.
Bu grubun kuruluşu 2004 Avrupa Şampiyonasına kadar uzanır. Başarısız geçen şampiyonanın ardından göreve getirilen Klinsmann 2006'da Almanyada düzenlenecek turnuva öncesinde kara kara 31 takımı nasıl takip edip, değerlendireceğini düşünürken, bir gece yarısı gelen telefonla irkilir. Arayan Profesör Buschmann'dır. Kendisi Köln Spor Akademisi'nin Scouting-Projesinin başındaki kişidir ve Klinsmann'la bu konu hakkında fikir alışverişinde bulunurlar. Sonuç olarak Buschmann'la bu konu üzerinde fikir birliğine varılır ve proje hayat bulur.

Kısa süre sonra bu genç öğrenci topluluğu çalışmaya başlar. Buschmann ve Alman Federasyonu öğrenciler konusunda seçicilerdir. Öncelikle ekipteki herkesin üst seviyelerde amatör dahi olsa futbol oynamış olmasına önem verilir. Bunun dışında iş ahlakları ve çalışmalarındaki başarı da önemli bir tercih sebebidir. Seçilen öğrenciler konularında başarılı olabilmeleri adına 10 adet seminere katılıyor. Bunların dışında 2 seminerde milli takım ekibi ile yapılıyor. Bugün itibari ile ekipte tam 50 öğrenci yer alıyor.

2 Aralık'ta Euro2012 grupları belli olduğunda DFB'nin genç ajanları içinde çalışma başlamış oluyor. Kendi içlerinde kurdukları küçük gruplarla başta Almanya'nın yer aldığı gruptaki takımlar olmak üzere, turnuvadaki bütün takımları ciddi anlamda incelemeye başlıyorlar. Mesela Arjen Robben'in sağ çizgiden kaleye doğru her yaklaşışında topu 9/10 seferde içe çekip şutla tamamlamasını rapor etmek gibi olayları değil. Asıl hedef takımın zaaflarının ve güçlü yönlerinin tespiti. Bu verilen örnek, çalışmanın sadece ufacık bir bölümünü kapsıyor.

Öğrencilerin hepsine birer laptop tahsis ediliyor ve içlerinde Scout-Programı da mevcut. Bu sayede takımları en ince ayrıntılarına kadar inceleyebiliyorlar. Mesela topu kaptıktan sonraki pas tercihlerini inceleyip, bundan oluşan görüntüler hazırlayabiliyorlar. Bunun dışında oyuncuların karakterleri, kariyerleri ve takım içindeki önemi ve takımın o oyuncudan beklentileri konusunda da çalışmalar yürütüyorlar. Bu ön çalışmanın ardından asıl performanslarını ise turnuva sırasında sergiliyorlar. Kısa sürede maçları izleyip, aynı şekilde takım, oyuncu gibi konularda detaylı çalışmalar yapıyorlar.

Bu başarılı çalışmanın ardından Spor Akademisi Scouting ile ilgili bir master bölümü açma kararı aldı ve dünya çapında bir ilke imza atmış oldu. Artık profesyönel anlamda bu bölümü okuyup, bunu meslek haline getirmek mümkün. Bu çalışmaların meyvelerini de son bir kaç senede Bundesliga ekipleri almaya başladı.

Scout Ekibi'nin Temel 4 Görevi

1. Oyun Analizi

Elde bulunun imkanlar doğrultusunda öğrenciler rakiplerin maç görüntülerinden oluşan bir video analizi yapıyor. Taktisel tercihler başta olmak üzere her şey detaylıca inceleniyor ve sonunda rapor halinde teknik ekibe sunuluyor.

2. Medya Analizi

Medya konusunda ise rakibin ülkesindeki her türlü bilgi değerlendiriliyor. Ülkenin takımlarından beklentisinden tutun da, takım içinde yaşanan olaylara kadar her şey inceleniyor.

3. Oyuncu Profilleri

Öğrenciler her oyuncuyu detaylı bir şekilde analiz ediyorlar ve bunun sonucunda oyuncuların güçlü ve zayıf yönlerini tespit ediyorlar. Bu analizlere rakip takım teknik ekibide dahil. Onların da basın toplantılarındaki açıklamaları ve davranışları başta olmak üzere, saha içindeki tutumları da ele alınıyor.

4. Motivasyon Filmleri

Öğrenciler maç öncesinde rakip takımla alakalı kısa filmler hazırlıyorlar ve milli takımdaki oyuncuları rakibe hazırlıyorlar. Buradaki amaç takımın neyi beklediğini görsellerle hissetmesi ve ona göre zihinsel anlamda kendini maça hazırlaması. Son turnuvada bu uygulamadan vazgeçilmiş.


Ötekiler 1-3 Feda

Beşiktaş üst üste galibiyetsiz bitirdiği haftaların ardından lige iyi başlangıç yapan Kasımpaşa ile karşılaştı. Rakip sene başında kadrosuna kattığı Fabian Ernst, Kalu Uche, Andreas İsaksson gibi kaliteli yabancıları ile ligin önemli ekiplerinden biri oldu. Beşiktaş'ta ise aksine kadro, geçmiş sezonlara göre kağıt üzerinde daha zayıf bir şekle bürünmüştü.

Aybaba diğer maçlarda olduğu gibi son maçta olumlu işler yapan takımı bozmama geleneğini sürdürdü ve Trabzonspor maçının ikinci devresindeki kısmen başarılı ekip ile sahaya çıktı. Rakip ise yeni teknik direktörleri Shota'nın önderliğinde, geçmiş teknik ekipten kalan mirasa sahip çıkarak kadroda fazla bir değişiklik yapmadan oynamayı tercih etti.

Beşiktaş geçen hafta kaldığı yerden aynen devam ederek başladı. Orta sahada Oğuzhan ve Fernandes'in başarılı performansları, karşılıklı pas alışverişleri takımı hücuma çıkarmak konusunda çok etkili oluyordu. İlk net pozisyonda Oğuzhan'ın Olcay'la paslaşması sonucu gelen atak oldu. Oğuzhan'ın pozisyon öncesinde Uğur'dan gelen topa dokunmayıp aynı anda Elyasa ve Ernst'i şaşkın bırakması ise klasına yakışır, ince bir hareketti.

Baskı devam ederken kanatları sene başından beri yeterince etkili kullanamayan siyah beyazlılar, bu konuda en beklenmedik oyuncusu Holosko'dan harika bir orta sonucu Almeida'nın harika kafa vuruşu ile öne geçti. Holosko'nun topu bakarak ve bilerek adrese yolladığını belirtmek gerekir. Aynı şekilde Almeida'nın da kafası ile topu atılabilecek en iyi noktaya atmasıda çok değerli. İlerleyen dakikalarda bu sefer Almeida ortalamış ama Holosko içeri yaklaşıp net vuruşu yapamamıştı.

Skor avantajını ele geçiren Beşiktaş geçmiş sezonlardan farklı olarak geri çekilmiyor artık. Bu da dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı. Takım olarak bu zamanlarda biraz dağınık ve panik halinde bir görüntü çiziyor olsa da, niyetin süreklilik olması gelecek adına çok önemli. Beşiktaş bu baskıyı sürdürdüğü sıralarda harika bir gol daha attı. Önce Hilbert topla ceza sahasına girdi ve Kasımpaşa savunmasının dengesini bozdu. Bu karambolde Almeida topu Holosko'ya ulaştırdı ve Filip başarısız bir şut çekti. Rakip topu uzaklaştırınca atak bitti derken, topu tekrar kazandı Beşiktaş ve Oğuzhan atağa yön veren isim oldu. Sırasıyla  Oğuzhan-Fernandes-Oğuzhan-Olcay-Almeida-Olcay paslaşmasına tanık olduk. Bahsettiğimiz pas trafiği 3-4 saniye yoktu bile. Bu Barcelona gibi paslaşmalar sonucunda Olcay geçen hafta olduğu gibi kaleci ile baş başa kaldı ve bu sefer çalım atmayı denedi ama yine başarılı olamadı. Bu sefer farklı olarak olay yerinde Fernandes vardı ve skoru iki sıfıra taşımayı başardı. Bu gol aynı zamanda bazı detayları gözler önüne serdi.

