1 Mart 2014

Klasik Beşiktaş

Siyah beyazlıların 23. Hafta’daki rakibi Antalyaspordu ve maç olması gerektiği gibi beraberlikle sonuçlandı. Geçen hafta aldığı darbeler sonucu sakatlanan Gökhan Töre’nin yokluğu ve Oğuzhan’ın tam anlamıyla hazır olmaması sonucu, Beşiktaş alışılmış kadrosundan farklı bir şekilde sahaya çıktı. En çok dikkat çeken ise Bilic’in orta saha tercihi oldu. Bilic maç sonrası söylediği gibi 60 dakika Jones’tan yararlanmak, ardından hazır olmayan Oğuzhan ile maçı koparmak üzerine plan yapmıştı. Bu ofansif olarak yeteneksiz kadro ilk 45 dakikada oldukça kötü bir performans sergiledi ve ilk devre golsüz tamamlandı.

Oyunun ikinci devresine değişiklik yapmayarak stratejisine sadık kalan Bilic, sabırlı olmayı tercih etti. Diarra’nın ilk maçta savunmayı zorlaması anlaşılan teknik ekibi oldukça etkilemiş. Bu yüzden zaman zaman Motta dışında geri dörtlü ofansif anlamda nerdeyse hiç risk almadı ve ileriye destek veremedi.
Daha sonradan oyuna giren Oğuzhan zaman zaman takımı hareketlendirse de, hazır olmamasından ötürü bu etkisi kısa sürdü. Sahadaki diğer isimlerin yorulmalarının da bunda etkisi oldu. Kara kartal ofansif anlamda bir elin parmağını geçmeyecek şansları da değerlendiremeyince maç berabere bitti. Kısaca Beşiktaş’ın maçı kaybetme korkusu, kazanma isteğinden daha ağır bastı.

Teknik ekibe tavsiyem bu maçı kaydedip saklasması ve sezon bittiği an tekrar tekrar izlemesidir. Beşiktaş’ın son 10 yılda neden sürdürülebilir başarı yakalayamadığının sırrı bu maçta gizli. Her gelen teknik adamın uyguladığı bazı tercihler var. Mesela bunlardan bazıları savunma dörtlüsünü gol yememek için nerdeyse çakılı oynatmak, ortasahada topu ileri taşımak ve oyuna yön vermekte zorlanan isimleri bir arada sahaya sürmek, savunmaya sınırlı da olsa destek veriyor diye Holosko’yu sağ açık oynatmak gibi. Bu tercihler farklı hocalar tarafından defalarca uygulandı ve  sonucunda hepsi başarısız oldular. Süper lig’in yapısı böyle bir oyun anlayışına uygun değil. Özellikle şampiyonluğa oynayan takımlar için hiç değil. Bilic geldiğinden beri ilk defa böyle bir tercihte bulundu ve umarım bu son olur. Bugün böyle bir tercihe kadrodaki eksiklikler sebep olsa da, Bilic başka çözümler bulacak kadar güçlü bir ekibe ve zekaya sahip.

Beşiktaş'ın gelecek sezonunki kadro planlamasını ilk 11'i üzerinden yapması gerekiyor. İmkanları doğrultusunda 11'de forma giyenlerden daha iyisini getirmez ve sezonun bugünlerini düşünmez ise, gelecek sezonda da zaman zaman böyle kritik ve ucuz puan kayıpları yaşamaya devam edecektir. Bunu başarmanın öncelikli yolu da istikrardan geçiyor. 

30 Ocak 2014

Jermaine Jones (32)

Beşiktaş futbol pazarının getirdiği ortam doğrultusunda çok iyi bir transfer gerçekleştirdi. Öncelikle bu transferde emeği geçen yöneticilerimiz, teknik kadromuz ve çalışanlarımıza teşekkür ederim. Beşiktaş kendinde eksik olanı Jones ile kısmen tamamlamış oldu.

Jermaine Jones'un kariyerini neler yaptığını uzun uzun paylaşmanın mantığı olduğunu düşünmüyorum. Oyuncu sonuçta özellikle Şampiyonlar ligi ve Bundesliga'yı yakından takip eden herkesin yakından bildiği uluslararası üst düzey bir defansif ortasaha. Kariyerinde 160'dan fazla Bundesliga, 25'den fazla Şampiyonlar ligi maçı oynamış bir adam. Daha fazla detay arayan internetten bu bilgilere rahatlıkla ulaşır.


Jones yani klişe tabirle Bad boy aynı Kevin Prince Boateng (Berlin) gibi Frankurt'un kenar mahallelerinde büyümüş ve buralara savaşarak gelmiş bir isim. Kısaca hayatla çok ufak yaşlarından itibaren mücadele etmiş bir isim. Asi ve düşündüğünü söylemekten çekinmeyen bir yapısı vardır. Sol kolundaki başkasından tanıdık dövmesi de (Only God Can Judge Me) bu isyankar ruh halini en güzel temsil eden sembollerden sadece birisi. Gerçi evlendikten sonra biraz duruldu ve problem çocuk olmaktan çıktı ama büyüklerimizin dediği gibi can çıkıyor, huy çıkmıyor.


Bu karakteri onun futbol tarzına da işlemiş durumdadır. Sahada basmadık yer bırakmaz, takımını ezdirmez. Beşiktaş'a özellikle bu yönüyle ciddi katkı verecektir. Beşiktaş takımı çoğunlukla genç ve uysal oyunculardan oluşuyor. Buna örnek verebileceğim isimler mesela Oğuzhandır, Gökhandır, Olcaydır, Mustafadır, Kerimdir vs. Bu ister istemez takımın sahada dominant olmasını da engelleyen bir durum. Örnek vermek gerekirse son oynanan Trabzonspor maçında Zokora Oğuzhan'a oldukça sert bir faul yaptı ve takıma orada bir mesaj verdi. Beşiktaş bu sezon bu tip davranışlara bir direnç ortaya koyamıyordu. Jones bu açığı kapatacak bir isimdir. Sertliği oyun kuralları doğrultusundadır. Bunu özellikle belirtmek isterim. Kimse bir Hürriyet ya da Bruno Alves tarzı kasaplık beklemesin. Bundesliga gibi kolay kart gösterilen bir ligde 165 maçta sadece 5 kırmızı görmüştür ve bunlardan sadece bir tanesi doğrudan kırmızıdır. Kısaca aklıyla bu işi yapan oyunculardandır. Durması gerektiği yeri bilir.


Jermaine Jones bunun dışında tempo olarakta Beşiktaş'a katkı sağlayacaktır. Malum Beşiktaş ligin açık ara en çok koşan takımlarından ama kırılganlığı bu özelliğini kimi zaman işlevsiz bırakıyor. Jones'un son dönem Bundesliga'daki koşu mesafeleri, kadrodaki oyuncuların çok önünde. Bunun dışında ikili mücadeledeki başarıları ve ileri doğru çıkışları onun takıma ekstra katkıları olacaktır.  Her maç en azından kaleyi yoklayacaktır.

Jones ile ilgili olumsuz olarak söyleyebileceğim tek şey menisküs problemi olabilir. Bu sezon bir ara ameliyat olmaya karar vermiş ama daha sonradan kadrodaki yerini kaybetmemek adına ertelemişti. Bu sezon sonuna kadar Dünya Kupası sebebiyle ameliyat vb. bir tercihte bulunmayacağına kesin gözüyle bakıyorum. ABD milli takım hocası Jürgen Klinsmann da onu ne kadar önemsediğini her zaman söylüyor zaten. Brezilya'da olmak isteyecektir ve kendini hazırlaması için ilk aşamada önünde 17 adet mühim maç var.

*Jermaine Jones Almanya'da görevli Amerikali bir asker ile Alman bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Dolayısıyla kısa süre Almanya için oynasa da bugün Birleşik Devletlerin formasını terletmektedir.


Jermaine Jones'un oynadığı son maç olan Nürnberg maçı istatistikleri:

Tarih: 21.12.2013
Süre: 90 dakika
Koşu Mesafesi: 11.82km
Sprint Atma: 24
Etkili Koşu: 65
Şut: 3
Başarılı İkili Mücadele: 20
İsabetli Pas: 31
İsabetsiz Pas: 9

27 Ocak 2014

Musa Muhammed (17)



Geçtiğimiz aylarda Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenen U-17 Dünya Kupası'nda kaptanlık pazubandıyla kupa kaldırma başarısını gösteren Musa Muhammed 13 Ekim 1996'da doğdu. Nijeryalı genç sağbek 7 maçta 3 gol ve 2 asistlik performansıyla turnuvada dikkatleri en çok üzerine çeken sporcular arasına girdi.  Turnuva boyunca Nijerya'yı sahadaki performansıyla şampiyonluğa taşıyan en önemli unsurlardan biriydi. 90 dakika boyunca enerjisini sahaya yansıtarak takımını da ateşleyen Musa, yüksek hızı ve dayanıklılığıyla maçlarda 10-15 bindirme yaparak takımını hücuma çıkartmış bir isimdi.

