Beşiktaş KAP'a 6 aylık (1 Haziran - 30 Kasım) bildirimini yaptı. Burada önemli bulduğum bazı noktaları, olabildiğince sade bir şekilde aktarmaya çalışacağım. Sonra da ortaya çıkan sayılar üzerinden ufak bir değerlendirme yapacağım.
Bu bağlamda ilk olarak Beşiktaş'ın geçen 6 aylık süreçte öncelikle elde ettiği gelirlerden başlamak istiyorum. Beşiktaş bu süreçte toplamda 78.322.774TL yani 32.950.262€'ya yakın bir parayı kasasına koymayı başardı. Bu gelirlerin neler olduğunu ve geçmiş dönemle olan karşılaştırmasını aşağıdaki tablodan görebilirsiniz.
Tabloya bakıldığında geçen sezona göre gelirlerde ufak bir azalma olduğunu görüyoruz. Bunun en önemli sebebi Beşiktaş'ın bu sezon Avrupa'da oynamıyor olmasıdır. Bu yüzden öncelikle yayın gelirleri başta olmak üzere, maç hasılatlarında düşüşler göze çarpıyor. Bunun dışında Uefa galibiyet primlerinden de yoksun kalınmasının payı büyük.
Diğer yandan başta FEDA sayesinde Kartal Yuvası satışlarının ciddi anlamda artması, bu kayıplara direnebilmeyi sağladı. Kartal Yuvası gelirlerine baktığımızda ilk 3 ayda elde edilen rakam 9.269.085TL civarlarındayken 6 ay sonucunda bu rakam 15.534.247TL'ye ulaşmış durumda. Bir önceki sezonda 3 aylık dönemde elde edilen rakam 3.327.328TL, 6 aylık süreçte ise 7.733.374TL'ye ulaşmıştı. Şu an itibari ile geçen sezona 7.800.873TL gibi bir fark atılmış durumda. Muhtemelen sezon sonunda bu fark 12-15 milyon TL civarlarında olacaktır diye tahmin ediyorum. Bu da kısaca senelik 27-30 milyon TL gibi bir Kartal Yuvası geliri anlamına gelir. Şu an için bu büyük bir başarı hatta rekor olsa da, daha da yukarılara çıkarmak şart.
Giderlere baktığımızda ise 6 aylık süreçte Beşiktaş'ın toplam gideri 79.866.535TL yani 33.599.720€ olmuş. Geçen sezon bu rakam 97.359.027TL civarındaydı. Bu giderlerle ilgili ayrıntıları aşağıdaki tablodan inceleyebilirsiniz.
Tabloya bakıldığında en önemli gider kalemi her dönem olduğu gibi futbolcu giderleri. 6 aylık süreçte ödenen toplam miktar 40.655.950TL. Bu rakam geçen sezon aynı dönemde 59.485.231TL. Kısaca Beşiktaş bu dönemde futbolcu maaşlarından %31.6'ya yakın bir tasarruf yapmış. Söz konusu tasarruf tam olarak 18.829.281TL. Burada Quaresma'nın kadroda olduğunu da eklemek gerek. Devre arası yapılan takviyelerle bu rakamda ufak bir artma olacaktır ama oranın %25'in altına düşeceğini sanmıyorum.
Bir başka dikkat çeken konu ise Federasyon giderleri. Bu giderlerin büyük bir kısmını alınan cezalar oluşturuyor. Geçmiş sezonda alınan cezalardan ötürü bu rakam 2.354.355TL iken, bu sezon 707.671TL. Bunun dışında giderler konusunda ciddi bir değişim yok. Beşiktaş'ın bir de seyahat giderlerinde de azalma var. Bunun sebebi ise UEFA'da mücadele etmemesinden ötürü yurt dışı seyahatlerde bulunmaması. Buradaki fark toplamda 2.481.506TL.