Bu golü bu kadar detaylı atkarmamın bir kaç sebebi var. Öncelikle bu pas trafiğini maç içinde özellikle Olcay, Oğuzhan ve Fernandes'in kurduğu küçük üçgenlerde defalarca yaptığını görme şansımız oldu. Topa hükmetme konusunu haftalardır yazıyorum ve ismi geçen bu çocuklar, bu işi çok iyi yapabileceklerini ve bir arada uyum içinde oynayabileceklerini göstermiş oldular. Aynı şekilde Almeida'dan faydalanarak ceza sahasına girmenin ne kadar kolay olduğunu da göstermiş oldu bu pozisyon. Bunun dışında Olcay'ın ve Holosko'nun ofansif anlamda skora etki etmek konusunda yeterli olamayacağını da bir kez daha görmüş olduk. Olcay'ın bu yönünü insanların bilip, ona göre değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendisi geldiğinde burada hakkında yazdığım yazıda da özellikle bu konuya değinmiştim. Bir başka önemli konu ise, başarısız atağın ardından, oyunu geriden kuran isimdi. Normalde oyuncular bu durumda ilk olarak Fernandes'i ararken, artık bu işi yapabilecek bir Oğuzhan var. Oğuzhan'ın topu ileri taşıması, aynı zamanda Fernandes'i de daha çok ceza sahasına itmiş oluyor ve gol yollarında etkili olmasını sağlıyor.

Skor avantajını iyice ele geçiren Kara Kartal aynı Galatasaray maçında olduğu gibi rakip takımın kazandığı kornerde inanılmaz bir savunma zaafı gösterince skor kısa süre sonra 2-1'e geldi. Alan savunması yapmak doğru bir tercih olsa da, bu konuda yeterince çalışılmadığı gözlerden kaçmadı. İlk yarıda akıllarda kalan bir başka detay ise, topu gelişi güzel uzaklaştıran Uğur'un Aybaba'nın tepkisinin ardından verdiği yoruldum tepkisiydi.

İkinci devrede Kasımpaşa biraz daha hareketli olsa da, maçın genel görüntüsü değişmedi. Beşiktaş önce üçüncü golü buldu, ardından da sayısız gol pozisyonuna girdi. Bir kez daha net vuruş konusundaki eksiklikler gözden kaçmadı. Almeida'nın baş başa kaçırdığı pozisyon da bunlardan bir tanesiydi. Sonuç itibari ile Beşiktaş haftalar sonra kazanmayı başardı ve puan farkının açılmadığı şu süreçte çok büyük bir kayıp yaşamamış oldu.

İstatistiksel anlamda Olcay, Oğuzhan ve Fernandes'in en çok koşan üç futbolcu olması ve ceza sahasına ortalarda yakalanan % 63'lük oranın genel ortalamaya göre yüksekliği önemliydi. Bu başarıda beklerin katkısının olmaması ise oldukça düşündürücü.

22 Ekim 2012

Bonkör Kartal

Kara Kartal bu hafta kendi sahasında, son 6 maçtır kazanamadığı Trabzonspor ile karşılaştı. En son kazandığı maç Schuster döneminde, Portekiz çetesinin ilk maçlarından biri olan kupa maçıydı. O açıdan Schuster'in tribünde yer alması da bir o kadar ironikti. Kendisini tekrardan görmek, bir çok kişi gibi beni de heyecanlandırdı.

Beşiktaş'ta geçen hafta ceza alan Veli ile sakatlığı bulunan Necip'in olmaması, Hasan ve Oğuzhan adına önemli bir şanstı. Burada başta olmak üzere, her defasında bu çocukların forma giymeleri gerektiğini savunuyorum. Beşiktaş'ın topa hükmetme ve oyuna yön verme konusunda böylesine yetenekli iki oyuncusu varken, yeterince forma bulamamaları oldukça üzücü bir durum. Bu hafta şans bulan Oğuzhan oldu ve oldukça başarılı bir maç çıkardı. Ayrıca hocasının ekran karşısında yeterince koşmuyor diye eleştirdiği genç futbolcu, sahanın en çok koşan ismi oldu.(10.866m) Bunun dışında gösterdiği performans, yaptığı başarılı ofansif katkı ile herkesin takdirini topladı. Aybaba'nın gelecek haftalardaki tercihi umarım hayal kırıklığı yaratmaz.

Siyah beyazlılarda bir başka farklılık ise ilerideki hücum hattındaydı. Sahada Almeida, Batuhan ve Holosko üçlüsü vardı. Almeida sol tarafta, Holosko sağ tarafta, Batuhan ise en uçta yerini aldı. Çizgideki isimlerin kenar-forvet özelliğinden uzak olması ve Almeida'nın merkezde devamlı yanlız kalması böyle bir denemeye yol açtı ama sonuç oldukça başarısız oldu. Kara Kartal ilk 45 dakika boyunca oldukça vasat bir oyun sergiledi ve sonuç olarak devreye 1-0 yenik girdi.

İkinci devrede sahada yokları oynayan ve devre arasında gideceğini düşündüğüm Batuhan'ın yerine, Olcay'ın girmesi ile takım biraz daha toparlandı. Üst üste gelen ataklar sonucunda kazanılan serbest vuruşta, Fernandes başta kaleci Onur'u olmak üzere herkesi şaşırttı ve orta yapmak yerine topu doğrudan kaleye yolladı. Bu sayede skora denge geldi ve Beşiktaş tempoyu arttırmaya çalıştı. 

Kısa süre içinde çok ciddi pozisyonlar yakalandı. Almeida ve Olcay'ın net pozisyonları gol olmayınca, kulübeden oyuna dahil Mehmet Akyüz de gerekli katkıyı sağlayamayınca maç malesef bu şekilde bitti. Son dakikalarda yakalanan baskı ve Olcay'ın son saniyede kaçırdığı pozisyon ise duyguların tavan yaptığı andı. Hakemin düdüğünün ardından, birbirinden habersiz bir şekilde oyuncuların yerlere serilmesi ise istek ve arzu konusunda herkesi mutlu etti.

Maç ile ilgili önemli ayrıntı ise başta Olcay'ın son saniyedeki pozisyonu olmak üzere, kaçan gollerdi. Burada Onur'un başarılı performansı dışında, ciddi anlamda bir bitiricilik noksanlığı göze çarpıyordu. Olcay transfer olduğunda şurada kendisini değerlendirmiştim. Olcay'ın kaçırdığı pozisyonun benzerlerini defalarca yaşamış biri olarak, açıkcası çok şaşırmadım. Aynı şekilde Almeida da bu tarz pozisyonlarda hem Bremen'de hem de Beşiktaş'ta defalarca benzer durumları bizlere yaşattı. Beşiktaş'ın ilerideki oyuncuları, senelerdir olduğu gibi gol yollarında etkisiz ve bitiricilikten uzak. Kale önünde çerçeveyi gördüklerinde net vuruş yapmak konusunda ciddi zorluklar yaşıyorlar. Mustafa Pektemek dışında eldeki oyuncuların hiç birinde de bu yeteneği göremiyoruz malesef. Beşiktaş'ın bu dönemde bir Feyyaz'ı bir Ahmet'i yok. Beşiktaş'ın eksikleri çok olsa da, en önemli eksikliği bu. Sonuç olarak Beşiktaş rakiplerinin puan kaybettiği bu haftada, bonkör davranarak onlara eşlik etti ve beraberlik furyasına katıldı.
