Musa Muhammed sıkça sıfıra inip orta yapmayı seven bir oyuncu ve zaman zaman ceza sahasına yaklaşıp çaprazdan kaleyi de yoklama isteği içerisinde. Ceza sahası dışından çıkarttığı şutlar çok isabetli. Verkaça girmeyi seven coşkulu oyunu , pas becerisi , patlayıcı gücü ve gerektiğinde oyuncu eksiltme özelliği onu eksiksiz bir hücum beki yapıyor. Bu kadar hücumcu bir bek savunmada aksaklıklar yaşatıyor mu diye soruyorsunuzdur içinizden belki. Benim cevabım ise tereddütsüz bir şekilde hayır olacaktır.  Genç yaşına rağmen kademe anlayışı ve pozisyon bilgisi olgun bir seviyede diyebilirim gönül rahatlığıyla ve en önemlisi sorumluluk duygusunu savunduğu bölgede tamamen hissetiriyor. Fizik gücü yaşıtlarına göre fazlaca gelişkin ve turnuvada girdiği ikili mücadelelerde hep ayakta kalan taraf  oldu. Ayrıca serbest vuruş kullanma özelliğini de final maçında attığı nefis golle sergiledi. Böyle meziyetlere sahip olan bekler açıkçası benim gözümde daima 1-0 önde başlarlar.

Eksiklerine gelecek olursak eğer, hücumda bazen tercih hataları yapabiliyor. Mesela kaleyi ne zaman deneyip denememesi gerektiği konusunda henüz kusursuz değil. Tabi bunlar tecrübeyle ve iyi bir antrenör ile giderilebilecek pürüzler.
Bahsettiklerim genel olarak teknik özellikleri olabilir ancak onu farklı kılan daha da önemli özellikleri var ki maçlarını izlediğimde umarım bir gün Beşiktaş'a kazandırılır dedirten onlardı. O da üstün mental ve liderlik özellikleri idi.
Taiwo Awoniyi kaptanı ve arkadaşı hakkında bu cümleleri sarf eder : “Musa şüphesiz turnuvada en iyi oyuncumuzdu. O tam bir  ”doğuştan lider” ve bunu asla size gereksiz bir şekilde hissetirmez onu farklı kılan da zaten bu.“ Takımın kalecisi de şöyle ilave eder : “Kesinlikle genel olarak baktığımızda en iyimiz Musa'ydı. Çünkü ilk gün kampa geldiğimizde bizi ilk sevgiyle karşılayan o oldu ve takıma bu ruhu o kazandırdı.“. Nijerya'nın efsane yıldızlarından Nwanko Kanu da hakkında övgüyle bahsetti turnuvadan sonra.  Turnuva boyunca verdiği demeçlerden de müthiş hırslı ve güçlü bir karaktere sahip olduğunu açıkça gördük diyebiliriz. Saha içerisinde de takımını hal ve hareketleriyle çoğu kez ateşlediğine şahit olduğumu belirtmeliyim. Taraftarlar ve takım arkadaşları tarafından kuşkusuz en çok sevilen ve saygı gören sporcuydu !
Geçen sürede Chelsea, Liverpool, Benfica ve Manchester United gibi önemli kulüpler Musa'ya talip oldu. Kendi yaş grubu itibariyle, gelecekte futbolun tüm kıtalardaki bir numaralı "yıldız" sağbek adayı olarak lanse edilen bu oyuncunun transferi o açıdan büyük öneme sahip. Devasa bir potansiyele sahip olan Nijeryalı, öngörülerime göre gelecekteki  15 yıl boyunca sağbekteki kusursuzluk özlemimizi giderebilecek kapasiteye sahip ve belki daha da fazlasına. Tabi ona sabretmek, iyi antrene etmek ve klüp bünyesinde tutabilmek ise tamamen bizim elimizde.
Behrad Talebi


Benim yorumum:
Nijerya U17 takımına olan sempatimi beni yakından takip edenler bilir. Önce Afrika U17 şampiyonasında ve ardından U17 Dünya Kupasında Nijerya takımının ortaya koyduğu başarı cidden mühimdi. O dönem Önder Özen’in de değinmiş olduğu bir başka yıldız isim Isaac Success konusunda girişimler olmuş ama hocanın göreve geç gelmesinden ötürü oyuncuyu malesef Udinese Calcio kapmıştı. Bu açıdan bakıldığında Önder Özen’in yakından takip ettiği bu altın jenerasyonun iyi olan isimlerinden birinin kadroya katılması mühim ve önemli bir başarıdır.
Musa’nın teknik ve mental kapasitesi oldukça iyi, daha da iyi olacaktır. Bu saatten sonra önemli olan Musa’nın taktik kapasitesini de üst düzey bir seviyeye çıkarmak olacaktır. Bunu başardığımız da Behrad’ın da dediği gibi dünyanın sayılı beklerinden birine sahip olabiliriz.
Oyuncunun bugüne kadar maçlar dışında ülkesinden ayrılmamış olmasını da dikkate almak ve ona burada bir aile ortamını hazırlamak hem oyuncunun geleceği hem de Beşiktaş adına mühim ve dikkat edilmesi gereken bir unsur.
Bu tip Afrikalı futbolcuların genelde yaş konusunda tereddütler oluyor sıklıkla. Gerek Afrika’daki turnuva öncesi gerek Dünya kupası öncesi bu oyuncuların tamamı kemik yaşı testinden başarıyla geçtiler. Bu testin hata payı en fazla iki yaş olduğu söyleniyor.  O açıdan da bir sıkıntı olmadığını belirtmek ve kafalardaki soru işaretini kaldırmak isterim.
Musa Muhammed umarım uzun yıllar başarıyla Beşiktaş’ta forma giyer. Hayırlı olsun...


Profil:
İsim: Musa Muhammed
Doğum Tarihi: 31.10.1996
Geldiği Akademi: SARDAUNA Academy
Başarıları: U17 2013  Afrika Kupası Şampiyonluğu, U17 2013 Dünya Kupası Şampiyonluğu, Fifa Fairplay Ödülü


3 Aralık 2013

12. Hafta İtibariyle İstatistikler

Sezonun ilk 12 haftasında Süper Lig'de önemli istatistiklerde ilk 3 yapan takımlar.

Savunmada en az oyun: 1. Beşiktaş (%24.8) 2. Fenerbahçe (%25.7) 3. Galatasaray (%27.3)

Orta Alanda Oyun: 1. Galatasaray(%51) 2. Beşiktaş (%50.3) 3. Erciyesspor (%49.1)

Hücum Bölgesinde Oyun:  1. Elazığspor (%26.7) 2. Fenerbahçe (%25.7) 3. Sivasspor(%25.9)

Topa Sahip Olma: 1. Fenerbahçe (%55.9) 2. Beşiktaş (%54.4) 3. Eskişehirspor (%54.2)

Pasla Oynama Oranı: 1.Sivasspor (%67.2) 2. Eskişehirspor (%65.8) 3. Fenerbahçe (%64.2)

Rakibi Karşılama Mesafesi: 1. Fenerbahçe (46.6m) 2. Beşiktaş (43.3m) 3. Kasımpaşa(43.3m)

Ceza Alanına Top: 1. Fenerbahçe (50.2) 2. Konyaspor (42) 3. Elazığspor (41)

Ceza Alanı İçinde Oyun: 1. Fenerbahçe (24.4) 2. Beşiktaş (20.3) 3. Galatasaray (18.4)

Kaleye Atılan Şut: 1. Fenerbahçe (16.1) 2. Beşiktaş(14.4) 3. Kasımpaşa (14.3)

Şut İsabet Oranı: 1. Fenerbahçe (48.7%) 2. Kayserispor (44.8%) 3. Beşiktaş (43.9%)  

13. Hafta'dan 

En çok gol atan takım: 1.Fenerbahçe (31) 2.Kasımpaşa(27) 3.Beşiktaş (24)*
En az gol yiyen takım: 1. Eskişehirspor (10) 2. Karabükspor(11) 3. Trabzonspor (13)

Beşiktaş'ın Galatasaray karşılaşmasında attığı 1 gol, maç daha sonradan 3-0 olarak neticelendiği için hesap dahilinde değil.