Mali tablonun genel yönetim giderleri bölümüne göz gezdirdiğimizde ise geçen döneme göre 909.502TL'lik bir artış göze çarpıyor. Bu farkın başlıca sebebi ise geçmiş dönemlerde hesaplara dahil edilmeyen ama bu dönem hesaplanan internet sitesi giderleri. Bu rakam tam olarak 1.129.659TL. Detaylı bir açıklama yapılmadığı için bu giderlerin içine neler dahil bilemiyoruz. Diğer giderlerin çoğunda azalma göze çarpıyor. Özellikle personel giderlerinde 262.852TL'lik bir tasarruf yapılmış. Bu internet giderinin detaylı bir şekilde açıklanması, şeffaflık açısından da önemli diye düşünüyorum. Yoksa kafalarda ister istemez soru işaretleri yaratacaktır.
Genel itibariyle tablonun gelir-gider kısmında denge sağlanmış gözüküyor ama Beşiktaş'ın asıl sorunu temlikli gelirleri ve geçmiş dönemden kalan borçları. Temlikli gelirlerle ilgili detayları aşağıdaki tablodan inceleyebilirsiniz.
Tabloda görüldüğü üzere maç hasılatları başta olmak üzere yayın gelirleri ve verilen senet,çek konusunda da ciddi bir bir miktar halen temlikli. Bunun dışında kira gelirleri olarak geçen Fulya'daki taşınmazlara karşılık alınan kredinin de kiralar doğru düzgün tahsil edilemediği için halen oldukça yüksek bir miktarının temlikli kaldığını görüyoruz. Eğer kiralar doğru bir şekilde tahsil edilebilirse, bu konuda bir sorun olmayacaktır. Yayın gelirlerindeki miktarın en azından 1 sezon daha bu civarlarda devam edeceğini düşünüyorum. Bunun sebebi ise kısa vadeli borçları ödemekte en önemli gelirlerden birinin yayın gelirleri olması. Beşiktaş gelecek sezon şampiyonlar liginde mücadele etme hakkı kazanırsa, gelirlerinde daha ciddi bir artış olacağı için bu miktar zamanından önce bir azalmaya da gidebilir.
Beşiktaş'ın borçlarına baktığımızda ise öne çıkan borçlar sırasıyla banka borçları, şahıslara olan borçlar, ticari borçlar ve son olarakta Faktoring borçları. Aşağıdaki tablodan bu borçların son halini ve Mayıs 2012'deki durumlarını görebilirsiniz.
Tabloyu dikkatlice incelediğimizde banka borçlarında ufak bir gerilemeyi görüyoruz. Bu konu yukarıda bahsettiğim gibi Fulya gelirlerine bağlı çekilen krediden kaynaklanıyor. Bu borcu, genel borçtan bağımsız kendini ödeyebildiği sürece ciddi bir sorun olarak görmüyorum. Ticari borçların artmasının arkasında yatan ise geçmiş dönemden kalan borçların dahil edilmiş olması. Buna oyuncu alacaklarından, kaybedilen davalara kadar herşeyi ekleyebiliriz. Borcun bu kısmı ciddi sorun teşkil ediyor. Diğer borçlar olarak geçen ise şahıslara olan borçlar. Bu borçun yaklaşık 104.000.000TL'ye yakın bir kısmı Yıldırım Demirören'e olan borç, kalanı ise yeni yönetime olan borç başta olmak üzere, detayları belli olmayan başka borçlar. Faktoring borçları az gibi gözükse de, burada en ürkütücü olan borçların başında geliyor. Burada ödenen faiz oranları %20'ye yakın. Dolayısı ile ödemelerin büyük çoğunluğu faiz'e gidiyor. Daha basit bir dille tefeciler zengin oluyor.
Genel anlamda bütçe konusunda daha tutarlı bir yapı oluşmuş olsa da, geçmiş dönemden kalan borçlardan ötürü mali tablo genel anlamı ile olumsuz. Beşiktaş'ın rahatlayabilmesi için sportif başarı dışında, Fulya'daki kira sorununu çözmesi ve yüksek faizli kredileri bir şekilde kapatması gerekiyor. Bunun dışında borçlarının bazılarının euro ve dollar olması da oldukça tehlikeli. Kurdaki %10'luk bir değişim 20 milyon TL'ye yakın bir paranın artması ya da azalmasına sebep olabilir. Bu açıdan kredilerde ve oyuncularla imzalanan sözleşmelerde mümkün olduğunca TL'yi tercih etmeleri daha mantıklı olacaktır. Yayın ve sponsor gelirleri euro ya da dollar olsa da, ürün ve maç biletlerinden elde edilen gelirler TL olduğu için genel tabloyu etkileyecektir.