11 Ekim 2012

Call Me Maybe

İlk olarak İngiltere'nin Crystal Palace takımı ile başladı her şey. Miami Dolphins Cheerleaders'ın Call Me Maybe parçası ile yapılan kombine reklamında gördük bu güzelleri. Kontra 100.yılını kutlayan FC Santos'tan geldi. Santos kulübü aynı parçanın Portekizce versiyonunu çekmiş ve futbolcusundan, malzemecisine kadar herkes oynamış.


Crystal Palace Kombine Reklamı






FC Santos'un Klibi



En Dolu Tribünler


Stadionwelt sitesi bu sezon Avrupa liglerindeki takımların stadyumlarının dolulukları ile ilgili güzel bir araştırma yapmış. Bu araştırmanın sonunda Süd Tribünesi ile meşhur Borussia Dortmund %100 kapasite, yani maç başına 80.645 kişi ile hem Almanya'nın hem de Avrupa'nın birincisi olmayı başarmış. Bir başka Bundesliga ekibi Bayern München ise %100 kapasiteye ulaşmış olsa da, stadyumu biraz daha ufak kaldığı için dördüncü olabilmiş. İlk 10 takım arasında 4 Bundesliga ekibi'nin yer alıyor olması da bir başka önemli detay. Borussia Dortmund'u takip eden diğer 29 takım ise şu şekilde;

Takım Adı
Gelen taraftar sayısı / Stadyum Kapasitesi % Doluluk Oranı

2. Manchester United
75.353 / 76212 % 98.87

3. FC Barcelona
74670 / 98787 %75,59

4. FC Bayern  München
71.000 / 71.000 %100

5. Real Madrid
71.000 / 80.162 %88.57

6. Schalke 04
60.511 / 61.673 %98.12

7. FC Arsenal
60.092 / 60.355 %99.56

8. Hamburger SV
54.708 / 57.441 %95,24

9. Newcastle United
50.559 / 52.387 96.51

10. Borussia Mönchengladbach
49.942 / 54.010 %92,47

11. Ajax Amsterdam
49.575 / 52.960 %93,61

12. AC Milan
48.447 / 80.065 %60.51

13. VfB Stuttgart
48.810 / 60.405 % 79.65

14. Glasgow Rangers
46.738 / 50.549 %92,46

15. Manchester City
46.531 / 47.726 %97.50

16. 1.FC Nürnberg
46.017 / 50.000 %92.03

17. Hannover 96
45.800 / 49.000 %93.47

18. Celtic
45.346 / 60.982 %74,36

19. Eintracht Frankfurt
45.063 / 51.500 %87.50

20. FC Liverpool
44.667 / 45.276 %98,65

21. Shaktar Donezk
44.585 / 50.000 %89.17

22. Feyenoord Rotterdam
43.500 / 51.137 %85.07

23. AS Roma
42.854 / 70.364 %60.90

24. Inter Milan
42.827 / 80.065 %53.49

25. Paris SG
41.760 / 47.428 %88.05

26. FC Chelsea
41.587 / 42.522 %97.80

27. Atletico Madrid
41.500 / 54.851 %75.66

28. Werder Bremen
41.457 / 42.100 %98.47

29. OSC Lille
40.214 / 50.186 %80.13

30. AFC Sunderland
39.870 / 49.000 %81.37

2 Ekim 2012

Çaresiz

Beşiktaş dün İnönü'de Rıza Çalımbay'ın Sivassporunu konuk etti. Taraftara verilen ceza sebebi ile tribünlerde bayanlar ve çocuklar yerlerini almış, rakipler haftayı yenilgi ile kapatmışlardı. Kazanmak çok önemli bir hal almıştı ama böyle maçlarda Beşiktaş'ın puan bıraktığı çok kez olmuştu ve gelenek bozulmadı.

Maç kadrosu yine bir önceki hafta sahada yer alan takımla aynıydı. Sadece Gaziantepspor maçında penaltıya sebebiyet veren Sivok yerine, Escude vardı. Aybaba'nın kadro tercihlerinin antremanlardan çok, maçlarda gösterilen performansa göre şekillendiğini söyleyebilmek için erken ama verdiği sinyaller şimdilik bunu gösteriyor.

Maçın ilk devresi iki takımın mücadelesi ile geçti. 45 dakika sonrası bazı veriler adeta Beşiktaş'ın performansını özetliyordu. İlk devrede en çok koşan isim Veli Kavlak, en çok top kaptıran oyuncu Filip Holosko ve kaleyi bulan şut ise 0 oluyordu. Beşiktaş Sivasspor'dan daha istekli olmasına rağmen, topu ayağında tutmakta inanılmaz zorlanıyordu. İlk yarı boyunca takım üst üste 3 pas bile yapmakta zorlanıyordu ve dolayısı ile rakip alanda oyunu domine edemiyordu.

İkinci devrede de durum pek farklı değildi. Aybaba takımı bozmadan aynı şekilde sahaya sürdü ve ilk devreye oranla Beşiktaş biraz daha hareketli bir oyun sergiliyordu. Ama ilk devrede de yapılamayan pas organizasyonları hala sürüyordu. Bu da ister istemez oyuncuların uzaktan şutlarla gol aramasına sebep oldu. Çaresizce çekilen bu şutlar, sadece maç sonunda tutulan istatistiklere yansıyacaktı.

Oyun bu şekilde devam ederken kaleyi cepheden gören bir noktadan bir serbest vuruş kazanıldı. Almeida topu kullanmak isteyince, kalecinin görüş açısını engellemek isteyen barajdaki Beşiktaşlılar ile Sivassporlu futbolcular arasında bir kargaşa yaşandı. Hakemin uyarıları, kartları derken geçen iki dakikadan ardından kullanılan top barajdan sekti ve bir anda rakip atağa çıktı. Burada topun düştüğü noktaya ilk ulaşan isimler Uğur ve Fernandes, bir an kimin topu uzaklaştıracağı konusunda tereddüt yaşadılar ama Uğur'un uyarısı sonrası Fernandes topu bıraktı. Uğur topu uzaklaştırayım derken, topu Fernandes'e nişanlayınca bir anda Atıf Chahechouhe topla buluşup 40 metre ilerleyerek golü attı. Golü bu denli detaylı anlatmamın sebebi ise, Beşiktaş'ın kendi yarı sahasında 1 tane bile oyuncunun olmamasıdır. Amatör lig takımlarında dahi yapılmaması gereken bir hatadır bu. Özellikle serbest vuruşun şut olarak kullanacak olması da, çok daha önemli bir detaydır. Uğur orada rakibe çarptırmamış olsa dahi, en azından bir isim daha olmalı ve atak başlamadan bitmeliydi.

Sonuç olarak Beşiktaş-Sivasspor maçlarında yenen abuk sabuk gollere bir yenisi daha eklenmiş oldu. Geçen sezon Grosicki'nin kendisinin bile ofsayt sandığı gol, ondan önceki dönemlerde penaltısı verilmeyen Beşiktaş'ın dönen topta yediği golle yenilmesi gibi benzer örneklerini çokca yaşadık zamanında.