Beşiktaş toplam 12 birimden 8 tanesinde ilk üçte yer almayı başarmış.
Fenerbahçe ise 10 kez bu başarıyı göstermiş. Diğer üst sıra ekiplerinden Kasımpaşa ve Galatasaray ise 3'er kez en iyiler arasındaki yerini almışlar.

Beşiktaş'ın derece alamadığı istatistiklerdeki sayılar ise şu şekilde;

Hücum Bölgesinde Oyun:  24.9%
Pasla Oynama Oranı: 59.6%
Ceza Alanına Top: 39.9
En az gol yiyen takım: 14


Kaynak: MatchStudy






1 Aralık 2013

Doktor Bilic

Dün akşam uzun zaman sonra herkesi heyecanlandıran mükemmel bir derbi oynandı. Ezeli rekabetin ilk dakikasından son dakikasına kadar bu heyecan hiç dinmedi. Derbiye yakışır bir futbol oynandı ve iki takım sahadan birer puanla ayrıldılar.

İlk 5 dakika maça hızlı başlayan Fenerbahçe erken gol bulmak isteyen taraf olduğunu çok net bir şekilde sahaya yansıttı ama bu aynı zamanda kontrolü yitirmesine de sebep oldu. İç sahada her zaman olduğu gibi bekleri çok öne çıkaran Fenerbahçe’ye Olcay Şahan cezayı kesti.

Siyah Beyazlılar skoru koruyayım derken, savunma domino taşları gibi üst üste hata yapınca skor kısa zamanda 1-1’e geldi. Golden kısa süre önce Oğuzhan ile Egemen’in yanlız yakalandığı pozisyon kırılma anlarından biriydi. Gerçi fark 2’ye dahi çıksa, Fenerbahçe’nin direnci kırılır mıydı emin değilim.
Kısa süre sonra takımını gereksiz şekilde 10 kişi bırakan Meireles, maçın gidişatını da değiştirdi. Beşiktaş tekrardan oyunu eline aldı ve baskıyı arttırdı. Bu süreçte bir de süpriz bir gol yedi ama oyundan kopmadı. Almeida’nın Alves’i devamlı öne çıkarması Fenerbahçe’nin dengesini bozdu ve  kısa süre sonra Almeida 2 gol atarak takımı devreye önde sokmayı başardı. Gollerde Almeida kadar Oğuzhan ve Veli başta olmak üzere, diğer oyuncuların da katkısı önemliydi.



İkinci devreye takımlar aynı oyuncularla başlamayı tercih ettiler. Kısa süre sonra Veli sakatlanınca, Beşiktaş adına kabus dolu dakikalar başlamış oldu. Oyuna giren Necip yeterince verimli olamadı ve devamlı pozisyonunu kaybetti. Bunun dışında aynı Konyaspor maçında olduğu gibi erkenden sarı kart görünce, Bilic’in bütün planları alt üst oldu. Kısa süre sonra da Necip gereksiz bir faul daha yaparak takımını 10 kişi bıraktı.

Bilic bu duruma Motta hamlesiyle önlem almayı tercih etti. Motta sol beke geçince, Atiba da ortaya geçti ve Beşiktaş merkezde birazcık daha dirençli olmayı başardı. Maç boyunca sağ açıkta etkili olamayan hatta ikince devre başında sola kaymak durumunda kalan Dirk Kuyt, ilerleyen dakikalarda boy avantajını kullanma şansı buldu ve skoru 3-3’e taşıyan isim oldu. Beşiktaş Motta hamlesine kadar Kuyt’ı oyun dışında tutmayı Atiba ile iyi başarmıştı aslında ama şartlardan ötürü zorunlu bir müdahelenin bedeli ağır oldu. Bilic maç öncesi neden böyle bir tercih yaptığını da aslında herkese göstermiş oldu.



Bilic’in derbilerde öne geçip oyunun ilerleyen bölümlerinde yaşanan düşüş ile ilgili söylediği önemli. Öndeki oyuncuların bu denli oyundan düşmesinin farkında olduğunu belirtiyor ve bunun mental olmadığının da altını çiziyor. Ek olarak durumdan memnun olmadığını belirtmesi de mühim. Bilic hastalığa doğru teşhisi koymuş ve çözümü bulacak kapasiteye sahip.  Zamanla bu sorunu da giderecektir ve Beşiktaş o zaman çok daha tehlikeli olacaktır.


Beşiktaş’ın ligin ilk devresinde geriye 4 maçı kaldı ve şu an itibariyle 25 puanı var. Kalan maçlarda sergileyeceği performans oldukça mühim. Kara Kartallar sırasıyla İstanbul’da Sivasspor, Kasımpaşaspor, Elazığspor ve deplasman sayılmayacak Ankara’da Gençlerbirliği ile karşılaşacak. Zor maçlar elbet ama Beşiktaş’ın aşamayacağı kadar değil.

29 Kasım 2013

Ördek

Beşiktaş Cumartesi akşamı deplasmanda ligin zirvesindeki ezeli rakibi Fenerbahçe'ye konuk oluyor. Bu büyük maç öncesi iki takım da sahadan galibiyetle ayrılmanın planlarını yapıyor. Fenerbahçe son dakikalarda aldığı galibiyetlerle Avrupa'nın en çok puan toplayan takımlarının arasına girmeyi başardı. Beşiktaş ise hızlı başladığı ligde Galatasaray maçı sonrası aldığı cezalar sonucu birazcık bocalasa da son haftalarda tekrardan toparlanmayı başardı.

89 senelik rekabette 335. randevuya çıkacak bu iki ekip. Son senelerde Beşiktaş'ın derbilerde çok fazla galibiyet alamaması, üstünlüğü Fenerbahçe'ye bırakmış durumda. Fenerbahçe oynanan 334 maçta 126 galibiyetle bir adım önde bulunuyor. Beşiktaş'ın galibiyet sayısı ise 122. Beşiktaş'ın son 10 maçta sadece 3 kez kazanmış olduğunu belirtmekte fayda var. Deplasmanda ise durum daha da kötü. Beşiktaş'ın son galibiyeti kaleye Pancu'nun geçtiği ve Koray'ın son dakikada attığı golle biten 3-4'lük maç. Üzerinden 8,5 sene geçmiş. Kısaca deplasmanda galibiyetin zamanı gelmiş de geçiyor bile.

Slaven Bilic ve Önder Özen ile kendine yeni bir yol belirleyen Beşiktaş'ın alacağı bir derbi galibiyeti, takımın kendine güveni açısından da çok önemli. Peki Siyah Beyazlılar bunu nasıl sağlayacak? Beşiktaş 11'i birbirinden lezzetli birer besin gibi. Her biri tek başına farklı bir tat olsa da, bir araya geldiklerinde mükemmel bir lezzet ortaya çıkabiliyor. Aynı aşure gibi! Mesela nohut tek başına farklı bir tat sunarken, aşure içinde daha farklı bir lezzet sunabiliyor. Bu güzelliğin şekeri de Oğuzhan. O sahada olduğunda, Beşiktaş daha farklı daha özel oluyor. Takımın oynamak istediği hızlı oyun anlayışının en kritik unsuru.



Oğuzhan her geçen gün daha da yukarı tırmanıyor, her maç kendine hayran bırakmayı herkese gösteriyor. Oğuzhan'ın kısa Beşiktaş kariyerinde takımına çok faydalı işler yaptı ama Oğuzhan en büyük olmak istiyorsa bu maç tam zamanı. Büyük yıldız olmanın yollarından biri de böyle büyük maçları tek başına almaktan geçer. Bunu başarabilecek potansiyel onda fazlasıyla var. Oğuzhan aynı bir ördek gibi! Hem uçabiliyor, hem yüzebiliyor, hem de yürüyebiliyor. Yeri geliyor savunmaya yardımcı oluyor, yeri geliyor takımı tek başına hücuma çıkarıyor. Sahada her zaman en etkili isim. Her yeteneği fazlasıyla bünyesinde barındıran Oğuzhan'ın, artık dev bir isim olması için bu eşiği de aşma zamanı geldi. Başarılı olacağına yürekten inandığımı da belirteyim.