Sportif olarak bakıldığında ise futbolcu transferinde dikkatli davranılması ve bonservis ücreti ödememek konusunda gösterilen gayretin bütçeye şimdiden olumlu yansımaları olmuş durumda. Bu politikayı en azından önümüzdeki iki transfer döneminde de sürdürmek, Beşiktaş'ı ciddi anlamda rahatlacaktır. Sportif başarı ve tasarruf dengesini koruduğu sürece uzun vadede umutlu olmak gerek. Eğer vergi affı gelirse de, Beşiktaş'ın borçlarında 50 milyon TL'ye yakın bir azalma olacaktır.
En kritik ve önemli çözüm ise Beşiktaş'ın yeni stadı olacaktır. Beşiktaş'ın rakiplerinden son şampiyon Galatasaray'ın 6 ayda yaklaşık 138 milyon, Fenerbahçe'nin 115 milyon TL gelir elde etmesi bunun en net göstergesidir.
Ürüne dair özellikler, (USP)uzun vadede rakiplerden ayrışmada yetersiz kalır. O yüzden hepimiz markalarımızı kalıcı/evrensel değerler üzerine oturtmaya çalışır, onlara bir nevi ruh üfleriz. Kimliğini, kişiliğini, hayata kattıklarını, değerlerini tarif eder ve bunlar etrafında hikayeler kurgularız. Semboller, metaforlar geliştirir, marka işbirliklerini yönetiriz.
Zaman zaman futbol takımlarına da bu çerçeveden bakmaya çalışırım. Burada özellikle üç büyükleri birbirinden ayrıştıracak marka fikirlerini birkaç kez yazmışlığım var. İstedim ki birileri buradan kendisine görev çıkarsın ve bu anlı şanlı markalarımız için kimlik-konumlandırma çalışması yapsın. Çünkü bence bunları birbirinden ayrıştıran soyut unsurlar çok az ve birbirileriyle, hakemlerle itişmeleri, şikeler filan da özünde bundan kaynaklanıyor.
Orta boy bir şehir takımının ayrıştırıcı marka değerleri o şehirle veya bölgeyle koşut gider. Trabzonspor’un marka değerleri Trabzon ve Karadeniz’den beslenir. Aynı şeyi Bursa, Eskişehir veya Napoli için de söyleyebiliriz. Bu takımlar şehirleriyle özdeştirler. İletişimciler reddi miras yapmadıkları sürece kimlikli, kişilikli markalar olarak hayatlarını sürdürürler.
Bazı büyük şehirlerin birden fazla büyük takımı vardır. Genelde iki. Bunlar da çoğunlukla yirminci yüzyılda sağ-sol politika temelinde ayrışmışlardır. Milan-İnter, Roma-Lazio, Everton-Liverpool gibi. Mavi renkli olanı sağın, patronların, kırmızı renkli olanı solun, işçilerin takımı. Bugün hepsi patronların takımı olsa da hala geçmişin izlerini, hikayelerini taşırlar.
İşte İstanbul büyüklerinin sıkıntısı burada. Üçü de İstanbullu ve üçü de yüz senede nüfusu yüz kat artan kimliksiz şehrin karmaşası içinde kaybolup gitmişler. Bu üçlü içinde Beşiktaş’ı ayıran değerler biraz daha net. Öncelikle Türkiye’nin en marka taraftar grubu Çarşı’ya sahipler. Beşiktaş kültüründe daha fazla aidiyet, kendini adama ve fedakarlık var. En son FEDA kampanyası, “Beşiktaş sen bizim her şeyimizsin” sloganı örnektir. Bir semte yakınlık da daha belirgin BJK’da… Filan.