Golün ardından karşılıklı oyuncu değişikleri ile oyun devam etti. Aybaba sahada adeta varlığı belli bile olmayan Holosko yerine Batuhan'ı aldı. (Holosko demişken, neden ısrarla Filip'in tek forvet çıkılan maçlarda, kanat forvet olarak değerlendirilmeye çalışıldığını anlayamıyorum. Şampiyon olunan sene haricinde, o bölgede gösterdiği performans hep yetersiz kaldı. Teknik ekip yabancı olsa bir nevi anlarım bu denemeleri ama Aybaba'nın onu bu şekilde kullanmasına anlam veremiyorum. Beşiktaş'ın sezon başından beri ceza sahasına yaptığı ortalarda bu kadar başarısız olmasının altında yatan sebeplerin biri de budur.)  Bu hamlenin ardından Veli yerine, yeteneklerine çok inandığım Hasan Türk dahil oldu. Aybaba'nın saha performansına göre kadroyu şekillendirmesi oyuncular üzerinde de etki etmiş olacak ki, Hasan yapması gerekenden çok daha fazlasını yapmayı denedi ve zaman zaman bu hanesine eksi olarak yazıldı. Yine de genel performansı oldukça başarılıydı diyebilirim. Bu hamlelere Rıza hoca kısa süre içinde Erman-Pedriel hamlesi ile cevap verdi ama arkada yakalanacak boşlukları değerlendirebilecek bir isim olan Pedriel, çok etkili olamadı. Beşiktaş yüksek toplarla oynamaya başlayınca da, Rajnoch'u dahil etti ve bozan bir oyun anlayışına yöneldi ve bunda da başarılı oldu.

Beşiktaş adına iç sahada böylesine önemli bir haftada kaybetmek cidden çok kötü oldu ama asıl önemli olan Beşiktaş'ın sergilediği performans. Beşiktaş her maç daha iyi oynaması gerekirken, aksine daha kötü oynuyor. Özellikle Sivas maçında gösterilen performans endişe vericiydi. Tavukların başını keser ve serbest bırakırsanız, kısa bir süre dengesizce koşarlar. Beşiktaş futbol takımının görüntüsü de tam anlamı ile başı kesik tavuklar gibi. Gereksiz bir telaş, gereksiz bir kontrolsüzlük söz konusu. Umarım bir an önce bu görüntüden kurtulmayı başarırlar. Bir başka önemli konu da, Aybaba'nın her röportajında 14 adet futbolcusu olduğundan bahsetmesi. Bunun diğer genç oyuncular üzerinde nasıl bir iz bıraktığını düşünmesi dileği ile.

25 Eylül 2012

Bundesliga 4.Hafta

Haftanın süprizi kesinlikle geçen hafta da yazının temel noktası olan Hamburg oldu. Dortmund karşısında gösterdikleri başarılı performans sayesinde ilk üç puanlarını almış oldular. Maça harika bir başlangıç yaptılar ve Güney Koreli genç yetenekleri Son sayesinde henüz ikinci dakikada öne geçtiler. Gol kadar Van der Vaart'ın yapmış olduğu asistde harikaydı. Hamburg yavaş yavaş ritmini buluyor olduğunu özellikle bu hafta net bir şekilde gösterdi. Dortmund ikinci devrenin başında Perisic'in akıl dolu golü ile eşitliği yakalasa da, kısa süre sonra Hamburg tekrar öne geçmeyi başardı. Van der Vaart'ın defans arkasına bıraktığı pası gole çeviren isim İlicevic oldu. Bu şaşkınlık yetmezmiş gibi Son bir kez daha sahneye çıktı ve farkı ikiye çıkaran golü attı. Bu dakikadan sonra Dortmund oyunu tamamen eline alsa da, sadece skoru 3-2'ye getirmeyi başarabildi. Galibiyette en büyük paylardan biri de Hamburg'un başarılı transferlerinden kaleci Rene Adlerdi.

Ligin süpriz ekiplerinden zirve ortağı Frankfurt ise Nürnberg deplasmanındaydı. Açıkcası ne yapacaklarını kestirmek zordu. Beklentilerin tersine Frankfurt kazanmak için elinden geleni yaptı ve galibiyet serisini sürdürmeyi başardı. İnui'nin attığı gol dışında, gösterdiği başarılı performans ise yine takdirleri topladı. Anlaşılan kendisinden sezon boyunca daha çok bahsedeceğiz.

Bayern ise deplasmanda Schalke'ye konuk oldu. İki takımda hafta içinde Şampiyonlar liginde başarılı maçlar çıkarmıştı ve ligdeki iyi gidişlerini sürdürmek istiyordu. İki takımın da yorgunlukları sahada kendini gösteriyordu. Schalke geri düşmemek için daha çok defansif bir oyun tercihinde bulundu ve bu da ister istemez ilk yarının golsüz bitmesine sebep oldu. İkinci devreye daha iyi başlayan Bayern, Kroos'un şık plasesi ile öne geçti. Golden sonra da Bayern atakları sürdü ve kısa süre sonra Müller bu sezonki 4.golünü kaydederek maçın skorunu belirledi.

Haftanın en güzel maçlarından biri ise Bremen ile Stuttgart arasındaki maçtı. Labbadia kötü gidişatı değiştirmek adına bu maçta takımını 4-4-2 formasyonunda sahaya sürdü. Maça fırtına gibi başlayan taraf Bremen oldu ve devreyi 2-0 önde bitirdiler. Bremen bu sezon yeni kadrosu ile cidden keyif veriyor. Hırslı ve tempolu takım kimliğini son yıllarda kaybetmişlerdi ama bu sezon geri dönüş sinyallerini vermeye başladılar.  İkinci devrede maç çok farklı bir hal aldı ve Stuttgart risk almaya başladı. Sonucunda ilk önce Harnik ile skoru 2-1'e, 81.dakikada Cacau ile 2-2'ye getirdiler. Son 6 resmi maçında Stuttgart galibiyet alamasa da, ikinci devre oynanan futbol takdir topladı.

Haftanın diğer maçlarında ise Leverkusen evinde Gladbach karşısında galibiyete yakın olan taraf olsa da, maç berabere bitti. İlk devre boyunca Leverkusen'in 14, Gladbach'ın ise sadece 2 şutunun kaleyi bulduğunu belirtirsem neler kaçtığını tahmin edebilirsiniz. İkinci devre Gladbach 2 pas ile golle buluştu ama skoru koruyamadı ve Kadlec'in golüyle maç berabere bitti. Schürrle'nin penaltı kaçırması ise Leverkusen'in şansızlığının zirve yaptığı an oldu. Hoffenheim evinde Avrupa Ligi yorgunu Hannover'i konuk etti ve geriye düşmesine rağmen net bir skorla (3-1) kaliteli ayaklarının olduğunu tekrar hatırlattı herkese. Hoffenheimda maçın adamı, 10 dakikada 2 asist ile dikkat çeken Volland oldu. Almanya U-21 takımında da forma giyen bu gencin ismini daha çok duyacağız galiba.

Wolfsburg evinde hayal kırıklığı yarattı ve Fürth ile berabere kaldı. Sercan'ın performansı ise göz doldurdu. Özellikle cepheden çektiği şut direkten dönmemiş olsa, haftanın golü olabilirdi. Mainz ise evinde, rakiplerinden biri olarak değerlendirebileceğimiz Augsburg'u 2-0 ile geçti. Fortuna ise Freiburg ile beraber kaldı ve küme düşme hattından uzaklarda yer almaya devam etti.