Bu sezon Beşiktaş'ın rakipleri ne zaman savunmak yerine oynamayı tercih ettiyse, siyah beyazlılar o maçlarda rakiplerini hep hacamat ettiler. Çünkü inanılmaz derecede enerjik ve zeki bir takım Beşiktaş. Bunun tek istisnası futboldan çok başka şeylerin konuşulduğu Galatasaray maçının ikinci devresi oldu. Geri kalan maçlarda rakip oynamak istediği sürece, Beşiktaş hep rakibi silip atan ekip oldu. Umarım bu maçtan sonrada sadece futbolun konuşulduğu güzel bir derbi izleriz. Dış faktörlerden uzak ve sadece yeteneklerin konuşulduğu güzel bir derbi!

26 Kasım 2013

Zeki ve Hızlı

Milli maç arasından sonra ligin 12.haftasında Beşiktaş’ın rakibi Konyaspordu. Beşiktaş bu arayı kendi adına iyi değerlendirmiş, önce Shaktar ardından da İBB ile oynadığı hazırlık maçlarında kadroya giremeyen isimleri değerlendirme şansı bulmuştu. Açıkcası bu maçlardan sonra kadroda yeni bir ya da iki isim görebiliriz diye umut ediyordum ama Bilic değişiklik yapmamayı tercih etti. 

Beşiktaş sahaya kart cezalısı Motta’nın yerine Hutchinson tercihiyle başladı. Takımın geri kalanında ise bir değişiklik yoktu. Durum yedeklerde de pek farklı değildi. Escude hafta içinde sakatlanınca, yedeklere uzun bir aradan sonra sadece Holosko eklenmiş oldu.

Kara Kartallar maça çok tempolu başlamak istedi ama saha zemini buna pek müsade etmedi. Islak zemin yüzünden oyuncular buz pistinde gösteri yapar gibi bir görüntü çizdiler. Sırasıyla kaleci Tolga dahil olmak üzere, nerdeyse bütün oyuncular en az bir kez kaydı. Zemin her ne kadar kötü de olsa, oyuncuların ve sorumluların krampon tercihlerinde daha dikkatli olmaları gerekirdi. Daha önce Karabükspor maçında da aynı durum yaşanmıştı.


Oyuncuların ortama alışması ve Konyaspor’un pasifliği sonucu Beşiktaş oyuna alıştı ve birbirinden güzel 3 organize gol attı. Çabuk oyun ve becerikli paslaşmalar sonucu önce Olcay’ın harika golü, ardından ileri üçlünün aralarındaki trafik sonucu Almeida’nın şık golü ve son olarak Oğuzhan’ın bireysel becerisiyle attığı kapanış golü. Hepsi ayrı güzeldi, ayrı akıllıcaydı.

İlk 45 dakikadan sonra oyuncular sahaya kısmen şalterleri indirerek geri döndüler. Bu sadece skor avantajından çok, Konyaspor’un oyundan uzak yapısından dolayıydı. Konyaspor yakın zamanda oynadığı Galatasaray maçında çok farklı bir futbol anlayışı ile sahadaydı. O maçta rakibi 3.bölgede karşılayıp, yapılacak baskıyla sonuca gitmeye çalışmışlardı. Kısmen başarılı da olmuşlar ama skoru koruyamamışlardı. Maç sonunda Uğur Tütüneker’in de yaptığı açıklamadan anladığıma göre Bilic de böyle bir oyun anlayışı beklemiş.

Oyunun ikinci devresinde erken yenen gol, kart sınırında bulunan isimlerin daha geç çıkmasına ve takımın biraz daha fazla efor sarfetmesine sebep oldu. Daha sonra takım durumu toparladı ve doğru oyun ile 90 dakikayı tamamladı. Siyah Beyazlılar Holosko, Gökhan, Oğuzhan ve Almeida ile skoru arttırma şansı yakalasa da bunları golle sonuçlandıramadı.


Sonuç olarak Beşiktaş çabuk ve basit oyun anlayışıyla Fenerbahçe ve Galatasaray’a zorluklar çıkaran Konyaspor karşısında rahat bir galibiyet aldı ve puan ortalamasını 2’ye çıkarmayı başardı. Bunun dışında kart sınırındaki isimlerin cezalı duruma düşmemesi ve zemin yüzünden kimsenin sakatlanmaması da sevindirici diğer olaylardı. 

4 Kasım 2013

Asi Ruh

Beşiktaş'ın son dönemde yaşadığı düşüşte en çok dikkat çekenlerden biri takımın zaman zaman duraklaması ve skoru değiştirmek adına vaktinde harekete geçmemesi. Özellikle İstanbul'da oynanan Rizespor ve Karabükspor maçları bu durumun en güzel yansımalarıydı. Sahada duruma tepki veren kısacası isyan eden birisinin eksikliğiydi.

Bilic'in söylediği bir cümle vardı, öncelikle onu hatırlatmak isterim. Bilic sezon başı alınan seri galibiyetlerin ardından bir maç sonu basın toplantısında şu cümleleri sarf etmişti. ''Takım olarak oynuyoruz. Buradaki felsefe, güç halkındır. Oyunculara bunu anlatmaya çalışıyorum. Takımda zenginler ve fakirler yok, sınıflar yok. Sınıfları ortadan kaldırarak, gücü halka vermeye çalışıyoruz.''


 Madem bu kanaldan konuya giriş yaptık, oradan devam edelim. Che Guevara'nın unutamadığım bir cümlesi vardır. ''Hasta la victoria siempre. Patria o muerte.'' Türkçesi ''her zaman kazanana kadar mücadele. Ya vatan ya da ölüm.'' Kısaca burada bahsedilmek istenen sonuna kadar hatta ölümüne davaya inanmak ve bu uğurda mücadele etmek gerektiğidir. Bu açıdan bakıldığında Bilic'in de dediği gibi takımda herkes diğerine saygı duyuyor ve görev paylaşıyor ama işin inanç kısmında, isyan kısmında eksiklik var.

Beşiktaş'ın sahada bu isyan ateşini yakacak oyuncusu yok malesef. Mesela bunu seneler önce Pascal Nouma'da ya da İlhan Mansız'da görürdük. Seneler öncesi oynanan bir Gençlerbirliği maçında İlhan Mansız'ın kaleci Gökhan Tokgöz ile olan mücadelesinden kim etkilenmedi? İşte eksik olan bu isyan. Beşiktaşcasına Asi Ruh diyorlar.



Takımda çok karakterli ve işini iyi yapmaya gayret eden isimler görev alıyor elbette ama bu ruhu taşıyan isimlerin eksikliği derinden hissediliyor. Duruma isyan edecek, sahadaki arkadaşlarına kendinize gelin diyecek ve sorumluluk alıp takımı ileri taşıyacak bir karakter yok.

Manuel Fernandes özel bir futbolcu ama kesinlikle bu yapıda biri değil. Bu aslında bir nevi kişilik meselesi ve Fernandes o tarz bir insan değil. Bunun nedenini de sorgulayamazsınız. Çünkü bu sonradan kazanılacak bir özellik değil ve insanın doğasıyla alakalı. Kendisi iyi bir profesyonel ve her maç elinden geleni yapmaya gayret gösteren başarılı bir isim. Daha fazlası da olmayacaktır. Bu açıdan ona gereksiz bir şekilde haddinden fazla yüklenen sorumluluklardan da kaçmasını anlamalıyız. Kaptanlık konusundan tutun da, neden gülmediğine uzanan sıkıcı konular. Kendisinin performansını takım adına daha etkili kullanmak istiyorsak, ondan duran toplar dışında nasıl faydalanır ve yükünü azaltırızın cevaplarını bulmamız lazım. Çünkü Fernandes'e imkanlardan ötürü gereğinden fazla görev veriyoruz ve Fernandes bunu kaldırabilecek kadar üst düzey bir adam değil.

Bu sorunun cevabı başta Fernandes olmak üzere her oyuncunun saygı duyacağı ve takıma o ateşi verebilecek mücadeleden korkmayan ve yeteneğine herkesin saygı duyacağı cesur bir lider ile mümkün olabilir. Beşiktaş'ın Ocak ayında yapacağı transfer tercihi o açıdan çok önemli. Alınması muhtemel oyuncunun yaptıkları ve mevcut potansiyeli elbette önemli ama yeni gelecek ismin takımın mental eksikliğini giderebilecek biri olması da bir o kadar mühim. Sahada beni ve arkadaşlarımı yenmeniz için, bizi öldürmeniz lazım diyebilecek bir karakter görmek umuduyla.