Ama Galatasaray ve Fenerbahçe’nin ayrıştırıcı unsurları, soyut değerleri çok daha az. Öncelikle bir yere bağlılıkları yok. İsimlerini taşıyan semtler çok küçük. Fenerbahçe alanı biraz daha geniş tutup Kadıköy ile yakınlaştırılabilir belki ama Fenerbahçe Cumhuriyeti diyorlar, Fenerbahçe Türkiye’dir diyorlar ve Kadıköy marka bağlantısını kendileri bilerek kesiyorlar.
Galatasaray’ın ise bir okul bağlantısı var farklı olarak. Ancak onlar da kendilerini seçkin bir zümre ile kısıtlamak yerine daha kitlesel bir duruşu tercih ediyorlar. Aslında bu konuda resmi bir irade/tercih filan görünmüyor. Ben olsam Galatasaray markasına okuldan bazı değerleri taşırdım. Tabi bu tür kararlar ciddi taraftar araştırmaları sonrasında alınmalı ama malum, bunları yapacak bütçeleri yok.
Bir araştırma yapılsa ve GS/ FB taraftarlarının önüne bir grup sıfat, değer ve kişilik özellikleri atılsa ve de kendi takımlarına uygun olanları seçmeleri istense, ortaya istatistiksel olarak anlamlı bir ayrışma çıkacağını zannetmiyorum. Benzer bir şekilde taraftar profil araştırması yapılsa, değer ve kişilik anlamında taraftarların ayrışacağını da zannetmiyorum. Çünkü ortada böyle bir söylem bütünlüğü görünmüyor. Hepsi “en büyük”. Eskiden takımların oyun stilleri ve transfer politikaları belki bir ayrışma sağlıyordu. FB daha çok yıldızların toplandığı ve keyfe yönelik futbol oynarken GS takım ruhunu yansıtan agresif futbol sergiliyordu. Ancak günümüzde her takım hem hücumu, hem defansı oynayıp hem takım organizasyonuna hem de bireysel yeteneklere ihtiyaç duyuyor. O yüzden bugün Barça’nın “tiki taka”sı dışında kimse oyunla, ekolle ayrışamıyor.
GS ve FB’nin ayrıştırıcı bir felsefesi, üzerine oturduğu bir damarı olmadığı için kendilerini birbirlerine karşı konumlandırıyorlar. (The law of opposite – Ries&Trout) Özellikle Fenerbahçe’nin GS düşmanlığı dışında tutunacak pek bir dalı yok. Ancak Galatasaray’a gol atınca gerçek Fenerli olunması da bundan. Adına da ezeli rekabet diyorlar. Renkler ve semboller dışında iki markayı bir birinden ayıran bir şey yok. Maçlarda taraftarın söylediği marşların, şarkıların yüzde 90’ı aynı. Mehter marşıyla başlayıp biricik sevgilim ile bitiriyorlar.
Bizim yöneticiler de sanayicilerimiz gibi ürüncü. Zannediyorlar ki en iyi hoca ve ekibi bulduğunuzda iş bitecek. Marka takımları birleştiren harç olan soyut değerler, hikayeler ve kavramlar gözden kaçıyor. İstanbul’dan üç büyük marka çıkarmaya çalışırken şehrin kozmopolit yapısından fazla bir değer ürememesi takımlarımızın en büyük handikapı. Ancak bunu aşmak için en ufak bir çaba da yok.
Burada bahsettiğim marka çalışmaları iyice bir futbolcuya verdikleri paranın yüzde birine yapılır. Ancak vermezler. O yüzden zamanın Hülya-Gülben rekabeti gibi birbirinden beslenip durumu magazinel seviyede sürdürürler. Birinin stadında öbürünün kupa alamamasının sebebi de budur. Çünkü bunların özde birbirinden farkı yok. Bunların yatacak yeri yok. Bütün kaynakların İstanbul’a aktığı dönemde bol gübre ile hıyar gibi büyümüşler. Sonra o gücü kullanıp Anadolu’yu kurutmuşlar, alavere dalavere ile bir güç biriktirmişler ama o güç de anca annemizin ligine yetmiş.
Bunları bir marka zanneden sponsorun parasına yazık. Bunlara alternatif çıkaracak bir irade ortaya konulamamasına daha da yazık.
Güven Borça





