Gelecek hafta'ya dair ( 25.09 - 26.09 )

Schalke yine evinde Mainz ile karşılaşacak. Schalke'nin yorgunluğu bu maça da yansır mı bilinmez ama Mainz  deplasmanda yenilmemek için sonuna kadar mücadele edecektir. Bayern ise ciddi anlamda dalgalanmalar yaşayan Wolfsburg'u konuk edecek. Bayern'in erken gol bulması halinde maç çok erken kopabilir ve farka gidebilirler. Dortmund ise Frankfurt ile karşılaşacak. Frankfurt galibiyetleri ile takımlara korku salmaya devam ediyor olsa da, Dortmund'un eksiklerine rağmen (Bender, İlkay) maçı kazanacağını düşünüyorum. Gladbach ise Hamburg'u konuk edecek. Fink'in maçın favorisi olarak Gladbach'ı göstermesi ise maçı ne kadar ciddiye aldıklarının bir göstergesi olarak düşünüyorum. Gladbach diğer hafta Avrupa Ligi maçı olması sebebi ile rotasyona gidebilir. Skor ne olur bilinmez ama haftanın en zevkli maçı olacağı kesin. Metalist ve Gladbach maçlarında bolca pozisyon bulmalarına rağmen, bunu skora yansıtamayan Leverkusen ise Augsburg deplasmanında şeytanın bacağını kıracaktır.

Kupon

Eintracht Frankfurt - Borussia Dortmund 2
FC Augsburg - Bayer Leverkusen 2
Greuter Fürth - Fortuna Düsseldorf Alt







23 Eylül 2012

Gaziantepspor 3-2 Beşiktaş

Beşiktaş dün oldukça zorlu deplasmanlardan biri olan Antep'te son dakikada yediği golle sezonun ilk yenilgisini aldı ve iki defa öne geçtiği maçı kaybetti. Aybaba sahaya Elazığspor maçının ikinci yarısına başladığı kadroyla çıkmayı tercih etti ve bu tercihi sahada aynı o maçta olduğu gibi baskılı ve motive bir Beşiktaş izleme şansını gösterdi bize. Rakip takım orta alana gelmeden alanlar daraltılıyor ve rakip yoğun baskı ile hatalı pas tercihlerine zorlanıyordu. Geri dörtlüsünde ciddi sorunlar yaşayan Gaziantepspor da ister istemez bu tuzaklara düşüyordu.

Kısa bir süre sonra da beklenen gol geldi. Almeida'nın harika ortasında, Olcay'ın klas vuruşu Beşiktaş'ı tekrardan öne geçirdi. Sezon başından beri hareketli oyun içinde, isabetli orta konusunda ciddi sorunlar yaşayan Beşiktaş'ın böyle bir gol atması önemliydi. Skor avantajından sonra orta sahada birazcık tempo düşünce bu ister istemez takımın savunma anlayışına da yansıdı. Bireysel hatalar sonucu Gaziantepspor bir kaç fırsat yakaladı ama sonuç alamadı.

İkinci devrede ise Hikmet Karaman risk almak zorundaydı ve öyle de yaptı. Ayağında daha rahat top tutabilen bir isim, İsmael Sosa'yı oyuna dahil etti. Çok geçmeden de defans arkasına yaptığı koşuda Veli bir an dalınca gayet rahat bir şekilde skoru eşitleyen gole imza attı. Bu Beşiktaş cephesinde kısa süreli bir şok etkisi yaratsa da toparlanmayı bildi siyah beyazlılar. Fernandes'in sorumluluk alıp yarattığı bir pozisyonun ardından Almeida tekrar Beşiktaş'ı öne geçirdi. Gol gelmeden önce kenarda Oğuzhan oyuna girmeye hazırlanıyordu ama Beşiktaş öne geçince Aybaba bu tercihini ertelemeyi tercih etti.

Bu dakikadan sonra Beşiktaş geçen sezon defalarca yaptığı hatayı yaptı ve skoru korumayı tercih etti. Bu da ister istemez her defasında üstüne basarak değindiğim baskılı takım kimliğine ters düşüyor. Sonuç olarak Beşiktaş bunun dışına çıktığı süre içinde bir tehlike arz eden Uğur Boral'ın bölgesinden rakibe pozisyonlar vermeye başladı. Bu durumda Uğur'a kızmak da doğru değil. Sonuçta kendisi yakın zamanda bir kaç kez sol bek oynamak dışında, kariyeri boyunca o bölgede oynamış bir isim değil. Fenerbahçe'de oynarken de sol bek olarak çok başarı gösterememiş ve yerine Caner, Vederson gibi isimler denenmişti. Bu açıdan transfer edilemeyen Gökhan Süzen ve sakat İsmail Köybaşı'nın eksikliği bu tip maçlarda ortaya çıkıyor. Bu yüzden ilerleyen dönemlerde mevzu bahis isimler kadroya dahil olursa, Uğur'un ön tarafta değerlendirilmesi Beşiktaş için daha hayırlı olacaktır.

Oyun Gaziantepspor'un baskısı altında devam ederken Sivok alakasız bir şekilde topa eliyle müdahele ederek penaltıya sebebiyet verdi ve Cenk Tosun'un golüyle maça eşitlik geldi. Daha önce Holosko yerine oyuna girmiş olan Erkan dışında, ilk taktiksel hamlesini o an yaptı Aybaba ve Olcay'ı çıkarıp yerine Oğuzhan'ı oyuna dahil etti. Orta alanı daha kalabalık tutup, rakibin ileri çıkmasını engelleme planı doğruydu ama Beşiktaş oyuna hakim değildi. Bu oyun içinde orta alanda bir hareketlilik getirse de, Gaziantepspor'un oyundaki ağırlığında bir değişiklik sağlamadı. Çünkü Hikmet Karaman devre arasında oyuna sürdüğü Sosa dışında, yine hızlı ve topa hakim bir başka isim Muhammet Demir'i sahaya sürmüştü. Böylece Gaziantep ilk devreye nazaran topa daha iyi hakim olabiliyordu. Kısa süre sonra Beşiktaş'ta Fernandes yerini Batuhan'a bırakırken, diğer yanda da Orhan Gülle sahadaki yerini alıyordu. Oyun böyle bitecek derken savunmasız bir şekilde ceza sahasına yaklaşan Orhan'ın harika şutu ile skor 3-2'ye geldi. Burada orta sahamızın oyundan kopmuş olması da önemli bir detay.

Beşiktaş'ın şu an için en büyük sorunu istekli ve arzulu oyun anlayışını 90 dakikaya yayamıyor olması. Elazığspor ve Galatasaray maçlarının ilk devreleri ve dün oynanan Gaziantepspor maçının ikinci devresi bunun en güzel örnekleri. Bunların dışında orta sahadaki ikili olarak forma giyen Necip ve Veli, ikisi bir kişi gibi oynadıkları sürelerde Beşiktaş ciddi sıkıntılar çekiyor ama bu oyuncular sorumluluk aldıklarında ise durum bir anda değişebiliyor ve bu bütün takıma gayet olumlu yansıyor. Rahmetli Vedat kaptanın da dediği gibi Beşiktaşlı futbolcu kiracı gibi değil de ev sahibi gibi oynamalı. Özellikle de bu iki ismin daha fazla insiyatif almaları ve kapasitelerini zorlamaları şart. Sonuç olarak yeterli verim alınamıyorsa da, yedekte bekleyen Hasan ya da Oğuzhandan mutlaka faydalanılması gerekir. Bu iki isim futbolu aklı ile oynayabilen ve bunu gösterebilen isimler. Sahada yer aldığı kısa sürede Oğuzhan'ın en azından bir kere denemiş olduğu şut girişimi bile, 90 dakika sahada yer alan diğer iki isim kadar formayı hak ettiğini az da olsa gösteriyor.