3 Kasım 2013

Siyah Ve Beyaz Gibi

Beşiktaş Karabükspor maçına sahaya elindeki en uygun oyuncu topluluğu ile çıktı. Savunmadaki ufak değişiklikler, merkezdeki üçlü ve ilerideki ofansif oyuncular olması gerektiği gibiydi. Bu tercih ilk 45 dakika boyunca sahaya da yansıdı. Beşiktaş her ne kadar sadece 3 kez kaleye şut çekmiş olsa da, kaleyi bulamayan ama net olan bir çok pozisyon buldu. Bunlardan en net olanı da, Olcay'ın Oğuzhan'a bıraktığı pas sonucu kaçan goldü.

Oyunun ikinci devresine başlarken Veli'nin yerine Atiba geçti ve sağ bek pozisyonunu tekrardan Serdar devraldı. Bu tercih aslında merkezde daha güçlü olmak adına doğru bir hamle gibi görünse de, maçın başından beri Tolunay Kafkas takımı bu bölgeye yönlendirmişti. Lualua'nın devamlı sola doğru hareketlenmesi de bunu ispatlayan ayrıntılarından birisiydi. İkinci devre boyunca da bu oyun anlayışı devam etti ve Karabükspor'un bütün ciddi atakları kendi solundan gerçekleşti. Hatta ilk devre İlhan pek ortada gözükmezken, ikinci devre daha rahat pozisyonlar buldu. Özellikle son anlarda kaçırdığı pozisyon bunlardan en net olanıydı. Beşiktaş ikinci devrenin ilk 5 dakikasında 3 adet pozisyon yakaladı ama gol bulamadı. Kalan sürede ise ciddi anlamda yavaşladı takım ve uzatmalar dışında gol ihtimali yaratabilecek pozisyon bulamadı. Kısaca Beşiktaş ilk devre beyaz ikinci devre siyah bir oyun sergiledi.

Beşiktaş'ın çok koştuğu bu tip maçlarda geçen sezondan beri yaşadığı bir sorun var. Beşiktaş koşularını genelde rakibe baskı yerine, top peşinde koşarak tamamlıyor. Ani top kayıpları ister istemez, bütün takımın paralel olarak geri doğru hareketlenmesine, ardından topu kazanıp tekrardan ileri doğru yönelmesine sebep oluyor. Dolayısıyla mevcut gücünü rakibi karşısına alıp ona baskı uygulamak yerine, topun peşinde kovalamakla tüketiyor. Bunun tersi olduğu zamanlarda ise ortaya Bursa karşısında oynanan futbol benzeri bir performans çıkıyor.

Beşiktaş şu an düşüşte ve ciddi anlamda puan kayıpları yaşadı ama lig uzun bir maraton. Zirvede bitirmek için 2.2 puan ortalamasını tutturmak ya da o rakamlara yaklaşmak gerekiyor. Beşiktaş 10 hafta sonunda 1.8 puan ortalamasında kaldı. Sezonun geri kalanında Beşiktaş'ın 2.36 puan ortalamasını yakalaması gerekecek. Bu da üst üste kazanılacak maçlarla olabilir. Sadece ligde mücadele eden Beşiktaş'ın bunu başarmaması için hiç bir sebep yok.

Takımın genel yapısındaki ufak ayrıntılara da Bilic'in artık karar vermesi gerekecek. Almeida ile devam mı yoksa yerine Olcay, Töre, Fernandes, Oğuzhan, Atiba, Frei gibi topu olumlu ve isabetli kullanan isimlerle uyumlu daha atik,becerikli ve skora doğrudan katkı verebilecek bir forvet mi gerekiyor sorusunun cevabını vermesi gerekecek. Bunun dışında Atiba, Serdar ve Veli'den kimin merkezde, kimin sağ bekte, kimin yedek kulübesinde olacağının da artık netleşmesi lazım. Geri kalanı sorunlar da zamanla oturacaktır diye düşünüyorum.


22 Ekim 2013

Aksilik

Her takımın kritik oyuncuları vardır. Dün oynayan Beşiktaş'ın da kritik iki oyuncusu Oğuzhan ve Hutchinson yoktu. Bu yetmezmiş gibi maçın başında ısınırken sakatlanan Sivok da yerini Ersan'a bırakınca, Beşiktaş bir anda 3 önemli isminden yoksun çıkmak durumunda kaldı. Ayrıca 1 yabancı hakkını da hiç kullanamadan çöpe atmış oldu. 3 eksiği bir takım kaldırabilir belki ama bu yeni yapılanan bir takım ise o kadar kolay olmuyor malesef. 2 senedir beraber oynayan Selçuk ve Melo aynı anda oynamadığında Galatasaray nasıl bocalıyorsa, Beşiktaş da öyle bocaladı. Eksik olan isimler kenar oyuncuları olsa takım belki bu derece etkilenmezdi. Daha çok merkezden oynanan bir ligde bu eksiklikler ister istemez göze batıyor.

Buna rağmen Beşiktaş ciddi pozisyonlar yakaladı ama gol atamadı. Veli ve Fernandes'in ya da Olcay ve Almeida'nın paslaşmaları sonucu oluşan pozisyonlar bunlardan en önemlileriydi. Bunların dışında önce Almeida'nın, sonra Gökhan'ın şutları da sayılabilir. Bu saydıklarımdan üç tanesinin maçın henüz 15. dakikası olmadan yaşandığının da altını çizmekte fayda var. İkinci devrede de durum farklı değildi. Duran toplardan yakalanan pozisyonlar normal şartlarda Beşiktaş'ın skor değiştirdiği anlardan farklı değildi. Kısaca Beşiktaş yine skor değiştirecek performansı sergiledi ama beceri konusunda eksik kaldığından sonuç değişmedi. 

Beşiktaş'ın son 3 maçta sadece 1 gol atması tesadüf değil. Hatta buna Galatasaray maçının ikinci devresini de eklersek 3.5 maç oluyor. Takım bir çok pozisyona girmesine rağmen, bunları gol ile sonuçlandırmakta zorlanıyor. Ciddi bir sorun değil gibi gözükse de, uzun vadede sorun yaşamamak adına gerekli hazırlıkların yapılması şart. Bu aşılabilir bir sorun ve kısa sürede sakat oyuncuların da takıma katılmasıyla düzelecektir. Takımın temposu ile beraber pozisyonların zorluğu da azalacaktır ve bu rakamsal olarakta yansıyacaktır. 

Sezonun en çok dikkat çeken iç saha performanslarından birini Gaziantepspor'a karşı oynadı siyah beyazlılar. Bu maçtaki sakinlik ve oyuna hakim olma becerisi rakibin maç bitmeden çok önce direncini kırmıştı. Bu dolayısıyla oldukça rahat bir galibiyete sebep oldu. Benzer bir oyunu Bursaspor karşısında da izledik. Israrla yerden oyun kurmaya çalışan, rakibe önde baskı uygulayıp dar alanda oynamaya çalışan bir takım izliyorduk. Beşiktaş, Galatasaray maçından sonra bu sakinliğini yitirmeye başladı. Takım eskisi kadar oyuna hakim olamıyor. Yaşanan sakatlıklar kadar, hocanın kenarda olamamasının da bunda parmağı var. Bu takımın eğer başarılı olma ihtimali varsa, o akıllı ve domine eden oyun anlayışı ile var. Ne olursa olsun buna sadık kalınmalı.

Beşiktaş'ın Fenerbahçe derbisine kadar oynayacağı 4 maçı var. Bunlar sırasıyla Akhisar, Karabükspor, Kayserispor ve Konyaspor ile. Beşiktaş eğer bu 4 maçı kayıpsız atlatırsa, derbiye çok rahat çıkacak. O açıdan asıl lig şimdi başlıyor da diyebiliriz. 


Not. Birileri Yunus Yıldırım'a barajların 9.15m mesafede olması gerektiğini hatırlatsın.

14 Ekim 2013

Milli Hatıralar

Zamanını hatırlamıyorum bile. Seneler öncesi havlu attığımız bir grup maçı ve yeni hocamız Fatih Terim önderliğinde sahaya çıkan milli takım, kendinden hiç beklenmedik şekilde 2-1 Norveç'i yeniyordu. O dönem daha yeni yeni parlayan Ertuğrul, o gün attığı gollerle benim için adeta halk kahramanı olmuştu. İnsanların genel tepkisini hatırlamıyorum ama o gün benim için milli takım özelinde bir dönüm noktasıydı. Biz sanki o gün futbol oynamaya başladık. Aynı grup maçlarında San Marino'dan gol yemişliğimiz hatta puan vermişliğimiz vardı. O yüzden şeritli formayı sevmem, hep kötü hatıraları vardır. Sonra O geldi göreve ve o grubun son maçı da işte bu Norveç maçıydı.

O grubu o zaferle bitirmiştik. 94 Dünya Kupası'nda hayranlıkla izlediğimiz Brezilya, Nijerya hatta dopingli Maradona ve diğer efsane takımlar, isimler. Çoğu sonra geldi buralarda futbol oynadılar. Mesela Hagi, Popescu, Anderson, Amokachi, Okocha, Letchkov gibi. Bu maçların ardından 96 elemeleri başlamıştı ve milli takım İsveç, İsviçre, İzlanda ve Macaristan ile aynı grupta yer alıyordu. Bu grupta birinci olan doğrudan, ikinci olan da 8 grup içinde en kötü 2'de yer almıyorsa o da doğrudan katılıyordu. O dönemin İsveç'i grubun değil, nerdeyse turnuvanın favorilerindendi, zira Amerika'da oynanan turnuvada dünya üçüncüsü olmuşlar ve efsane bir kadroya sahiplerdi. Aynı şekilde İsviçre de oldukça güçlü bir ekipti.


İlk rakibimiz Macaristanla berabere kalmıştık ama asıl patlamayı İzlanda karşısında yapmıştık. İzlanda'yı adeta sahadan silmiştik o gün. Saffet ve Hakan'ın harika performansı ve kapanışı yapan Sergen Yalçın, skor 5-0! Bu maçın ardından içerde İsviçre'ye kaybetmiştik ama bu düşüş uzun sürmemişti. Dünya Kupası'nın efsane ekibi İsveç'i içerde 2-1 yenmiştik. Sergen'in o güzel kafa vuruşu ve kaleci Ravelli'nin şaşkınlığı hala gözlerimin önünden gitmez. Kalan grup maçlarında da oldukça iyi mücadele edip (Bkz. İsviçre ve İsveç deplasmanları) ilk defa bir Avrupa Şampiyonasına gitmeye hak kazanmıştık.


Milli takımın milli takım olması benim için o gün başlamıştır ve Fatih Terim bu tarihin mimarıdır. Bize korkmadan oynamayı, hırsı ve Hiddink'in de dediği gibi Turkish Way'i öğreten kişidir. O günden sonra aynı duygularla mücadele etmeyi benimsemiş diğer iki büyük isim Mustafa Denizli ve Şenol Güneş de bu felsefeye ihanet etmediler ve onlar da bize güzel zaferler yaşattılar. Bize kazandırdıkları özgüven sayesinde ilerleyen dönemlerde, nasıl gidemeyiz bu turnuvaya der hale geldik hatta. Rakibin kim olduğunun önemi yoktu bizim için, çünkü yenemeyiz denen nice takımları yenmiştik.

Biz yine tarihi bir maça çıkıyoruz. Bir kaç ay önce umudumuzu yitirdiğimiz, oyuncularımızı sorguladığımız noktadan final maçına çıkma noktasına geldik. Kazanırız ya da kaybederiz mühim değil ama son saniyeye kadar yürekten mücadele edeceğimize eminim.

Başarılar TÜRKİYE!

7 Ekim 2013

İnadına Beşiktaş

Beşiktaş zora düşmeye görmesin, büyük taraftarı omuz vermeyi eksik etmiyor. Olaylı Galatasaray derbisi harika bir projeye ön ayak oldu. Proje'nin adı İNADINA BEŞİKTAŞ!

Bu kapsamda taraftarsız oynanacak Rizespor maçına hatıra bilet uygulaması ile beraber, bir de ''İnadına Beşiktaş'' tişörtleri satışa çıkıyor. Tüm taraftarlar tişörtlere ve hatıra biletlere Kartal Yuvaları üzerinden ulaşabilecek.

Beşiktaş'ın sahipsiz olmadığını, taraftarımızın dosta düşmana bir kez daha göstereceğinden hiç şüphem yok. Onun için bu projeyle gücümüzü tekrardan gösterme fırsatı sunan kulübümüzün yetkililerine bir kez daha teşekkürler.






''Vicdanımızın yüceliği ve gönüllerimizin inceliğini kimse daha fazla sınamaya kalkmasın.''

Alayına İsyan, İnadına Beşiktaş!

9 Ağustos 2013

Bundesliga Şifreleri

Bugün yeni sezon başlıyor ve heyecan herkesi sarmış durumda. Bild gazetesi de bu heyecana ortak olmuş ve Bundesliga'da oynayan futbolcular başta olmak üzere, sahne alan kişilerin pek bilinmeyen yönlerine ışık tutmuş ve bunları 50 madde şeklinde sıralamış. Bunların içinden beğendiklerimi paylaşıyorum, daha fazlası için şuraya bakabilirsiniz.

1- Hannover 96 hocası Mirko Slomka teknik direktör olmasının yanında aynı zamanda matematik ve kayak hocasıymış.

2- Schalke'den Christian Fuchs'un yılanlara karşı büyük bir ilgisi varmış. Hatta evinde iki tane yılanı var, hem de bir tanesi Piton yılanı.

3- Franck Ribery Fransa'da yaşadığı ve büyüdüğü şehir olan Boulogne-sur-Mer'de Nargile kafesi işletiyormuş.

4- Bayern'in bir diğer ismi Jerome Boateng'in ise ciddi anlamda bir ayakkabı koleksiyonu varmış. City zamanında çekilen bu karede de görüldüğü üzere sayı 500 çiftten fazlaymış.



5- Wolfsburg'un Hırvat golcüsü Oliç ciddi anlamda bir Luca Toni hayranı. İki tane erkek çocuğu var ve isimleri Luca ile Toni. Gol attığında bazen kulaklarını Luca Toni gibi çekmesinden belliydi zaten.

6- Havalar Münih'de güzel olduğunda takım arkadaşları Ferrari, BMW gibi arabalarla antremana gelirken, Manuel Neuer genelde Vespa ile gelmeyi tercih ediyormuş.

7- Hannover 96 yeni sezonda Cola-Taktiği ile mücadele edecekmiş. Maçın sonlarına doğru, oyunculara son bir güç vermesi açısından su yerine cola verilecekmiş.

8- Mönchengladbach'ın menajeri Max Eberl ailesindeki ilk Max değilmiş. Hem babasının hem de oğlunun adı Max.

9- Hertha kalecisi Kraft'ın Berlin Olimpiyat stadında sinirlendiği zaman sağa sola saldırmasın diye kendine ait bir odası vamış.

10- Werder Bremen'in Sırp yıldızı Ignjovski takım arkadaşlarının eskiyen ayakkabılarını topluyormuş ve bunları ülkesindeki genç futbolculara hediye ediyormuş.

11- Mainz'in çılgın hocası Thomas Tuchel zamanında işletme eğitimini finanse edebilmek için barmen olarak çalışmış.

12- Robert Lewandowski beslenme uzmanı eşinin tavsiyesi üzerine yemekleri yerken farklı bir sıralama uyguluyormuş. Önce tatlı, sonra ana yemek ve son olarakta ara sıcaklar. Bu uygulama metabolizmanın yağ yakmasını hızlandırıyormuş.

13- Braunschweig kalecisi Petkoviç aynı zamanda iyi bir IT uzmanı. SAP şirketi futbol oynadığı sürece onun ara vermesine müsade etmiş.

14- Jakub Blaszczykovski henüz 10 yaşındayken kolay kolay unutulmayacak bir olaya şahitlik etmiş. Babası gözlerinin önünde annesini bıçaklamış.

15- Çok bilinen bir başka konu da Rafael Van der Vaart'ın yükseklik korkusu.

16- Freiburg'un Afrikalı oyuncusu Diagne'nin ilginç bir totemi var. Her maç öncesi su dolu bardakla sahaya çıkıyor ve bir yudum aldıktan sonra geri kalanını sahaya döküyor.

17- Leverkusen'de Early Bird dendiğinde akla gelen tek isim var o da Stefan Kiessling. Takım arkadaşları bu lakabı kendisine her antremana ilk gelen olmasından dolayı vermişler.



6 Ağustos 2013

Bundesliga 2013/14



Bundesliga önümüzdeki Cuma günü son şampiyon Bayern ile Favre’nin Gladbach’ı arasında oynanacak maçla başlıyor. Geçen sezon harika bir lig olmuştu, umarım bu sene de benzer bir heyecana tanıklık ederiz. Sezon başlamadan takımların son durumları hakkında bir kaç değerlendirmede bulunmak istiyorum.

Öncelikle iki şampiyon adayı Bayern ve Dortmund ile başlamak doğru olur. Bayern geçen sezon topladığı kupaların ardından, Guardiola ile yeni bir sayfa açtı. Makina gibi işleyen takıma Guardiola’nın neler katabileceğini hep beraber göreceğiz. Kendi mentalitesi ile beraber Bayern daha da mı iyi olacak, yoksa ters mi tepecek zaman gösterecek. Son olarak Audi Cup’ı kazanmış olsalar da, Süper Kupa finalinde Dortmund’a kaybetmeleri akıllarda soru işareti bıraktı. Götze’nin henüz sakatlıktan yeni yeni kurtuluyor olması, Pep’in denemeleri derken artık telafisi zor zaman dilimine giriliyor. İlk haftadan Bayern’in en çok zorlandığı ekiplerden Gladbach ile oynuyor olmaları da ayrı bir dezavantaj.

Dortmund cephesinde ise Lewandowski sorunu şimdilik normalleşmiş gözükse de, işler kötü gittiğinde huzursuzluk çıkarmaya aday bir numaralı başlık olacak gibi. Bunun dışında yeni transfer Mkhitaryan’ın yaşadığı sakatlık da olumsuz etkenlerden biri oldu sezon öncesinde. Aubameyang ise uzun süredir bu takımın bir parçasıymış gibi oldukça kolay bir şekilde adapte oldu diyebiliriz. Dortmund geçen sezona göre lige daha iyi tutunacaktır ve sonuna kadar bu yarışın içinde olacaktır.

Bu ikiliyi takip eden Şampiyonlar Ligi gediklileri Bayer Leverkusen ve Schalke 04 ise çok önemli isimleri kaybetseler de, akıllıca hamlelerle kadrolarını güçlü tutmayı başardılar diyebiliriz. Leverkusen Schürrle’nin yokluğunu Hamburg’dan Son ile doldurdu, Kiessling ile olan sözleşmesini uzattı. Bunun dışında Real’e geri dönen Carvajal’in yerine Beşiktaş’tan Hilbert ve İtalyan U21 Donati’yi aldılar. Kadlec’in kaybını ise çok ciddi bir eksik olarak görmüyorum, zaten formayı çoktan kaptırmıştı. Bunun dışında Levin, Emre gibi kaliteli gençleri kadrolarına kattılar. Leverkusen yine zirveye yakın takımlardan biri olacaktır. Schalke ise öncelikle Draxler’i elinde tutma başarısı gösterdi ve bu takım adına çok önemliydi. Diğer yandan Santana ve Goretzka ile savunmayı güçlendirdiler. Mainz’den gelen Macar golcü Szalai de ofansif anlamda takıma güç kattı. Bastos’un ayrılması bir kayıp gibi görünse de, onun yerini mutlaka dolduracak bir transfer hamlesi gelecektir. Schalke ligde uzun zaman sonra iddialı bir konuma geldi ama şampiyonluk hala zor.

Avrupa bileti kapan takımlardan Freiburg , Kruse ve Caligiuri başta olmak üzere önemli isimlerini kaybetti ve yerlerini tam anlamıyla dolduramadı. Hem Avrupa’da hem ligde oynayacak olmalarından ötürü onları zorlu bir sezon bekliyor olacak. Beklenmedik bir şekilde düşüş yaşamaları kimseyi şaşırtmaz diye düşünüyorum. Geçen sezonun diğer flaş ekibi Frankfurt ise elindeki kadroyu büyük oranda muhafaza etmeyi başarsa da, iki kulvarda yarışacağı için zorluk yaşayacaktır.

Stuttgart‘ a gelirsek oldukça akıllı transfer hamleleri yaptılar diyebiliriz. Maddi zorluklarına rağmen doğru isimlere yönelip, Bundesliga için faydalı olabilecek Sercan, Rausch, Rojas , Abdellaoue gibi oyuncuları kadrolarına kattılar. Bu sezon daha iyi bir performans sergileyeceklerdir ama sezon başında zorluk yaşamaları muhtemel.

Geçen sezon savunma anlamında zorluklar yaşayan Hamburg ise ilk olarak bu bölgesini güçlendirmeye çalıştı ve Djourou, Sobiech gibi kaliteli isimleri aldılar. Son’un kaybı takım adına büyük bir eksiklik olsa da, Hakan için bu büyük bir şans. Bir diğer sorun ise forvette yaşanacak gibi görünüyor. Rudnevs’in zaman zaman etkisiz kalması, takımın performansını da doğrudan etkiliyor. Kuliselerde Eren Derdiyok’un adı geçiyor. Olası bir transfer Hamburg’u Avrupa kupalarına katılma konusunda oldukça avantajlı bir konuma getirebilir.

Gladbach’a gelecek olursak kadroda oynayan isimler açısından bir kayıp söz konusu değil. Bunun üzerine ekibe dahil olan Kruse, Raffael gibi isimlerle daha da güçlü oldular. Bu sezon tekrardan oldukça başarılı bir performans çizeceklerini düşünüyorum.

Geçen sezon Avrupa’da harika performans sergileyen Hannover ise kadrosundan önemli isimleri kaybetse de Diouf’u tutmayı başardı. Bunun dışında kadroya dahil olan Sane ve Bittencourt dışında ciddi takviye yapamadılar. Ama kadronun diğer isimleri ile lig için yeterli ve başarılı olabilecek bir altyapıya sahipler.

Wolfsburg ise Magath’dan kalan geniş kadrosunu boşaltmakla meşguldü. Bunun dışında kadrolarına iki tane nokta atışı takviye yaptılar; Caligiuri ve Timm Klose. Geçen sezona göre daha başarılı bir performans sergileyeceklerini düşünüyorum ama bu Avrupa kupalarına yeter mi zaman gösterecek. Son transferleri Malanda‘nın ilk 6 ay eski takımı Zulte’de oynayacak olması bence büyük bir kayıp.

Schaaf’ın seneler sonra bırakmasının ardından göreve gelen Dutt ile Bremen’i oldukça zor bir sezon bekliyor. Kadrolarında ciddi anlamda kalite eksikliği göze çarpıyor. Bremen için bu sezon hiç kolay olmayacak. Transfer dönemi bitmeden gerekli takviyeleri yapmazlarsa, başları yine ağrıyabilir.

Mainz ve Nürnberg ise ellerindeki önemli isimleri kaybetseler de, yine akıllı transferler yaparak dirençli takımlar olmaya devam edeceklerdir. Özellikle Nürnberg’de Ginczek ve Mainz’de Schahin’in başarılı bir sezon geçireceklerini düşünüyorum.

Lige yeni katılan Eintracht Braunschweig, Hertha Berlin ile Bundesliga’nın zayıf halkaları Augsburg ve Hoffenheim ise küme düşmeme mücadelesi verecek takımlar olacaktır. Özellikle Braunschweig’ın işi hiç kolay olmayacak. Augsburg bu dört takım içinden yine en çok direnen ekip olacaktır ve büyük ihtimalle de başarılı olacaktır.

Bizleri yine bol gollü ve keyif dolu bir sezon bekliyor olacak. İyi olan kazansın!

5 Ağustos 2013

Futbol Dayanışması

Yaklaşık 1 ay önce oynanan St.Pauli - Beşiktaş maçının öncesinde ve sonrasında aşağıda paylaştığım kısa belgesel çevrilmiş. Gezi Parkı olayını ve Çarşı'nın rolünü yorumlamış taraftarlar. İnsanların olan bitenden haberi olduğunu görmek hem şaşırtıcı hem de sevindirici.


St.Pauli - Beşiktaş ;

 



31 Temmuz 2013

Ronaldinho



Atiba Hutchinson (30)

Madem iş resmiyete döküldü, o zaman Atiba hakkında yazmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Oyuncu hakkında kısa bir değerlendirme yapıp, Beşiktaş'a nerede fayda sağlayabileceğinden bahsedeceğim.

Atiba'nın kariyerini enine boyuna anlatmak yerine, en çok göz önünde olduğu PSV dönemini ele almak istiyorum. Öncelikle PSV benim Avrupa'da izlemeyi sevdiğim takımların en başında gelir. Her zaman göze hoş gelen ve yüksek tempolu bir futbol anlayışını sahaya yansıtırlar. Bahis sevenlerin de vazgeçilmezlerindendir.

Atiba 3 sezon önce dikkatleri çeken Kopenhag performansının ardından PSV'ye dahil olmuştu. İlk sezonunda oldukça başarılı bir grafik çizmiş ve merkez ortasahada etkili maçlar çıkarmıştı. PSV'nin değişmeyen 4-2-1-3 oyun anlayışında, orta sahadaki ikilinin çok koşanı oluyordu. O sezon takımın tempolu oyun anlayışının en önemli isimlerinden biriydi.

Bir sonraki sezon ise geçirdiği sakatlık yüzünden uzunca bir süre forma giyemedi ve döndüğünde formayı kapmak hiç de kolay olmadı. Uzun süre rotasyon oyuncusu olmak durumunda kaldı ve zaman zaman farklı mevkilerde görev aldı. Sağ bek bunların başında geliyordu. Burada gösterdiği performansı yeterliydi diyebiliriz.

Geçen sezon ise sağ bekte gösterdiği bu performans sayesinde, o bölgenin ilk tercih edilen adamı oldu. Bu aynı zamanda Bulgar Manolev'in devre arasında Fulham'a kiralanmasına sebep oldu. Bütün sezon boyunca maçların nerdeyse tamamında forma giydi. Özellikle bazı Avrupa maçlarında tekrardan merkezde oynasa da, sağ tarafta daha faydalı maçlar çıkardı. Bazen Lens bazen de Narsingh'in arkasında oldukça iyi performans sergiledi. PSV'nin geçen sezon ligde rekor bir gol sayısına (34 maç 103 gol) ulaştığı bir oyun anlayışından bahsediyoruz. Ön bölgede daha aktif ama oturmuş savunmada da derin zaaflara yol açan bir anlayış. Öncelikli hedefi gol atmak olan ve açık oyuncularının en etkili olduğu liglerden birinde sağ bek oynamak, hiç kolay bir durum değil.

Beşiktaş özelinde değerlendirirsek defansif ortasahaya nasıl bir oyuncu gelmeli sorusuna ben şöyle cevap vermiştim. Atiba bu özelliklerden çoğunu bünyesinde barındırsa da, büyük bir eksiği var. Geriden oyun kurabilme özelliği. Bu takımın büyük bir süpriz olmazsa, yine Oğuzhan ve Fernandes'e bağlı kalacağını gösteriyor. Atiba'nın top ile ilişkisi kötü değil ama benim burada söylemek istediğim daha farklı. Atiba takımı ileri itmekten çok, topu bir yerden diğer noktaya götüren adam olur. Bu zaman zaman zorluklar yaşatacaktır. Ayrıca ligimiz oldukça sert bir oyun anlayışına sahip. İkili mücadelelerde atletik ve uzun olmak kadar, güçlü olmak da bu mevki için çok önemli. Atiba bu mücadele içinde de zorlanabilir.

Bunun dışında gerek tecrübesi, gerek düzenli oynayan bir oyuncu olması ve düzgün bir karakter olması sebebiyle takıma katkı sağlayacak olumlu yönleri de var. Kendisinin daha önce dizinden iki kez yaşamış olduğu bir sakatlığı var. Bu konuda nam salmış sağlık ekibimizle umarım işi olmaz.

Röportajında 13 numarayı sevdiğini ve uğuruna inandığını belirtmiş. Bunun dışında kafasında 2 sene daha üst düzey seviyede oynayıp, MLS'de kariyerini sonlandırmak olduğunu belirtmiş. İzlemek isteyenler için;











23 Temmuz 2013

Aranıyor


Beşiktaş aşamalı bir şekilde transferlere devam ediyor ve gözler Tolga Zengin transferinden sonra orta sahaya çevrildi. Oğuzhan ve Fernandes'in arkasında oynayacak oyuncu, takımın gelecek sezon ortaya koyacaklarını doğrudan etkileyecek. En kritik transfer bu bölge için olacak dersek, abartmış olmayız diye düşünüyorum.

Bu açıdan Beşiktaş özelinde oraya nasıl birinin gelmesi gerektiğini, en azından benim aklımdaki 6 numarayı maddeler halinde yazmak istiyorum. Gelecek isim bunlardan hepsine sahip olmasa bile, en azından bazılarına sahip olması gerekir. Geçelim maddelere öyleyse;

- Öncelikle anatomik yapısı itibariyle oldukça güçlü, uzun boylu ve duran toplarda etkili olması gerekir. Şu an itibariyle Ersan, Franco, Almeida ve Sivok var. Bu sayı 5 olursa, Fernandes'in kullandığı duran toplar daha da tehlikeli olur. Ayrıca mevcut kırılgan yapıya direnç katması açısından önemli bir durum.

- Geriden oyun kurabilme yeteneği olmazsa olmaz. Aksi durumda geçmiş 2 sezonda özellikle zorlu maçlarda sıklıkla gördüğümüz Fernandes sorunsalı çıkıyor ortaya. Oyun tıkandığı için geri geliyor ve kendi gayretleri ile oyunu kurmaya çalışıyor. Takımlar bunu iyi bildiği için özellikle ikili pres ile Fernandes'i olabildiğince etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bu zaman zaman Fernandes'in top kaybetmesine de neden oluyor ve ani ataklarla karşı karşı kalıyor takım.

- Oyuncunun karakteri ve lider özellikleri de bir o kadar önemli. Takım oldukça genç bir yapıya büründü. Sahadaki bu genç oyunculara, oyun içinde liderlik yapabilecek ve aynı zamanda saygı görecek biri olması takım adına ciddi katkı sağlar.

- Bunların dışında oyuncunun taktik bilgisinin de üst düzey olması şart. Avrupa'nın zorlu liglerinde oynamış ya da yetişmiş olması ve özellikle Avrupa kupalarında tecrübesi olan biri olması takımın da çehresini değiştirecektir.

- Maç temposuna sahip olması da bir o kadar önemli. Takım içinde Gökhan, Pektemek ve bunlara eklenecek İsmail gibi geçen sezon çok az maç oynayan ya da oynayamayan oyuncuların olması zaten yeterince olumsuz ve göğüslemesi zor bir durumken, maç eksiği olan bir başka oyuncunun eklenmesi durumu daha da zorlaştırır. Onun için sağlık sorunları olmayan ve düzenli forma giyen bir oyuncu daha fazla katkı sağlayacaktır.

- Oyuncunun yaşı aslında çok önemli değil ama yukarda saydığım özellikler doğrultusunda zorlu bir ligde ( Big 5) mücadele eden bir isim olursa, takıma hem daha kolay adapte olur hem de vites yükseltmesinde fayda sağlar.

Beşiktaş bu 6 maddeden ne kadarını tutturursa o kadar başarılı bir iş çıkarır. Umarım 6 numaraya bu 6 kriteri de dolduran ve takıma bir Fabian Ernst etkisi yapabilecek bir isim gelir. Beklemedeyiz.



Kült

"Bazı kulüpler vardır, O kulüpler taraftarları ve sevenleri için ayrı bir değer taşır. Biz onlara 'Kült Kulüpler' diyebiliriz. Benim içinde böyle kulüplerden biriydi Beşiktaş buraya gelmeden önce. Westham United gibi, Everton gibi, Liverpool gibi bir kulüptü benim için. Beşiktaş Avrupa'nın en büyük kulübü olmayabilir ama taraftarları ve camiası için taşıdığı anlam Beşiktaş'ı Avrupa'nın belki de en özel 10 kulübünden biri kılıyor. Ben buraya gelmeden önce Mrmic ile yaptığım konuşmalarda da benzer şeylerden bahsettik. Buraya geldikten sonra da işin gerçeğinin böyle olduğunu gördük. Benim Hırvatistan'daki takımım Hajduk Split için de bunları söyleyebilirim. Hajduk Split çok büyük ve Avrupa'da söz sahibi bir kulüp değildir ama bulunduğu bölgedeki insanların hayatında çok büyük anlamlar taşır. Tam da bu özelliği ile bir kült kulüptür. Beşiktaş'ta tam olarak böyle bir kulüp. Arması, forması, renkleri, taşıdığı önem Beşiktaş'ı kült bir kulüp haline getiriyor. Ben Beşiktaş'a transfer olduğumda kulübün armasını öpen ve 'Ben zaten hep bu kulübün taraftarıydım, hep bu kulübü sevdim' diyen oyuncular gibi hareket edecek değilim. Benim hislerim gerçekten samimi ve buraya gelmeden önce de Beşiktaş'a karşı hislerim böyleydi. Buraya gelince de bu hislerim devam ediyor."

Slaven Biliç