19 Eylül 2012

Bundesliga 3.Hafta

Hamburg Van der Vaart'ın da kadroya girmesi ile psikolojik anlamda güçlenmiş olsa da, takım olamamanın verdiği sancıları yaşamaya devam ediyor. Frankfurt deplasmanında başta olmak üzere, ilk üç haftada defansif hataların bedelini ağır bir şekilde ödediler. Fink'e ne kadar sabırlı olabilecek HSV yönetimi, merak konusu. Frankfurt cephesinde ise her şey beklenenin çok daha iyi gidiyor. 3 maç sonunda topladıkları 9 puan ile ligin süpriz ekiplerinden biri olmaya adaylar. Özellikle İnui başta olmak üzere, Aigner ve Meier ile farklı olduklarını şimdiden göstermeye başladılar.

Bayernde ise istek ve arzu en üst seviyede. Mandzukiç başta olmak üzere, yeni transferler oldukça iyi bir başlangıç yaptılar. Bu isimler dışında Müller'in de tekrar kendisini bulması ve Van Gaal dönemindeki gibi fayda sağlaması Bayern cephesindeki önemli sonuçlar. 12 sene sonra ilk 5 resmi maçından 5 galibiyetle ayrılması ve şu anda zirvede yer alıyor olması da bunun kanıtı. Mainz cephesinde ise işler pek iyi gitmiyor. Kadronun zayıflığını bir yana, takımdaki uyumsuzluk ve istenilenleri sahaya yansıtamamaları bu sezonun onlar adına oldukça zorlu geçeceğini gösteriyor.

Şampiyon Dortmund ise performans olarak geçen sezon bıraktığı yerden devam ediyor ve yenilmezlik serisini (31 maç) bu sezonda sürdürüyor. Dün oynadıkları şampiyonlar ligi maçından dolayı kadroda rotasyona gitmelerine rağmen, Leverkusen gibi güçlü bir ekibi çok rahat geçtiler. Dortmund şampiyonlar ligi dönüşlerinde pek zorlanacak gibi durmuyor. Leverkusende ise sorunlar devam ediyor. Kısa süre içinde toparlanacaklardır ama ilk üç haftalık performansları durumun pek de iyi olmadığını gösteriyor.

Bundesliganın yeni ekipleri Fürth ve Fortuna ise süpriz puanlarla çoğu kişiyi şaşırtsa da, yeni bir ligde mücadele ediyor olmanın verdiği hırs ve motivasyonu ile bunu başardıklarını düşünüyorum. Bu çizgilerini uzun süre devam ettirebilmeleri zor. Geçen sezonun süpriz takımı Augsburg da  mevcut kadrosu ile küme düşmeye aday bir başka takım. Luhukay'ın ayrılışından sonra Augsburg'un sanki sihri çalınmış gibi.

Ligin flaş ekibi ise kesinlikle Hannover. Kısa sürede attıkları onca gol bir yana, sergiledikleri futbol ile şu an Avrupada izlenmesinden en çok keyif aldığım takımların başında geliyorlar. Bremen karşısında 2-0 öne geçmelerine rağmen, maç 2-2'ye gelse de son dakikada yine kazanmayı bildiler. Hannover varsa gol var diyoruz artık. Belli olan Slomka'nın takımı bu sene çok can yakacak. Bremen ise yeni oluşumun meyvelerini tam anlamı ile alamamış olsa da, olumlu futbolu ile eski günlerine döneceğinin sinyallerini veriyor. Zorlu Dortmund deplasmanı başta olmak üzere sergiledikleri futbol olumlu, elbet skora yansıtacaklardır.

Schalke de bu sezon genç futbolcuları ve yıldızları ile hem ligde hem de Şampiyonlar liginde isminden söz ettireceğe benziyor. Hannover dışında diğer iki maçlarını kazandılar ve 7 puanla oldukça iyi bir konumda bulunuyorlar. Asıl prova ise hafta sonu Bayern karşısında olacak.

Stuttgart'ta ise işler pek iyi gitmiyor. Labbadia'nın tercihleri ve ısrarları sonucu kaybedilen puanlar hiç beklenmedik bir şekilde lige başlamalarına sebep oldu. Son dakikada kaybedilen Wolfsburg maçı, deplasmanda Bayern'e farklı mağlup olmaları ve son olarak içerde Fortuna'yı yenememeleri ile işlerin hiç iyi gitmediğini gösteriyor.

Ligin bir başka süpriz ekibi Nürnberg ise zayıf kadrosuna rağmen süpriz skorlar almaya devam ediyor. Japon yıldız Kiyotake, bizlere Kagawa'nın yokluğunu hissettirmiyor. Haddini bilerek oynayan ve şu an itibari ile büyükler dışında en çok ilgi çeken takımların başında geliyorlar. Benzer bir performansı da Freiburg sergiliyor.

Wolfsburg, Hoffenheim ve Gladbach da ise henüz takımlar tam anlamı ile oturmuş değil. Kısa süreli iyi futbol oynasalar da, zaman zaman yapılan inanılmaz hatalarla daha hazır olmadıklarını gösteriyorlar. Üç takımın da kadroları oldukça iyi ama biraz daha zamana ihtiyaçları olduğu kesin. Avrupada mücadele edecek olan Gladbach'ın bir an önce toparlanması şart.

Bir başka güzel olay ise bütün takımların bu hafta '' Geh auf dein Weg '' ( Kendi yoluna git) sloganlı reklamla çıkması oldu. Bu projede yabancı kökenli insanların futbol dahilinde hayata entegre edilmeleri için çaba harcanıyor.

Hafta'nın golü: Hannover 96 - Werder Bremen 3-2 ( Huszti dk.90 )

18 Eylül 2012

Kartal´dan Üçlük!

Beşiktaş milli maç arasından sonraki ilk maçında rakibi Elazığspor karşısında son lig maçına benzer bir performansı sergiledi ve 3 puanı yine 3 golle almayı başardı. Rakibin ligin yeni ekiplerinden olması ve maçın İnönüde olması sebebi ile beklenen aslında galibiyetti. Yine de Elazığspor'un Fenerbahçe'den puan kapmış olması ve Beşiktaş'ın genelde böyle maçlarda puan kaybetmesi acaba bir süpriz olabilir mi diye düşündürüyordu.

Aybaba kazanan 11 bozulmaz demiş ve takımı Karabükspor maçındaki şekli ile sahaya sürmeyi tercih etmişti. Kalede McGregor, geri dörtlüde Uğur, Sivok, Toraman ve Hilbert, orta sahada Veli, Necip ve Fernandes, onların önünde de Olcay, Batuhan ve Holosko vardı. Rakibin oyun planı Beşiktaş'ın maestrosu Fernandes'i yakın markajda tutmak ve oyunu olabildiğince rakip sahada oynamak üzerine kuruluydu. Bu planın kritik isimlerinden Bülent Ertuğrul, oyun boyunca Fernandes'i bir gölge gibi takip edeceğini zaten ilk dakikadan itibaren gösterdi.

Beşiktaş'ın sahadaki öncelikli hedefi ise mücadele ve tempoyu yukarıda tutmak, rakibi hataya zorlamaktı. Rakip takımın önde baskı ile kara kartalı hataya zorlama girişimleri, Beşiktaş'ın ilk dakikalarda oyuna hakim olmasını zorlaştırdı. Beşiktaş orta sahadan oyunu ileri taşımayı başarsa da, ilerde yeterince etkili olamıyordu. Oyunun bu gidişi karşılıklı faullerle kör dövüşüne dönmeye başladı. İki takımda bolca pas hataları yaptı bu süreçte.

Bu kısır mücadele ilk 20 dakikadan sonra siyah beyazlıların ritmini bulması ile bozuldu. İlk olarak Hilbert'in Batuhan'a yolladığı orta, ardından da Fernandes'in Uğur'a verdiği pas sonrası Beşiktaş maçı kazanmayı daha çok istediğini gösterdi. Bu gol girişimlerini Veli'nin isabetsiz şutu ve Fernandes'in direkten dönen topu izledi. Devre bittiğinde etkisiz bir oyun sergileyen Batuhan dışında, oyuncuların genel performansı beklendiği gibiydi. Fernandes'in baskı altında kaldığı dönemlerde, Necip ve Veli'nin ofansif anlamda çok katkı verememeleri de dikkat çeken bir başka ayrıntıydı.


İkinci devreye Beşiktaş beklenen değişiklikle başladı ve sahada Batuhan yerine Almeida vardı. Bu oyun yapısında malesef Beşiktaş'a hiçte uygun olmayan bu iki oyuncu ile çok zorlansa da bir şekilde idare etmek durumunda. Uzun boyları zaman zaman avantaj olsa da, daha atletik ve çabuk bir forvet ihtiyacı göze çarpıyor. Kara kartal ikinci devreye ismine yakışır şekilde baskılı başladı ve kısa süre içinde kornerden Necip'in kafa golüyle öne geçti. Fernandes yine etkili ortası ile klasını göstermeyi başardı.

Beşiktaş kilidi açmıştı artık, daha rahat ve istekli bir futbol sergileyebiliyordu. Üst üste pozisyonlar bulmaya devam etti ve maçı kaybetmeyeceğini net bir şekilde rakibine gösterdi. Eğer bir Anadolu kulübü İstanbul'da bir büyük takımdan puan almak istiyorsa, eşitce mücadeleden çok daha fazlasını sahaya yansıtmak zorunda. Elazığspor bugün maçın her anında bu açıdan Beşiktaş'ın çok gerisinde kaldı. Aybaba'nın da üzerine basa basa belirttiği bu ayrıntı, dakika 90 dahi olsa Beşiktaş'ın skordan bağımsız baskı kurmasını sağlıyor.

Oyun bu şekilde ilerlerken bir serbest vuruşta Fernandes ve Sivok AŞ yine iş başındaydı ve skoru 2-0'a taşımayı başardılar. Maçın bitmesine 30 dakikadan fazla bir süre olmasına rağmen, maçın mutlak hakimi olmayı sürdürdü Beşiktaş. Kısa süre sonra da skoru Hilbert'in Stuttgart günlerini anarcasına attığı golle 3-0 taşımayı başardı. Oyunun geri kalan süresinde de gösterilen performans ve mücadele üst düzeydeydi. Oyuna sonradan dahil olan Oğuzhan ve Erkan Kaş da, en az diğer oyuncular kadar hırslı ve etkiliydi. İlerleyen dönemlerde daha çok şans bulacaklarına eminim.


Kaleci McGregor'a maç boyunca çok iş düşmese de maçın sonlarına doğru Tum'la baş başa kaldığında gösterdiği performans başta olmak üzere, maç genelinde tecrübesi ile güven verdi. Eliyle oyunu başlatmaları, zaman zaman oyunu yavaşlatmayı bilmesi, sıkça stoperlere yaklaşıp oyun içinde kalması çok önemli ayrıntılar. Umarım uzunca bir süre daha Beşiktaş forması altında gol yememeye devam eder. Aynı şekilde attığı golden sonra Necip'in istekli ve cesur oyunu da hem kendisi hem de Beşiktaş adına önemliydi. Her maç daha da parlayan Fernandes için ise söylenebilecek pek bir şey yok. Üzerine düşeni fazlası ile yapmaya devam ediyor.


Maç'a damga vuran bir başka olay ise, kapalı tribün biletlerin pahalı olması yüzünden nerdeyse bom boş kalması oldu. Stadyumun mevcut kalite ve standartlarında kapalı tribüne eğer bu denli yüksek rakamlar isteniyorsa, karşılığı da verilmelidir. Kapalı tribünün ve stadyumun mevcut şartlarında bir iyileştirme de söz konusu olamayacığı için, yönetimin bu fiyat politikasını gözden geçirmesi şarttır.

3 Eylül 2012

Gökhan Süzen (25)


Beşiktaş bugün İBB'den Gökhan Süzen ile anlaştığını borsaya bildirdi. Gökhan uzun süredir Süper lig'de forma giyen, ligin tanınan oyuncularından bir tanesi. Kendisi Galatasaray alt yapısından yetişmiş genç bir futbolcu. Galatasarayda zamanında yeterli görülmeyip bugün Süper ligde forma giyen takım arkadaşlarıyla beraber A takıma yükselemeyince, İBB'nin başına geçen eski hocası Abdullah Avcı kendisini transfer eder.

İlk başlarda ciddi anlamda zorluk çekince, İBB'de 1 sezon oynadıktan sonra Alibeyköyspor'a kiralık yollanır. Ertesi sezon takıma döndüğünde artık daha hazır bir isimdir. Daha çok forma şansı bulur ve takımın demirbaş oyuncularından biri olur. Takımın süper lige uzanan macerasında payı olan bir kaç oyuncudan birisidir.

Süper ligde geride bıraktığı 4 sezonda bir çok maçta forma giydi ve gelişiminin ödülünü milli takıma seçilerek aldı. Kadroda olduğu dönemde forma giyemese de, oyuncunun sol bek mevkisinde milli takımın adaylarından biri olduğu biliniyor.

Gökhan öncelikle sol çizginin hem defansif hem ofansif bölgelerinde oynayabiliyor. Kendisinin de daha önceden belirttiği gibi sol bekte daha iyi oynadığını düşünüyorum. Kendisi sert ve güçlü yapısı ile rakip oyuncular için oldukça caydırıcı bir oyuncu profiline sahiptir. Çoğu zaman gerekli açıyı bulduğunda yolladığı düz ve isabetli şutları oldukça etkilidir. Bu özelliğini aynı zamanda duran toplarda da bir çok kez göstermişliği vardır. Teknik kapasitesi çok iyi olmasa da, mücadelesi ve bu yönü ile oynayacağı takıma direnç katar. Ani çıkışlarda top sürme becerisi oldukça iyi olduğu için, takımın hızlı bir şekilde sonuca gitmesinde de etkili olur. İBB'nin senelerdir en çok ön plana çıkan alan paylaşımındaki başarısında, Gökhan gibi bu yönü kuvvetli oyuncuların varlığı da mühim. Nerede duracağını bilmesi ve hücuma geçişlerde gösterdiği hareketliliği ise başka bir önemli özelliği.



Gökhan'ın İBB'de ilk 11 oyuncusu olmayı zaman zaman başarsa da, bazen yedek kalmasının sebebi nedir açıkcası bilmiyorum ama Beşiktaş'ta formayı kapmak çok daha zor olacaktır. Bu açıdan kendisinin eskiye nazaran daha çok çalışması gerekecek. Bazen oyun içinde gereksiz bir şekilde hakemle tartışmaları da Beşiktaş'ta başını ağrıtabilir. Bu yüzden kendisinin bu davranışlarını kontrol etmesi gerekiyor.

Gökhan'ı Beşiktaş özelinde değerlendirmek gerekirse, en önemli özelliği soldaki defansif yönünün iyi olması olacaktır. Beşiktaş'ın şu an elinde bulunan İsmail Köybaşı ve Uğur Boral daha çok ofansif yönleri ile dikkat çeken isimler ve çoğu zaman defansif anlamda bocaladıkları oluyor. Zaten Uğur'un çok sonradan bek olarak forma giydiğini ve bu işi çok iyi yapamadığını da belirtmek gerek. Bu oyuncular dışında kadroda tutulan bir diğer isim ise Emre Özkan'dı. Emre Beşiktaş alt yapısından yetişmiş, daha sonra kiralık olarak forma giydiği Ordusporda başarılı bir performans sergilemişti ve bu sezon kampa götürülen isimlerden biri olmuştu. Sergilediği performans ile belli bir seviyeye kadar yükseldiğini ispat etse de, Beşiktaş'ta ilk 11'de şans bulması pek mümkün değildi.

Bu açıdan defansif yönü güçlü ve Beşiktaş'ın oynamak istediği tempolu oyuna uyum sağlayacak bir isim aslında forvetteki sorun kadar acil olmasa da önemliydi. Bu açıdan Gökhan Süzen'in transferi oldukça mantıklı bir hamle oldu. Ayrıca Emre Özkan'ın takasta değerlendirilmesi de hem gereksiz şişkinliği önledi, hem de maddi anlamda Gökhan'ın daha ucuza mal edilmesinin yolunu açtı.

Gökhan'ın Beşiktaş'ta rolü büyük olasılıkla sol bek olacaktır. Önde gösterdiği performans, kadrodaki diğer oyuncuların çok gerisinde kalabilir. Zaman zaman 4-3-3'de orta üçlünün solunda da izleyebiliriz kendisini. Bu sayede Aybaba'ya, Uğur'u da bek yerine daha önde değerlendirme şansı doğacaktır.

Kendisi bu yaz evlendi ve bu futbolcuların genelde performansına olumlu yansır. Umarım iyi çalışır ve uzun süre siyah beyazlı formayı giyer ya da kendini daha çok geliştirip hayalini kurduğu Liverpool'da forma giymeyi başarır.

Yaş: 25
Boy: 180cm

2 Eylül 2012

1.9 0-3 Beşiktaş

Beşiktaşlı normalde alışık değildir böylesi maçlara ve skorlara. Son senelerde arada bir yaşar oldu bu duyguyu, oysa seneler önce 4-5-6 olsun diye besteler yapılırdı bu takıma. Kara kartal 33 dakika içinde maçı kazanmayı bildi. Sezon içinde devamı gelir mi bilinmez ama skorun bu kadar çabuk kazanılmasında oyuncuların istek ve arzusu belirleyiciydi.

Aybaba maça, derbide sorun yaşayan savunma hattında ufak bir değişiklikle başladı. Orta alanda Toraman'dan boşalan yeri de Necip ile doldurdu. Hücum hattındaki zorunlu değişikliğin dışında, tek fark kalede oldu. Milli takıma davet edilen Cenk, kaleyi İskoç McGregor'a bırakmıştı. Kendisinin kalitesini hem Rangers'ın Avrupa maçlarından, hem de İskoçya milli takımından biliyoruz. Rakibin seviye olarak yetersiz kalması sebebi ile kendisini taraftara göstermeye pek fırsatı olmadı ama yine de maç içindeki soğukkanlılığı ve oyunu zaman zaman sakinleştirmeyi bilmesi ile tecrübenin kalede ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ispat etti. 

Beşiktaş maça orta sahadaki direnci sayesinde iyi başladı ve kısa süre sonra takımın şefi Fernandes'in golü ile 1-0 öne geçti. Burada dikkat çeken Beşiktaş'ın futbol iştahıydı. Bu isteğe karşı, Karabüksporlu oyuncular maç başlamadan bitse de gitsek kıvamında bir oyun sergiliyordu sanki. Sağdan bindirme yapan Hilbert'in karşısındaki Shelton'un tutuk kalması, ceza sahasına süzülen Fernandes'e Mabiala ve Kaan'ın eşlik bile etmemesi bunun en güzel örnekleriydi. 

Rakip bu denli oyundan kopuk olunca, ister istemez bu takıma da yansıdı. Belli bir süre sonra motivasyonda düşüşler yaşandı. Kısa süre sonra Lualua bunu fırsata çevirdi ama arka direkte sakat bir şekilde sahada yerini alan Shelton topu direğe nişanladı. Pozisyon gol olsa da pek bir şey değişmezdi diye düşünüyorum, çünkü Karabükspor sahada olmak istemiyordu.

Oyun tekrar Beşiktaş'ın istediği kıvama gelen zaman dilimlerinde, Uğur Boral orta sahadan aldığı topla Lualua ve İshak'ın arasından çok rahat bir şekilde geçti ve ters ayağı ile attığı golle bizlere İbrahim Üzülmezi hatırlattı. Rakibin dirençsizliğinin golde payı büyük olsa da, bu denli isabetli bir şutu çıkarmakla alkışı hak ediyor. 

Beşiktaş skor avantajını ele geçirdi derken, kısa süre sonra gelen Fernandes'in ikinci golünün ardından çalan hakemin düdüğü maçın gayrı resmi bitişi anlamına geliyordu. Batuhan'ın goldeki çabası, maçın en güzel olaylarından biriydi. Maç içinde devamlı Fernandes'i araması, onunla yardımlaşma isteği Beşiktaş'ın hücumdaki zenginliği için çok önemli ve değerliydi. Defans arkasına bıraktığı pas, atacağı bir golden çok daha değerli oldu böylece.

Oyunun ikinci devresinde de rakip her hangi bir gayret içinde bulunmayınca ve gücü de yetmeyince maçı Beşiktaş beklenenden çok daha rahat bir şekilde bitirdi. Oyuna daha sonradan giren Oğuzhan'ın ve baskıları ile Beşiktaş'a hayat veren Olcay'ın pozisyonları da oldukça önemliydi. Oyuncuların skordan bağımsız bu denli arzulu olmaları Beşiktaş için önemli bir artı. 


Skorun cazibesi yine de bizleri aldatmamalı ve Beşiktaş'ın çok uzun bir yolu olduğu gerçeği unutulmamalı. Önemli olan Aybaba'nın tam anlamı ile kadrosunu oturtana kadar geçecek zaman diliminde, bu tip maçları kayıpsız atlatmalı. 

30 Ağustos 2012

Şampiyonlar Ligi Grupları


A Grubu                                         E Grubu
1. FC Porto                                     1. FC Chelsea 
2. Dinamo Kyiv                                 2. Shaktar Donetsk
3. PSG                                            3. Juventus
4. Dinamo Zagreb                              4. FC Nordsjaelland

B Grubu                                          F Grubu
1. Arsenal                                        1. FC Bayern München
2. FC Schalke 04                             2. FC Valencia
3. Olympiacos                                  3. LOSC Lille
4. Montpellier                                   4. BATE Borisov

C Grubu                                         G Grubu
1. AC Milan                                      1. FC Barcelona
2. Zenit St.Petersburg                        2. SL Benfica
3. RSC Anderlecht                            3. Spartak Moskva
4. Malaga                                          4. Celtic Glasgow

D Grubu                                         H Grubu
1. Real Madrid                                 1. Manchester United
2. Manchester City                           2. SC Braga
3. AFC Ajax                                    3. Galatasaray
4. Borussia Dortmund                       4. CFR Cluj


Final Maçı : Wembley Stadı ( İngiltere ) - 25 Mayıs 2013

Takımların ülkelere göre dağılımı ise şu şekilde. 4 İngiltere, 4 İspanya, Fransa 3, Alman 3, Portekiz 3,  İtalya 2, Ukrayna 2, Rusya 2, Yunanistan 1, Hollanda 1, Belçika 1, İskoçya 1, Beyaz Rusya 1, Romanya 1, Hırvatistan 1, Danimarka 1 ve Türkiye 1. 

İlk defa katılanlar; Malaga, Montpellier ve Nordsjaelland.

Kupayı daha önce kazanmış olanlar; Borussia Dortmund, Celtic FC, Juventus, AFC Ajax, SL Benfica, AC Milan, FC Porto, Real Madrid, Bayern München, Manchester United, FC Barcelona, Chelsea FC.

Ölüm Grubu; D Grubu

Kolay Grup; A Grubu

Fikstür: