28 Ekim 2012

Köln İstihbarat Servisi

Almanya milli takımının çok özel bir oluşumundan bahsedeceğim. Özellikle son dünya kupasında bu ekibin ismini sıkça duydu dünya basını ama detaylı bir şekilde ele almak istedim. Alman Futbol Federasyonu, Köln Spor Akademisinden öğrencilerin bulunduğu bir ekip kurdu geçmiş yıllarda. Sahadaki mücadelenin dışında, saha dışında da bir savaş var günümüz futbolunda ve konuya ne kadar çok hakim olursanız, o kadar başarılı olursunuz.
Bu grubun kuruluşu 2004 Avrupa Şampiyonasına kadar uzanır. Başarısız geçen şampiyonanın ardından göreve getirilen Klinsmann 2006'da Almanyada düzenlenecek turnuva öncesinde kara kara 31 takımı nasıl takip edip, değerlendireceğini düşünürken, bir gece yarısı gelen telefonla irkilir. Arayan Profesör Buschmann'dır. Kendisi Köln Spor Akademisi'nin Scouting-Projesinin başındaki kişidir ve Klinsmann'la bu konu hakkında fikir alışverişinde bulunurlar. Sonuç olarak Buschmann'la bu konu üzerinde fikir birliğine varılır ve proje hayat bulur.

Kısa süre sonra bu genç öğrenci topluluğu çalışmaya başlar. Buschmann ve Alman Federasyonu öğrenciler konusunda seçicilerdir. Öncelikle ekipteki herkesin üst seviyelerde amatör dahi olsa futbol oynamış olmasına önem verilir. Bunun dışında iş ahlakları ve çalışmalarındaki başarı da önemli bir tercih sebebidir. Seçilen öğrenciler konularında başarılı olabilmeleri adına 10 adet seminere katılıyor. Bunların dışında 2 seminerde milli takım ekibi ile yapılıyor. Bugün itibari ile ekipte tam 50 öğrenci yer alıyor.

2 Aralık'ta Euro2012 grupları belli olduğunda DFB'nin genç ajanları içinde çalışma başlamış oluyor. Kendi içlerinde kurdukları küçük gruplarla başta Almanya'nın yer aldığı gruptaki takımlar olmak üzere, turnuvadaki bütün takımları ciddi anlamda incelemeye başlıyorlar. Mesela Arjen Robben'in sağ çizgiden kaleye doğru her yaklaşışında topu 9/10 seferde içe çekip şutla tamamlamasını rapor etmek gibi olayları değil. Asıl hedef takımın zaaflarının ve güçlü yönlerinin tespiti. Bu verilen örnek, çalışmanın sadece ufacık bir bölümünü kapsıyor.

Öğrencilerin hepsine birer laptop tahsis ediliyor ve içlerinde Scout-Programı da mevcut. Bu sayede takımları en ince ayrıntılarına kadar inceleyebiliyorlar. Mesela topu kaptıktan sonraki pas tercihlerini inceleyip, bundan oluşan görüntüler hazırlayabiliyorlar. Bunun dışında oyuncuların karakterleri, kariyerleri ve takım içindeki önemi ve takımın o oyuncudan beklentileri konusunda da çalışmalar yürütüyorlar. Bu ön çalışmanın ardından asıl performanslarını ise turnuva sırasında sergiliyorlar. Kısa sürede maçları izleyip, aynı şekilde takım, oyuncu gibi konularda detaylı çalışmalar yapıyorlar.

Bu başarılı çalışmanın ardından Spor Akademisi Scouting ile ilgili bir master bölümü açma kararı aldı ve dünya çapında bir ilke imza atmış oldu. Artık profesyönel anlamda bu bölümü okuyup, bunu meslek haline getirmek mümkün. Bu çalışmaların meyvelerini de son bir kaç senede Bundesliga ekipleri almaya başladı.

Scout Ekibi'nin Temel 4 Görevi

1. Oyun Analizi

Elde bulunun imkanlar doğrultusunda öğrenciler rakiplerin maç görüntülerinden oluşan bir video analizi yapıyor. Taktisel tercihler başta olmak üzere her şey detaylıca inceleniyor ve sonunda rapor halinde teknik ekibe sunuluyor.

2. Medya Analizi

Medya konusunda ise rakibin ülkesindeki her türlü bilgi değerlendiriliyor. Ülkenin takımlarından beklentisinden tutun da, takım içinde yaşanan olaylara kadar her şey inceleniyor.

3. Oyuncu Profilleri

Öğrenciler her oyuncuyu detaylı bir şekilde analiz ediyorlar ve bunun sonucunda oyuncuların güçlü ve zayıf yönlerini tespit ediyorlar. Bu analizlere rakip takım teknik ekibide dahil. Onların da basın toplantılarındaki açıklamaları ve davranışları başta olmak üzere, saha içindeki tutumları da ele alınıyor.

4. Motivasyon Filmleri

Öğrenciler maç öncesinde rakip takımla alakalı kısa filmler hazırlıyorlar ve milli takımdaki oyuncuları rakibe hazırlıyorlar. Buradaki amaç takımın neyi beklediğini görsellerle hissetmesi ve ona göre zihinsel anlamda kendini maça hazırlaması. Son turnuvada bu uygulamadan vazgeçilmiş.


Ötekiler 1-3 Feda

Beşiktaş üst üste galibiyetsiz bitirdiği haftaların ardından lige iyi başlangıç yapan Kasımpaşa ile karşılaştı. Rakip sene başında kadrosuna kattığı Fabian Ernst, Kalu Uche, Andreas İsaksson gibi kaliteli yabancıları ile ligin önemli ekiplerinden biri oldu. Beşiktaş'ta ise aksine kadro, geçmiş sezonlara göre kağıt üzerinde daha zayıf bir şekle bürünmüştü.

Aybaba diğer maçlarda olduğu gibi son maçta olumlu işler yapan takımı bozmama geleneğini sürdürdü ve Trabzonspor maçının ikinci devresindeki kısmen başarılı ekip ile sahaya çıktı. Rakip ise yeni teknik direktörleri Shota'nın önderliğinde, geçmiş teknik ekipten kalan mirasa sahip çıkarak kadroda fazla bir değişiklik yapmadan oynamayı tercih etti.

Beşiktaş geçen hafta kaldığı yerden aynen devam ederek başladı. Orta sahada Oğuzhan ve Fernandes'in başarılı performansları, karşılıklı pas alışverişleri takımı hücuma çıkarmak konusunda çok etkili oluyordu. İlk net pozisyonda Oğuzhan'ın Olcay'la paslaşması sonucu gelen atak oldu. Oğuzhan'ın pozisyon öncesinde Uğur'dan gelen topa dokunmayıp aynı anda Elyasa ve Ernst'i şaşkın bırakması ise klasına yakışır, ince bir hareketti.

Baskı devam ederken kanatları sene başından beri yeterince etkili kullanamayan siyah beyazlılar, bu konuda en beklenmedik oyuncusu Holosko'dan harika bir orta sonucu Almeida'nın harika kafa vuruşu ile öne geçti. Holosko'nun topu bakarak ve bilerek adrese yolladığını belirtmek gerekir. Aynı şekilde Almeida'nın da kafası ile topu atılabilecek en iyi noktaya atmasıda çok değerli. İlerleyen dakikalarda bu sefer Almeida ortalamış ama Holosko içeri yaklaşıp net vuruşu yapamamıştı.

Skor avantajını ele geçiren Beşiktaş geçmiş sezonlardan farklı olarak geri çekilmiyor artık. Bu da dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı. Takım olarak bu zamanlarda biraz dağınık ve panik halinde bir görüntü çiziyor olsa da, niyetin süreklilik olması gelecek adına çok önemli. Beşiktaş bu baskıyı sürdürdüğü sıralarda harika bir gol daha attı. Önce Hilbert topla ceza sahasına girdi ve Kasımpaşa savunmasının dengesini bozdu. Bu karambolde Almeida topu Holosko'ya ulaştırdı ve Filip başarısız bir şut çekti. Rakip topu uzaklaştırınca atak bitti derken, topu tekrar kazandı Beşiktaş ve Oğuzhan atağa yön veren isim oldu. Sırasıyla  Oğuzhan-Fernandes-Oğuzhan-Olcay-Almeida-Olcay paslaşmasına tanık olduk. Bahsettiğimiz pas trafiği 3-4 saniye yoktu bile. Bu Barcelona gibi paslaşmalar sonucunda Olcay geçen hafta olduğu gibi kaleci ile baş başa kaldı ve bu sefer çalım atmayı denedi ama yine başarılı olamadı. Bu sefer farklı olarak olay yerinde Fernandes vardı ve skoru iki sıfıra taşımayı başardı. Bu gol aynı zamanda bazı detayları gözler önüne serdi.

Bu golü bu kadar detaylı atkarmamın bir kaç sebebi var. Öncelikle bu pas trafiğini maç içinde özellikle Olcay, Oğuzhan ve Fernandes'in kurduğu küçük üçgenlerde defalarca yaptığını görme şansımız oldu. Topa hükmetme konusunu haftalardır yazıyorum ve ismi geçen bu çocuklar, bu işi çok iyi yapabileceklerini ve bir arada uyum içinde oynayabileceklerini göstermiş oldular. Aynı şekilde Almeida'dan faydalanarak ceza sahasına girmenin ne kadar kolay olduğunu da göstermiş oldu bu pozisyon. Bunun dışında Olcay'ın ve Holosko'nun ofansif anlamda skora etki etmek konusunda yeterli olamayacağını da bir kez daha görmüş olduk. Olcay'ın bu yönünü insanların bilip, ona göre değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendisi geldiğinde burada hakkında yazdığım yazıda da özellikle bu konuya değinmiştim. Bir başka önemli konu ise, başarısız atağın ardından, oyunu geriden kuran isimdi. Normalde oyuncular bu durumda ilk olarak Fernandes'i ararken, artık bu işi yapabilecek bir Oğuzhan var. Oğuzhan'ın topu ileri taşıması, aynı zamanda Fernandes'i de daha çok ceza sahasına itmiş oluyor ve gol yollarında etkili olmasını sağlıyor.

Skor avantajını iyice ele geçiren Kara Kartal aynı Galatasaray maçında olduğu gibi rakip takımın kazandığı kornerde inanılmaz bir savunma zaafı gösterince skor kısa süre sonra 2-1'e geldi. Alan savunması yapmak doğru bir tercih olsa da, bu konuda yeterince çalışılmadığı gözlerden kaçmadı. İlk yarıda akıllarda kalan bir başka detay ise, topu gelişi güzel uzaklaştıran Uğur'un Aybaba'nın tepkisinin ardından verdiği yoruldum tepkisiydi.

İkinci devrede Kasımpaşa biraz daha hareketli olsa da, maçın genel görüntüsü değişmedi. Beşiktaş önce üçüncü golü buldu, ardından da sayısız gol pozisyonuna girdi. Bir kez daha net vuruş konusundaki eksiklikler gözden kaçmadı. Almeida'nın baş başa kaçırdığı pozisyon da bunlardan bir tanesiydi. Sonuç itibari ile Beşiktaş haftalar sonra kazanmayı başardı ve puan farkının açılmadığı şu süreçte çok büyük bir kayıp yaşamamış oldu.

İstatistiksel anlamda Olcay, Oğuzhan ve Fernandes'in en çok koşan üç futbolcu olması ve ceza sahasına ortalarda yakalanan % 63'lük oranın genel ortalamaya göre yüksekliği önemliydi. Bu başarıda beklerin katkısının olmaması ise oldukça düşündürücü.

22 Ekim 2012

Bonkör Kartal

Kara Kartal bu hafta kendi sahasında, son 6 maçtır kazanamadığı Trabzonspor ile karşılaştı. En son kazandığı maç Schuster döneminde, Portekiz çetesinin ilk maçlarından biri olan kupa maçıydı. O açıdan Schuster'in tribünde yer alması da bir o kadar ironikti. Kendisini tekrardan görmek, bir çok kişi gibi beni de heyecanlandırdı.

Beşiktaş'ta geçen hafta ceza alan Veli ile sakatlığı bulunan Necip'in olmaması, Hasan ve Oğuzhan adına önemli bir şanstı. Burada başta olmak üzere, her defasında bu çocukların forma giymeleri gerektiğini savunuyorum. Beşiktaş'ın topa hükmetme ve oyuna yön verme konusunda böylesine yetenekli iki oyuncusu varken, yeterince forma bulamamaları oldukça üzücü bir durum. Bu hafta şans bulan Oğuzhan oldu ve oldukça başarılı bir maç çıkardı. Ayrıca hocasının ekran karşısında yeterince koşmuyor diye eleştirdiği genç futbolcu, sahanın en çok koşan ismi oldu.(10.866m) Bunun dışında gösterdiği performans, yaptığı başarılı ofansif katkı ile herkesin takdirini topladı. Aybaba'nın gelecek haftalardaki tercihi umarım hayal kırıklığı yaratmaz.

Siyah beyazlılarda bir başka farklılık ise ilerideki hücum hattındaydı. Sahada Almeida, Batuhan ve Holosko üçlüsü vardı. Almeida sol tarafta, Holosko sağ tarafta, Batuhan ise en uçta yerini aldı. Çizgideki isimlerin kenar-forvet özelliğinden uzak olması ve Almeida'nın merkezde devamlı yanlız kalması böyle bir denemeye yol açtı ama sonuç oldukça başarısız oldu. Kara Kartal ilk 45 dakika boyunca oldukça vasat bir oyun sergiledi ve sonuç olarak devreye 1-0 yenik girdi.

İkinci devrede sahada yokları oynayan ve devre arasında gideceğini düşündüğüm Batuhan'ın yerine, Olcay'ın girmesi ile takım biraz daha toparlandı. Üst üste gelen ataklar sonucunda kazanılan serbest vuruşta, Fernandes başta kaleci Onur'u olmak üzere herkesi şaşırttı ve orta yapmak yerine topu doğrudan kaleye yolladı. Bu sayede skora denge geldi ve Beşiktaş tempoyu arttırmaya çalıştı. 

Kısa süre içinde çok ciddi pozisyonlar yakalandı. Almeida ve Olcay'ın net pozisyonları gol olmayınca, kulübeden oyuna dahil Mehmet Akyüz de gerekli katkıyı sağlayamayınca maç malesef bu şekilde bitti. Son dakikalarda yakalanan baskı ve Olcay'ın son saniyede kaçırdığı pozisyon ise duyguların tavan yaptığı andı. Hakemin düdüğünün ardından, birbirinden habersiz bir şekilde oyuncuların yerlere serilmesi ise istek ve arzu konusunda herkesi mutlu etti.

Maç ile ilgili önemli ayrıntı ise başta Olcay'ın son saniyedeki pozisyonu olmak üzere, kaçan gollerdi. Burada Onur'un başarılı performansı dışında, ciddi anlamda bir bitiricilik noksanlığı göze çarpıyordu. Olcay transfer olduğunda şurada kendisini değerlendirmiştim. Olcay'ın kaçırdığı pozisyonun benzerlerini defalarca yaşamış biri olarak, açıkcası çok şaşırmadım. Aynı şekilde Almeida da bu tarz pozisyonlarda hem Bremen'de hem de Beşiktaş'ta defalarca benzer durumları bizlere yaşattı. Beşiktaş'ın ilerideki oyuncuları, senelerdir olduğu gibi gol yollarında etkisiz ve bitiricilikten uzak. Kale önünde çerçeveyi gördüklerinde net vuruş yapmak konusunda ciddi zorluklar yaşıyorlar. Mustafa Pektemek dışında eldeki oyuncuların hiç birinde de bu yeteneği göremiyoruz malesef. Beşiktaş'ın bu dönemde bir Feyyaz'ı bir Ahmet'i yok. Beşiktaş'ın eksikleri çok olsa da, en önemli eksikliği bu. Sonuç olarak Beşiktaş rakiplerinin puan kaybettiği bu haftada, bonkör davranarak onlara eşlik etti ve beraberlik furyasına katıldı.
















11 Ekim 2012

Call Me Maybe

İlk olarak İngiltere'nin Crystal Palace takımı ile başladı her şey. Miami Dolphins Cheerleaders'ın Call Me Maybe parçası ile yapılan kombine reklamında gördük bu güzelleri. Kontra 100.yılını kutlayan FC Santos'tan geldi. Santos kulübü aynı parçanın Portekizce versiyonunu çekmiş ve futbolcusundan, malzemecisine kadar herkes oynamış.


Crystal Palace Kombine Reklamı






FC Santos'un Klibi



En Dolu Tribünler


Stadionwelt sitesi bu sezon Avrupa liglerindeki takımların stadyumlarının dolulukları ile ilgili güzel bir araştırma yapmış. Bu araştırmanın sonunda Süd Tribünesi ile meşhur Borussia Dortmund %100 kapasite, yani maç başına 80.645 kişi ile hem Almanya'nın hem de Avrupa'nın birincisi olmayı başarmış. Bir başka Bundesliga ekibi Bayern München ise %100 kapasiteye ulaşmış olsa da, stadyumu biraz daha ufak kaldığı için dördüncü olabilmiş. İlk 10 takım arasında 4 Bundesliga ekibi'nin yer alıyor olması da bir başka önemli detay. Borussia Dortmund'u takip eden diğer 29 takım ise şu şekilde;

Takım Adı
Gelen taraftar sayısı / Stadyum Kapasitesi % Doluluk Oranı

2. Manchester United
75.353 / 76212 % 98.87

3. FC Barcelona
74670 / 98787 %75,59

4. FC Bayern  München
71.000 / 71.000 %100

5. Real Madrid
71.000 / 80.162 %88.57

6. Schalke 04
60.511 / 61.673 %98.12

7. FC Arsenal
60.092 / 60.355 %99.56

8. Hamburger SV
54.708 / 57.441 %95,24

9. Newcastle United
50.559 / 52.387 96.51

10. Borussia Mönchengladbach
49.942 / 54.010 %92,47

11. Ajax Amsterdam
49.575 / 52.960 %93,61

12. AC Milan
48.447 / 80.065 %60.51

13. VfB Stuttgart
48.810 / 60.405 % 79.65

14. Glasgow Rangers
46.738 / 50.549 %92,46

15. Manchester City
46.531 / 47.726 %97.50

16. 1.FC Nürnberg
46.017 / 50.000 %92.03

17. Hannover 96
45.800 / 49.000 %93.47

18. Celtic
45.346 / 60.982 %74,36

19. Eintracht Frankfurt
45.063 / 51.500 %87.50

20. FC Liverpool
44.667 / 45.276 %98,65

21. Shaktar Donezk
44.585 / 50.000 %89.17

22. Feyenoord Rotterdam
43.500 / 51.137 %85.07

23. AS Roma
42.854 / 70.364 %60.90

24. Inter Milan
42.827 / 80.065 %53.49

25. Paris SG
41.760 / 47.428 %88.05

26. FC Chelsea
41.587 / 42.522 %97.80

27. Atletico Madrid
41.500 / 54.851 %75.66

28. Werder Bremen
41.457 / 42.100 %98.47

29. OSC Lille
40.214 / 50.186 %80.13

30. AFC Sunderland
39.870 / 49.000 %81.37

2 Ekim 2012

Çaresiz

Beşiktaş dün İnönü'de Rıza Çalımbay'ın Sivassporunu konuk etti. Taraftara verilen ceza sebebi ile tribünlerde bayanlar ve çocuklar yerlerini almış, rakipler haftayı yenilgi ile kapatmışlardı. Kazanmak çok önemli bir hal almıştı ama böyle maçlarda Beşiktaş'ın puan bıraktığı çok kez olmuştu ve gelenek bozulmadı.

Maç kadrosu yine bir önceki hafta sahada yer alan takımla aynıydı. Sadece Gaziantepspor maçında penaltıya sebebiyet veren Sivok yerine, Escude vardı. Aybaba'nın kadro tercihlerinin antremanlardan çok, maçlarda gösterilen performansa göre şekillendiğini söyleyebilmek için erken ama verdiği sinyaller şimdilik bunu gösteriyor.

Maçın ilk devresi iki takımın mücadelesi ile geçti. 45 dakika sonrası bazı veriler adeta Beşiktaş'ın performansını özetliyordu. İlk devrede en çok koşan isim Veli Kavlak, en çok top kaptıran oyuncu Filip Holosko ve kaleyi bulan şut ise 0 oluyordu. Beşiktaş Sivasspor'dan daha istekli olmasına rağmen, topu ayağında tutmakta inanılmaz zorlanıyordu. İlk yarı boyunca takım üst üste 3 pas bile yapmakta zorlanıyordu ve dolayısı ile rakip alanda oyunu domine edemiyordu.

İkinci devrede de durum pek farklı değildi. Aybaba takımı bozmadan aynı şekilde sahaya sürdü ve ilk devreye oranla Beşiktaş biraz daha hareketli bir oyun sergiliyordu. Ama ilk devrede de yapılamayan pas organizasyonları hala sürüyordu. Bu da ister istemez oyuncuların uzaktan şutlarla gol aramasına sebep oldu. Çaresizce çekilen bu şutlar, sadece maç sonunda tutulan istatistiklere yansıyacaktı.

Oyun bu şekilde devam ederken kaleyi cepheden gören bir noktadan bir serbest vuruş kazanıldı. Almeida topu kullanmak isteyince, kalecinin görüş açısını engellemek isteyen barajdaki Beşiktaşlılar ile Sivassporlu futbolcular arasında bir kargaşa yaşandı. Hakemin uyarıları, kartları derken geçen iki dakikadan ardından kullanılan top barajdan sekti ve bir anda rakip atağa çıktı. Burada topun düştüğü noktaya ilk ulaşan isimler Uğur ve Fernandes, bir an kimin topu uzaklaştıracağı konusunda tereddüt yaşadılar ama Uğur'un uyarısı sonrası Fernandes topu bıraktı. Uğur topu uzaklaştırayım derken, topu Fernandes'e nişanlayınca bir anda Atıf Chahechouhe topla buluşup 40 metre ilerleyerek golü attı. Golü bu denli detaylı anlatmamın sebebi ise, Beşiktaş'ın kendi yarı sahasında 1 tane bile oyuncunun olmamasıdır. Amatör lig takımlarında dahi yapılmaması gereken bir hatadır bu. Özellikle serbest vuruşun şut olarak kullanacak olması da, çok daha önemli bir detaydır. Uğur orada rakibe çarptırmamış olsa dahi, en azından bir isim daha olmalı ve atak başlamadan bitmeliydi.

Sonuç olarak Beşiktaş-Sivasspor maçlarında yenen abuk sabuk gollere bir yenisi daha eklenmiş oldu. Geçen sezon Grosicki'nin kendisinin bile ofsayt sandığı gol, ondan önceki dönemlerde penaltısı verilmeyen Beşiktaş'ın dönen topta yediği golle yenilmesi gibi benzer örneklerini çokca yaşadık zamanında.

Golün ardından karşılıklı oyuncu değişikleri ile oyun devam etti. Aybaba sahada adeta varlığı belli bile olmayan Holosko yerine Batuhan'ı aldı. (Holosko demişken, neden ısrarla Filip'in tek forvet çıkılan maçlarda, kanat forvet olarak değerlendirilmeye çalışıldığını anlayamıyorum. Şampiyon olunan sene haricinde, o bölgede gösterdiği performans hep yetersiz kaldı. Teknik ekip yabancı olsa bir nevi anlarım bu denemeleri ama Aybaba'nın onu bu şekilde kullanmasına anlam veremiyorum. Beşiktaş'ın sezon başından beri ceza sahasına yaptığı ortalarda bu kadar başarısız olmasının altında yatan sebeplerin biri de budur.)  Bu hamlenin ardından Veli yerine, yeteneklerine çok inandığım Hasan Türk dahil oldu. Aybaba'nın saha performansına göre kadroyu şekillendirmesi oyuncular üzerinde de etki etmiş olacak ki, Hasan yapması gerekenden çok daha fazlasını yapmayı denedi ve zaman zaman bu hanesine eksi olarak yazıldı. Yine de genel performansı oldukça başarılıydı diyebilirim. Bu hamlelere Rıza hoca kısa süre içinde Erman-Pedriel hamlesi ile cevap verdi ama arkada yakalanacak boşlukları değerlendirebilecek bir isim olan Pedriel, çok etkili olamadı. Beşiktaş yüksek toplarla oynamaya başlayınca da, Rajnoch'u dahil etti ve bozan bir oyun anlayışına yöneldi ve bunda da başarılı oldu.

Beşiktaş adına iç sahada böylesine önemli bir haftada kaybetmek cidden çok kötü oldu ama asıl önemli olan Beşiktaş'ın sergilediği performans. Beşiktaş her maç daha iyi oynaması gerekirken, aksine daha kötü oynuyor. Özellikle Sivas maçında gösterilen performans endişe vericiydi. Tavukların başını keser ve serbest bırakırsanız, kısa bir süre dengesizce koşarlar. Beşiktaş futbol takımının görüntüsü de tam anlamı ile başı kesik tavuklar gibi. Gereksiz bir telaş, gereksiz bir kontrolsüzlük söz konusu. Umarım bir an önce bu görüntüden kurtulmayı başarırlar. Bir başka önemli konu da, Aybaba'nın her röportajında 14 adet futbolcusu olduğundan bahsetmesi. Bunun diğer genç oyuncular üzerinde nasıl bir iz bıraktığını düşünmesi dileği ile.

25 Eylül 2012

Bundesliga 4.Hafta

Haftanın süprizi kesinlikle geçen hafta da yazının temel noktası olan Hamburg oldu. Dortmund karşısında gösterdikleri başarılı performans sayesinde ilk üç puanlarını almış oldular. Maça harika bir başlangıç yaptılar ve Güney Koreli genç yetenekleri Son sayesinde henüz ikinci dakikada öne geçtiler. Gol kadar Van der Vaart'ın yapmış olduğu asistde harikaydı. Hamburg yavaş yavaş ritmini buluyor olduğunu özellikle bu hafta net bir şekilde gösterdi. Dortmund ikinci devrenin başında Perisic'in akıl dolu golü ile eşitliği yakalasa da, kısa süre sonra Hamburg tekrar öne geçmeyi başardı. Van der Vaart'ın defans arkasına bıraktığı pası gole çeviren isim İlicevic oldu. Bu şaşkınlık yetmezmiş gibi Son bir kez daha sahneye çıktı ve farkı ikiye çıkaran golü attı. Bu dakikadan sonra Dortmund oyunu tamamen eline alsa da, sadece skoru 3-2'ye getirmeyi başarabildi. Galibiyette en büyük paylardan biri de Hamburg'un başarılı transferlerinden kaleci Rene Adlerdi.

Ligin süpriz ekiplerinden zirve ortağı Frankfurt ise Nürnberg deplasmanındaydı. Açıkcası ne yapacaklarını kestirmek zordu. Beklentilerin tersine Frankfurt kazanmak için elinden geleni yaptı ve galibiyet serisini sürdürmeyi başardı. İnui'nin attığı gol dışında, gösterdiği başarılı performans ise yine takdirleri topladı. Anlaşılan kendisinden sezon boyunca daha çok bahsedeceğiz.

Bayern ise deplasmanda Schalke'ye konuk oldu. İki takımda hafta içinde Şampiyonlar liginde başarılı maçlar çıkarmıştı ve ligdeki iyi gidişlerini sürdürmek istiyordu. İki takımın da yorgunlukları sahada kendini gösteriyordu. Schalke geri düşmemek için daha çok defansif bir oyun tercihinde bulundu ve bu da ister istemez ilk yarının golsüz bitmesine sebep oldu. İkinci devreye daha iyi başlayan Bayern, Kroos'un şık plasesi ile öne geçti. Golden sonra da Bayern atakları sürdü ve kısa süre sonra Müller bu sezonki 4.golünü kaydederek maçın skorunu belirledi.

Haftanın en güzel maçlarından biri ise Bremen ile Stuttgart arasındaki maçtı. Labbadia kötü gidişatı değiştirmek adına bu maçta takımını 4-4-2 formasyonunda sahaya sürdü. Maça fırtına gibi başlayan taraf Bremen oldu ve devreyi 2-0 önde bitirdiler. Bremen bu sezon yeni kadrosu ile cidden keyif veriyor. Hırslı ve tempolu takım kimliğini son yıllarda kaybetmişlerdi ama bu sezon geri dönüş sinyallerini vermeye başladılar.  İkinci devrede maç çok farklı bir hal aldı ve Stuttgart risk almaya başladı. Sonucunda ilk önce Harnik ile skoru 2-1'e, 81.dakikada Cacau ile 2-2'ye getirdiler. Son 6 resmi maçında Stuttgart galibiyet alamasa da, ikinci devre oynanan futbol takdir topladı.

Haftanın diğer maçlarında ise Leverkusen evinde Gladbach karşısında galibiyete yakın olan taraf olsa da, maç berabere bitti. İlk devre boyunca Leverkusen'in 14, Gladbach'ın ise sadece 2 şutunun kaleyi bulduğunu belirtirsem neler kaçtığını tahmin edebilirsiniz. İkinci devre Gladbach 2 pas ile golle buluştu ama skoru koruyamadı ve Kadlec'in golüyle maç berabere bitti. Schürrle'nin penaltı kaçırması ise Leverkusen'in şansızlığının zirve yaptığı an oldu. Hoffenheim evinde Avrupa Ligi yorgunu Hannover'i konuk etti ve geriye düşmesine rağmen net bir skorla (3-1) kaliteli ayaklarının olduğunu tekrar hatırlattı herkese. Hoffenheimda maçın adamı, 10 dakikada 2 asist ile dikkat çeken Volland oldu. Almanya U-21 takımında da forma giyen bu gencin ismini daha çok duyacağız galiba.

Wolfsburg evinde hayal kırıklığı yarattı ve Fürth ile berabere kaldı. Sercan'ın performansı ise göz doldurdu. Özellikle cepheden çektiği şut direkten dönmemiş olsa, haftanın golü olabilirdi. Mainz ise evinde, rakiplerinden biri olarak değerlendirebileceğimiz Augsburg'u 2-0 ile geçti. Fortuna ise Freiburg ile beraber kaldı ve küme düşme hattından uzaklarda yer almaya devam etti.

Gelecek hafta'ya dair ( 25.09 - 26.09 )

Schalke yine evinde Mainz ile karşılaşacak. Schalke'nin yorgunluğu bu maça da yansır mı bilinmez ama Mainz  deplasmanda yenilmemek için sonuna kadar mücadele edecektir. Bayern ise ciddi anlamda dalgalanmalar yaşayan Wolfsburg'u konuk edecek. Bayern'in erken gol bulması halinde maç çok erken kopabilir ve farka gidebilirler. Dortmund ise Frankfurt ile karşılaşacak. Frankfurt galibiyetleri ile takımlara korku salmaya devam ediyor olsa da, Dortmund'un eksiklerine rağmen (Bender, İlkay) maçı kazanacağını düşünüyorum. Gladbach ise Hamburg'u konuk edecek. Fink'in maçın favorisi olarak Gladbach'ı göstermesi ise maçı ne kadar ciddiye aldıklarının bir göstergesi olarak düşünüyorum. Gladbach diğer hafta Avrupa Ligi maçı olması sebebi ile rotasyona gidebilir. Skor ne olur bilinmez ama haftanın en zevkli maçı olacağı kesin. Metalist ve Gladbach maçlarında bolca pozisyon bulmalarına rağmen, bunu skora yansıtamayan Leverkusen ise Augsburg deplasmanında şeytanın bacağını kıracaktır.

Kupon

Eintracht Frankfurt - Borussia Dortmund 2
FC Augsburg - Bayer Leverkusen 2
Greuter Fürth - Fortuna Düsseldorf Alt







23 Eylül 2012

Gaziantepspor 3-2 Beşiktaş

Beşiktaş dün oldukça zorlu deplasmanlardan biri olan Antep'te son dakikada yediği golle sezonun ilk yenilgisini aldı ve iki defa öne geçtiği maçı kaybetti. Aybaba sahaya Elazığspor maçının ikinci yarısına başladığı kadroyla çıkmayı tercih etti ve bu tercihi sahada aynı o maçta olduğu gibi baskılı ve motive bir Beşiktaş izleme şansını gösterdi bize. Rakip takım orta alana gelmeden alanlar daraltılıyor ve rakip yoğun baskı ile hatalı pas tercihlerine zorlanıyordu. Geri dörtlüsünde ciddi sorunlar yaşayan Gaziantepspor da ister istemez bu tuzaklara düşüyordu.

Kısa bir süre sonra da beklenen gol geldi. Almeida'nın harika ortasında, Olcay'ın klas vuruşu Beşiktaş'ı tekrardan öne geçirdi. Sezon başından beri hareketli oyun içinde, isabetli orta konusunda ciddi sorunlar yaşayan Beşiktaş'ın böyle bir gol atması önemliydi. Skor avantajından sonra orta sahada birazcık tempo düşünce bu ister istemez takımın savunma anlayışına da yansıdı. Bireysel hatalar sonucu Gaziantepspor bir kaç fırsat yakaladı ama sonuç alamadı.

İkinci devrede ise Hikmet Karaman risk almak zorundaydı ve öyle de yaptı. Ayağında daha rahat top tutabilen bir isim, İsmael Sosa'yı oyuna dahil etti. Çok geçmeden de defans arkasına yaptığı koşuda Veli bir an dalınca gayet rahat bir şekilde skoru eşitleyen gole imza attı. Bu Beşiktaş cephesinde kısa süreli bir şok etkisi yaratsa da toparlanmayı bildi siyah beyazlılar. Fernandes'in sorumluluk alıp yarattığı bir pozisyonun ardından Almeida tekrar Beşiktaş'ı öne geçirdi. Gol gelmeden önce kenarda Oğuzhan oyuna girmeye hazırlanıyordu ama Beşiktaş öne geçince Aybaba bu tercihini ertelemeyi tercih etti.

Bu dakikadan sonra Beşiktaş geçen sezon defalarca yaptığı hatayı yaptı ve skoru korumayı tercih etti. Bu da ister istemez her defasında üstüne basarak değindiğim baskılı takım kimliğine ters düşüyor. Sonuç olarak Beşiktaş bunun dışına çıktığı süre içinde bir tehlike arz eden Uğur Boral'ın bölgesinden rakibe pozisyonlar vermeye başladı. Bu durumda Uğur'a kızmak da doğru değil. Sonuçta kendisi yakın zamanda bir kaç kez sol bek oynamak dışında, kariyeri boyunca o bölgede oynamış bir isim değil. Fenerbahçe'de oynarken de sol bek olarak çok başarı gösterememiş ve yerine Caner, Vederson gibi isimler denenmişti. Bu açıdan transfer edilemeyen Gökhan Süzen ve sakat İsmail Köybaşı'nın eksikliği bu tip maçlarda ortaya çıkıyor. Bu yüzden ilerleyen dönemlerde mevzu bahis isimler kadroya dahil olursa, Uğur'un ön tarafta değerlendirilmesi Beşiktaş için daha hayırlı olacaktır.

Oyun Gaziantepspor'un baskısı altında devam ederken Sivok alakasız bir şekilde topa eliyle müdahele ederek penaltıya sebebiyet verdi ve Cenk Tosun'un golüyle maça eşitlik geldi. Daha önce Holosko yerine oyuna girmiş olan Erkan dışında, ilk taktiksel hamlesini o an yaptı Aybaba ve Olcay'ı çıkarıp yerine Oğuzhan'ı oyuna dahil etti. Orta alanı daha kalabalık tutup, rakibin ileri çıkmasını engelleme planı doğruydu ama Beşiktaş oyuna hakim değildi. Bu oyun içinde orta alanda bir hareketlilik getirse de, Gaziantepspor'un oyundaki ağırlığında bir değişiklik sağlamadı. Çünkü Hikmet Karaman devre arasında oyuna sürdüğü Sosa dışında, yine hızlı ve topa hakim bir başka isim Muhammet Demir'i sahaya sürmüştü. Böylece Gaziantep ilk devreye nazaran topa daha iyi hakim olabiliyordu. Kısa süre sonra Beşiktaş'ta Fernandes yerini Batuhan'a bırakırken, diğer yanda da Orhan Gülle sahadaki yerini alıyordu. Oyun böyle bitecek derken savunmasız bir şekilde ceza sahasına yaklaşan Orhan'ın harika şutu ile skor 3-2'ye geldi. Burada orta sahamızın oyundan kopmuş olması da önemli bir detay.

Beşiktaş'ın şu an için en büyük sorunu istekli ve arzulu oyun anlayışını 90 dakikaya yayamıyor olması. Elazığspor ve Galatasaray maçlarının ilk devreleri ve dün oynanan Gaziantepspor maçının ikinci devresi bunun en güzel örnekleri. Bunların dışında orta sahadaki ikili olarak forma giyen Necip ve Veli, ikisi bir kişi gibi oynadıkları sürelerde Beşiktaş ciddi sıkıntılar çekiyor ama bu oyuncular sorumluluk aldıklarında ise durum bir anda değişebiliyor ve bu bütün takıma gayet olumlu yansıyor. Rahmetli Vedat kaptanın da dediği gibi Beşiktaşlı futbolcu kiracı gibi değil de ev sahibi gibi oynamalı. Özellikle de bu iki ismin daha fazla insiyatif almaları ve kapasitelerini zorlamaları şart. Sonuç olarak yeterli verim alınamıyorsa da, yedekte bekleyen Hasan ya da Oğuzhandan mutlaka faydalanılması gerekir. Bu iki isim futbolu aklı ile oynayabilen ve bunu gösterebilen isimler. Sahada yer aldığı kısa sürede Oğuzhan'ın en azından bir kere denemiş olduğu şut girişimi bile, 90 dakika sahada yer alan diğer iki isim kadar formayı hak ettiğini az da olsa gösteriyor.



19 Eylül 2012

Bundesliga 3.Hafta

Hamburg Van der Vaart'ın da kadroya girmesi ile psikolojik anlamda güçlenmiş olsa da, takım olamamanın verdiği sancıları yaşamaya devam ediyor. Frankfurt deplasmanında başta olmak üzere, ilk üç haftada defansif hataların bedelini ağır bir şekilde ödediler. Fink'e ne kadar sabırlı olabilecek HSV yönetimi, merak konusu. Frankfurt cephesinde ise her şey beklenenin çok daha iyi gidiyor. 3 maç sonunda topladıkları 9 puan ile ligin süpriz ekiplerinden biri olmaya adaylar. Özellikle İnui başta olmak üzere, Aigner ve Meier ile farklı olduklarını şimdiden göstermeye başladılar.

Bayernde ise istek ve arzu en üst seviyede. Mandzukiç başta olmak üzere, yeni transferler oldukça iyi bir başlangıç yaptılar. Bu isimler dışında Müller'in de tekrar kendisini bulması ve Van Gaal dönemindeki gibi fayda sağlaması Bayern cephesindeki önemli sonuçlar. 12 sene sonra ilk 5 resmi maçından 5 galibiyetle ayrılması ve şu anda zirvede yer alıyor olması da bunun kanıtı. Mainz cephesinde ise işler pek iyi gitmiyor. Kadronun zayıflığını bir yana, takımdaki uyumsuzluk ve istenilenleri sahaya yansıtamamaları bu sezonun onlar adına oldukça zorlu geçeceğini gösteriyor.

Şampiyon Dortmund ise performans olarak geçen sezon bıraktığı yerden devam ediyor ve yenilmezlik serisini (31 maç) bu sezonda sürdürüyor. Dün oynadıkları şampiyonlar ligi maçından dolayı kadroda rotasyona gitmelerine rağmen, Leverkusen gibi güçlü bir ekibi çok rahat geçtiler. Dortmund şampiyonlar ligi dönüşlerinde pek zorlanacak gibi durmuyor. Leverkusende ise sorunlar devam ediyor. Kısa süre içinde toparlanacaklardır ama ilk üç haftalık performansları durumun pek de iyi olmadığını gösteriyor.

Bundesliganın yeni ekipleri Fürth ve Fortuna ise süpriz puanlarla çoğu kişiyi şaşırtsa da, yeni bir ligde mücadele ediyor olmanın verdiği hırs ve motivasyonu ile bunu başardıklarını düşünüyorum. Bu çizgilerini uzun süre devam ettirebilmeleri zor. Geçen sezonun süpriz takımı Augsburg da  mevcut kadrosu ile küme düşmeye aday bir başka takım. Luhukay'ın ayrılışından sonra Augsburg'un sanki sihri çalınmış gibi.

Ligin flaş ekibi ise kesinlikle Hannover. Kısa sürede attıkları onca gol bir yana, sergiledikleri futbol ile şu an Avrupada izlenmesinden en çok keyif aldığım takımların başında geliyorlar. Bremen karşısında 2-0 öne geçmelerine rağmen, maç 2-2'ye gelse de son dakikada yine kazanmayı bildiler. Hannover varsa gol var diyoruz artık. Belli olan Slomka'nın takımı bu sene çok can yakacak. Bremen ise yeni oluşumun meyvelerini tam anlamı ile alamamış olsa da, olumlu futbolu ile eski günlerine döneceğinin sinyallerini veriyor. Zorlu Dortmund deplasmanı başta olmak üzere sergiledikleri futbol olumlu, elbet skora yansıtacaklardır.

Schalke de bu sezon genç futbolcuları ve yıldızları ile hem ligde hem de Şampiyonlar liginde isminden söz ettireceğe benziyor. Hannover dışında diğer iki maçlarını kazandılar ve 7 puanla oldukça iyi bir konumda bulunuyorlar. Asıl prova ise hafta sonu Bayern karşısında olacak.

Stuttgart'ta ise işler pek iyi gitmiyor. Labbadia'nın tercihleri ve ısrarları sonucu kaybedilen puanlar hiç beklenmedik bir şekilde lige başlamalarına sebep oldu. Son dakikada kaybedilen Wolfsburg maçı, deplasmanda Bayern'e farklı mağlup olmaları ve son olarak içerde Fortuna'yı yenememeleri ile işlerin hiç iyi gitmediğini gösteriyor.

Ligin bir başka süpriz ekibi Nürnberg ise zayıf kadrosuna rağmen süpriz skorlar almaya devam ediyor. Japon yıldız Kiyotake, bizlere Kagawa'nın yokluğunu hissettirmiyor. Haddini bilerek oynayan ve şu an itibari ile büyükler dışında en çok ilgi çeken takımların başında geliyorlar. Benzer bir performansı da Freiburg sergiliyor.

Wolfsburg, Hoffenheim ve Gladbach da ise henüz takımlar tam anlamı ile oturmuş değil. Kısa süreli iyi futbol oynasalar da, zaman zaman yapılan inanılmaz hatalarla daha hazır olmadıklarını gösteriyorlar. Üç takımın da kadroları oldukça iyi ama biraz daha zamana ihtiyaçları olduğu kesin. Avrupada mücadele edecek olan Gladbach'ın bir an önce toparlanması şart.

Bir başka güzel olay ise bütün takımların bu hafta '' Geh auf dein Weg '' ( Kendi yoluna git) sloganlı reklamla çıkması oldu. Bu projede yabancı kökenli insanların futbol dahilinde hayata entegre edilmeleri için çaba harcanıyor.

Hafta'nın golü: Hannover 96 - Werder Bremen 3-2 ( Huszti dk.90 )

18 Eylül 2012

Kartal´dan Üçlük!

Beşiktaş milli maç arasından sonraki ilk maçında rakibi Elazığspor karşısında son lig maçına benzer bir performansı sergiledi ve 3 puanı yine 3 golle almayı başardı. Rakibin ligin yeni ekiplerinden olması ve maçın İnönüde olması sebebi ile beklenen aslında galibiyetti. Yine de Elazığspor'un Fenerbahçe'den puan kapmış olması ve Beşiktaş'ın genelde böyle maçlarda puan kaybetmesi acaba bir süpriz olabilir mi diye düşündürüyordu.

Aybaba kazanan 11 bozulmaz demiş ve takımı Karabükspor maçındaki şekli ile sahaya sürmeyi tercih etmişti. Kalede McGregor, geri dörtlüde Uğur, Sivok, Toraman ve Hilbert, orta sahada Veli, Necip ve Fernandes, onların önünde de Olcay, Batuhan ve Holosko vardı. Rakibin oyun planı Beşiktaş'ın maestrosu Fernandes'i yakın markajda tutmak ve oyunu olabildiğince rakip sahada oynamak üzerine kuruluydu. Bu planın kritik isimlerinden Bülent Ertuğrul, oyun boyunca Fernandes'i bir gölge gibi takip edeceğini zaten ilk dakikadan itibaren gösterdi.

Beşiktaş'ın sahadaki öncelikli hedefi ise mücadele ve tempoyu yukarıda tutmak, rakibi hataya zorlamaktı. Rakip takımın önde baskı ile kara kartalı hataya zorlama girişimleri, Beşiktaş'ın ilk dakikalarda oyuna hakim olmasını zorlaştırdı. Beşiktaş orta sahadan oyunu ileri taşımayı başarsa da, ilerde yeterince etkili olamıyordu. Oyunun bu gidişi karşılıklı faullerle kör dövüşüne dönmeye başladı. İki takımda bolca pas hataları yaptı bu süreçte.

Bu kısır mücadele ilk 20 dakikadan sonra siyah beyazlıların ritmini bulması ile bozuldu. İlk olarak Hilbert'in Batuhan'a yolladığı orta, ardından da Fernandes'in Uğur'a verdiği pas sonrası Beşiktaş maçı kazanmayı daha çok istediğini gösterdi. Bu gol girişimlerini Veli'nin isabetsiz şutu ve Fernandes'in direkten dönen topu izledi. Devre bittiğinde etkisiz bir oyun sergileyen Batuhan dışında, oyuncuların genel performansı beklendiği gibiydi. Fernandes'in baskı altında kaldığı dönemlerde, Necip ve Veli'nin ofansif anlamda çok katkı verememeleri de dikkat çeken bir başka ayrıntıydı.


İkinci devreye Beşiktaş beklenen değişiklikle başladı ve sahada Batuhan yerine Almeida vardı. Bu oyun yapısında malesef Beşiktaş'a hiçte uygun olmayan bu iki oyuncu ile çok zorlansa da bir şekilde idare etmek durumunda. Uzun boyları zaman zaman avantaj olsa da, daha atletik ve çabuk bir forvet ihtiyacı göze çarpıyor. Kara kartal ikinci devreye ismine yakışır şekilde baskılı başladı ve kısa süre içinde kornerden Necip'in kafa golüyle öne geçti. Fernandes yine etkili ortası ile klasını göstermeyi başardı.

Beşiktaş kilidi açmıştı artık, daha rahat ve istekli bir futbol sergileyebiliyordu. Üst üste pozisyonlar bulmaya devam etti ve maçı kaybetmeyeceğini net bir şekilde rakibine gösterdi. Eğer bir Anadolu kulübü İstanbul'da bir büyük takımdan puan almak istiyorsa, eşitce mücadeleden çok daha fazlasını sahaya yansıtmak zorunda. Elazığspor bugün maçın her anında bu açıdan Beşiktaş'ın çok gerisinde kaldı. Aybaba'nın da üzerine basa basa belirttiği bu ayrıntı, dakika 90 dahi olsa Beşiktaş'ın skordan bağımsız baskı kurmasını sağlıyor.

Oyun bu şekilde ilerlerken bir serbest vuruşta Fernandes ve Sivok AŞ yine iş başındaydı ve skoru 2-0'a taşımayı başardılar. Maçın bitmesine 30 dakikadan fazla bir süre olmasına rağmen, maçın mutlak hakimi olmayı sürdürdü Beşiktaş. Kısa süre sonra da skoru Hilbert'in Stuttgart günlerini anarcasına attığı golle 3-0 taşımayı başardı. Oyunun geri kalan süresinde de gösterilen performans ve mücadele üst düzeydeydi. Oyuna sonradan dahil olan Oğuzhan ve Erkan Kaş da, en az diğer oyuncular kadar hırslı ve etkiliydi. İlerleyen dönemlerde daha çok şans bulacaklarına eminim.


Kaleci McGregor'a maç boyunca çok iş düşmese de maçın sonlarına doğru Tum'la baş başa kaldığında gösterdiği performans başta olmak üzere, maç genelinde tecrübesi ile güven verdi. Eliyle oyunu başlatmaları, zaman zaman oyunu yavaşlatmayı bilmesi, sıkça stoperlere yaklaşıp oyun içinde kalması çok önemli ayrıntılar. Umarım uzunca bir süre daha Beşiktaş forması altında gol yememeye devam eder. Aynı şekilde attığı golden sonra Necip'in istekli ve cesur oyunu da hem kendisi hem de Beşiktaş adına önemliydi. Her maç daha da parlayan Fernandes için ise söylenebilecek pek bir şey yok. Üzerine düşeni fazlası ile yapmaya devam ediyor.


Maç'a damga vuran bir başka olay ise, kapalı tribün biletlerin pahalı olması yüzünden nerdeyse bom boş kalması oldu. Stadyumun mevcut kalite ve standartlarında kapalı tribüne eğer bu denli yüksek rakamlar isteniyorsa, karşılığı da verilmelidir. Kapalı tribünün ve stadyumun mevcut şartlarında bir iyileştirme de söz konusu olamayacığı için, yönetimin bu fiyat politikasını gözden geçirmesi şarttır.

3 Eylül 2012

Gökhan Süzen (25)


Beşiktaş bugün İBB'den Gökhan Süzen ile anlaştığını borsaya bildirdi. Gökhan uzun süredir Süper lig'de forma giyen, ligin tanınan oyuncularından bir tanesi. Kendisi Galatasaray alt yapısından yetişmiş genç bir futbolcu. Galatasarayda zamanında yeterli görülmeyip bugün Süper ligde forma giyen takım arkadaşlarıyla beraber A takıma yükselemeyince, İBB'nin başına geçen eski hocası Abdullah Avcı kendisini transfer eder.

İlk başlarda ciddi anlamda zorluk çekince, İBB'de 1 sezon oynadıktan sonra Alibeyköyspor'a kiralık yollanır. Ertesi sezon takıma döndüğünde artık daha hazır bir isimdir. Daha çok forma şansı bulur ve takımın demirbaş oyuncularından biri olur. Takımın süper lige uzanan macerasında payı olan bir kaç oyuncudan birisidir.

Süper ligde geride bıraktığı 4 sezonda bir çok maçta forma giydi ve gelişiminin ödülünü milli takıma seçilerek aldı. Kadroda olduğu dönemde forma giyemese de, oyuncunun sol bek mevkisinde milli takımın adaylarından biri olduğu biliniyor.

Gökhan öncelikle sol çizginin hem defansif hem ofansif bölgelerinde oynayabiliyor. Kendisinin de daha önceden belirttiği gibi sol bekte daha iyi oynadığını düşünüyorum. Kendisi sert ve güçlü yapısı ile rakip oyuncular için oldukça caydırıcı bir oyuncu profiline sahiptir. Çoğu zaman gerekli açıyı bulduğunda yolladığı düz ve isabetli şutları oldukça etkilidir. Bu özelliğini aynı zamanda duran toplarda da bir çok kez göstermişliği vardır. Teknik kapasitesi çok iyi olmasa da, mücadelesi ve bu yönü ile oynayacağı takıma direnç katar. Ani çıkışlarda top sürme becerisi oldukça iyi olduğu için, takımın hızlı bir şekilde sonuca gitmesinde de etkili olur. İBB'nin senelerdir en çok ön plana çıkan alan paylaşımındaki başarısında, Gökhan gibi bu yönü kuvvetli oyuncuların varlığı da mühim. Nerede duracağını bilmesi ve hücuma geçişlerde gösterdiği hareketliliği ise başka bir önemli özelliği.



Gökhan'ın İBB'de ilk 11 oyuncusu olmayı zaman zaman başarsa da, bazen yedek kalmasının sebebi nedir açıkcası bilmiyorum ama Beşiktaş'ta formayı kapmak çok daha zor olacaktır. Bu açıdan kendisinin eskiye nazaran daha çok çalışması gerekecek. Bazen oyun içinde gereksiz bir şekilde hakemle tartışmaları da Beşiktaş'ta başını ağrıtabilir. Bu yüzden kendisinin bu davranışlarını kontrol etmesi gerekiyor.

Gökhan'ı Beşiktaş özelinde değerlendirmek gerekirse, en önemli özelliği soldaki defansif yönünün iyi olması olacaktır. Beşiktaş'ın şu an elinde bulunan İsmail Köybaşı ve Uğur Boral daha çok ofansif yönleri ile dikkat çeken isimler ve çoğu zaman defansif anlamda bocaladıkları oluyor. Zaten Uğur'un çok sonradan bek olarak forma giydiğini ve bu işi çok iyi yapamadığını da belirtmek gerek. Bu oyuncular dışında kadroda tutulan bir diğer isim ise Emre Özkan'dı. Emre Beşiktaş alt yapısından yetişmiş, daha sonra kiralık olarak forma giydiği Ordusporda başarılı bir performans sergilemişti ve bu sezon kampa götürülen isimlerden biri olmuştu. Sergilediği performans ile belli bir seviyeye kadar yükseldiğini ispat etse de, Beşiktaş'ta ilk 11'de şans bulması pek mümkün değildi.

Bu açıdan defansif yönü güçlü ve Beşiktaş'ın oynamak istediği tempolu oyuna uyum sağlayacak bir isim aslında forvetteki sorun kadar acil olmasa da önemliydi. Bu açıdan Gökhan Süzen'in transferi oldukça mantıklı bir hamle oldu. Ayrıca Emre Özkan'ın takasta değerlendirilmesi de hem gereksiz şişkinliği önledi, hem de maddi anlamda Gökhan'ın daha ucuza mal edilmesinin yolunu açtı.

Gökhan'ın Beşiktaş'ta rolü büyük olasılıkla sol bek olacaktır. Önde gösterdiği performans, kadrodaki diğer oyuncuların çok gerisinde kalabilir. Zaman zaman 4-3-3'de orta üçlünün solunda da izleyebiliriz kendisini. Bu sayede Aybaba'ya, Uğur'u da bek yerine daha önde değerlendirme şansı doğacaktır.

Kendisi bu yaz evlendi ve bu futbolcuların genelde performansına olumlu yansır. Umarım iyi çalışır ve uzun süre siyah beyazlı formayı giyer ya da kendini daha çok geliştirip hayalini kurduğu Liverpool'da forma giymeyi başarır.

Yaş: 25
Boy: 180cm

2 Eylül 2012

1.9 0-3 Beşiktaş

Beşiktaşlı normalde alışık değildir böylesi maçlara ve skorlara. Son senelerde arada bir yaşar oldu bu duyguyu, oysa seneler önce 4-5-6 olsun diye besteler yapılırdı bu takıma. Kara kartal 33 dakika içinde maçı kazanmayı bildi. Sezon içinde devamı gelir mi bilinmez ama skorun bu kadar çabuk kazanılmasında oyuncuların istek ve arzusu belirleyiciydi.

Aybaba maça, derbide sorun yaşayan savunma hattında ufak bir değişiklikle başladı. Orta alanda Toraman'dan boşalan yeri de Necip ile doldurdu. Hücum hattındaki zorunlu değişikliğin dışında, tek fark kalede oldu. Milli takıma davet edilen Cenk, kaleyi İskoç McGregor'a bırakmıştı. Kendisinin kalitesini hem Rangers'ın Avrupa maçlarından, hem de İskoçya milli takımından biliyoruz. Rakibin seviye olarak yetersiz kalması sebebi ile kendisini taraftara göstermeye pek fırsatı olmadı ama yine de maç içindeki soğukkanlılığı ve oyunu zaman zaman sakinleştirmeyi bilmesi ile tecrübenin kalede ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ispat etti. 

Beşiktaş maça orta sahadaki direnci sayesinde iyi başladı ve kısa süre sonra takımın şefi Fernandes'in golü ile 1-0 öne geçti. Burada dikkat çeken Beşiktaş'ın futbol iştahıydı. Bu isteğe karşı, Karabüksporlu oyuncular maç başlamadan bitse de gitsek kıvamında bir oyun sergiliyordu sanki. Sağdan bindirme yapan Hilbert'in karşısındaki Shelton'un tutuk kalması, ceza sahasına süzülen Fernandes'e Mabiala ve Kaan'ın eşlik bile etmemesi bunun en güzel örnekleriydi. 

Rakip bu denli oyundan kopuk olunca, ister istemez bu takıma da yansıdı. Belli bir süre sonra motivasyonda düşüşler yaşandı. Kısa süre sonra Lualua bunu fırsata çevirdi ama arka direkte sakat bir şekilde sahada yerini alan Shelton topu direğe nişanladı. Pozisyon gol olsa da pek bir şey değişmezdi diye düşünüyorum, çünkü Karabükspor sahada olmak istemiyordu.

Oyun tekrar Beşiktaş'ın istediği kıvama gelen zaman dilimlerinde, Uğur Boral orta sahadan aldığı topla Lualua ve İshak'ın arasından çok rahat bir şekilde geçti ve ters ayağı ile attığı golle bizlere İbrahim Üzülmezi hatırlattı. Rakibin dirençsizliğinin golde payı büyük olsa da, bu denli isabetli bir şutu çıkarmakla alkışı hak ediyor. 

Beşiktaş skor avantajını ele geçirdi derken, kısa süre sonra gelen Fernandes'in ikinci golünün ardından çalan hakemin düdüğü maçın gayrı resmi bitişi anlamına geliyordu. Batuhan'ın goldeki çabası, maçın en güzel olaylarından biriydi. Maç içinde devamlı Fernandes'i araması, onunla yardımlaşma isteği Beşiktaş'ın hücumdaki zenginliği için çok önemli ve değerliydi. Defans arkasına bıraktığı pas, atacağı bir golden çok daha değerli oldu böylece.

Oyunun ikinci devresinde de rakip her hangi bir gayret içinde bulunmayınca ve gücü de yetmeyince maçı Beşiktaş beklenenden çok daha rahat bir şekilde bitirdi. Oyuna daha sonradan giren Oğuzhan'ın ve baskıları ile Beşiktaş'a hayat veren Olcay'ın pozisyonları da oldukça önemliydi. Oyuncuların skordan bağımsız bu denli arzulu olmaları Beşiktaş için önemli bir artı. 


Skorun cazibesi yine de bizleri aldatmamalı ve Beşiktaş'ın çok uzun bir yolu olduğu gerçeği unutulmamalı. Önemli olan Aybaba'nın tam anlamı ile kadrosunu oturtana kadar geçecek zaman diliminde, bu tip maçları kayıpsız atlatmalı. 

30 Ağustos 2012

Şampiyonlar Ligi Grupları


A Grubu                                         E Grubu
1. FC Porto                                     1. FC Chelsea 
2. Dinamo Kyiv                                 2. Shaktar Donetsk
3. PSG                                            3. Juventus
4. Dinamo Zagreb                              4. FC Nordsjaelland

B Grubu                                          F Grubu
1. Arsenal                                        1. FC Bayern München
2. FC Schalke 04                             2. FC Valencia
3. Olympiacos                                  3. LOSC Lille
4. Montpellier                                   4. BATE Borisov

C Grubu                                         G Grubu
1. AC Milan                                      1. FC Barcelona
2. Zenit St.Petersburg                        2. SL Benfica
3. RSC Anderlecht                            3. Spartak Moskva
4. Malaga                                          4. Celtic Glasgow

D Grubu                                         H Grubu
1. Real Madrid                                 1. Manchester United
2. Manchester City                           2. SC Braga
3. AFC Ajax                                    3. Galatasaray
4. Borussia Dortmund                       4. CFR Cluj


Final Maçı : Wembley Stadı ( İngiltere ) - 25 Mayıs 2013

Takımların ülkelere göre dağılımı ise şu şekilde. 4 İngiltere, 4 İspanya, Fransa 3, Alman 3, Portekiz 3,  İtalya 2, Ukrayna 2, Rusya 2, Yunanistan 1, Hollanda 1, Belçika 1, İskoçya 1, Beyaz Rusya 1, Romanya 1, Hırvatistan 1, Danimarka 1 ve Türkiye 1. 

İlk defa katılanlar; Malaga, Montpellier ve Nordsjaelland.

Kupayı daha önce kazanmış olanlar; Borussia Dortmund, Celtic FC, Juventus, AFC Ajax, SL Benfica, AC Milan, FC Porto, Real Madrid, Bayern München, Manchester United, FC Barcelona, Chelsea FC.

Ölüm Grubu; D Grubu

Kolay Grup; A Grubu

Fikstür:





Şampiyonlar Ligi 2012/13

Bugün biten maçların ardından son 32 takım belli oldu. Bundesliga'dan 3 takım yoluna devam ediyor. Torbaların dağılımı şu şekilde;



1.Torba
Chelsea London
Bayern München
FC Barcelona
AC Milan
FC Porto
Arsenal London
Real Madrid
Manchester United

2.Torba
FC Valencia
Shaktar Donetsk
Benfica Lisbon
SC Braga
Manchester City
FC Schalke 04
Dinamo Kiev
Zenit St.Petersburg

3.Torba
Galatasaray SK
Olimpiakos
Ajax Amsterdam
RSC Anderlecht
Juventus
Spartak Moskova
Paris Saint Germain
OSC Lille

4.Torba
Celtic Glasgow
Borussia Dortmund
BATE Borisov
Dinamo Zagreb
CFR Cluj
FC Malaga
HSC Montpellier
FC Nordsjaelland


Fabian Ernst Röportajı

Transfermarkt.de sitesi Fabian Ernst ile kısa bir röportaj yapmış. Beşiktaş'tan Bundesliga'ya, Schalke'den Kasımpaşa'ya kadar her konuya değinmeye çalışmışlar. Oyuncular genelde kendi ülkelerinden gelen basına daha farklı konuşurlar. Bu açıdan her hangi bir değerlendirme yapmadan sadece yüzeysel bir tercüme yapıp, röportajı paylaşmak istiyorum.



Soru: Beşiktaş'tan Kasımpaşa'ya transferiniz nasıl gerçekleşti?

Cevap: Her şey çok çabuk gelişti. Tatildeyken yönetimden artık takımda yer alamayacağımın ve kampa götürülmeyeceğimin haberini aldım. Karşılıklı bir çok kez görüşüldü, sonuç olarak olaylar benim Beşiktaştan ayrılmam ve yeni bir takım aramamı gerektirdi.

Soru: Beşiktaş'tan paranızı almak için bekletildiğiniz söyleniyor?

Cevap: İnsan bunu gizlemeye çalışıyor. Yine de bazı şeyleri birbirine karıştırmamak lazım. Ben sahada her zaman performansımı sergilemeye gayret ederim ve bunun karşılığında da karşımdakilerin de profosyonel davranmasını bekler, arada bir paramı almak isterim.

Soru: Transfer olmanıza rağmen, İstanbulda kalmayı tercih ettiniz. Nedir sizi buraya sadık kılan?

Cevap: Burası harika bir şehir. İnsan burada her şeyi bulabiliyor ve boğaz sayesinde uluslararası bir havası var.

Soru: Türkçeniz nasıl?

Cevap: Uzun zamandan beri burada olmam sebebi ile aslında daha iyi olmalıydı ama Türkçe çok zor bir dil. İlk başlarda öğrenmeye çalıştım ve bu seviye günlük hayat için yeterli.

Soru: Sizce Alman ve Türk futbolu arasındaki bariz farklar nelerdir?

Cevap: Almanyada futbol daha taktiksel oynanıyor ve oyuncuların taktik bilgileri daha iyi. Türkiyede ise daha düzensiz ve oyun bu yüzden daha çok güce dayalı bir hal alıyor, kafayla duvara delmeyi dener gibi. Bu dolayısı ile oyunu biraz enterasan kılıyor ama aynı zamanda hırçın ve karışık.

Soru: Kariyerinizin unutulmaz anları nelerdir?

Cevap: Werder Bremenle kazanılan şampiyonluk ve DFB kupası benim için özeldi. Schalke'de geçirdiğim günlerde güzeldi diyebilirim. Bunları hatırlamaktan mutluluk duyuyorum.

Soru: Sizce Bundesliga kariyeriniz daha iyi olabilir miydi?

Cevap: Schalke ile şampiyonluğu kıl payı kaybettim, aynı şekilde Avrupada da oldukça başarılıydık ama sonu gelmedi. Sonuç itibari ile bu durumdan da memnunum.

Soru: Eski takım arkadaşlarınızdan görüştükleriniz var mı?

Cevap: Evet, bazıları ile görüşüyorum.

Soru: Kariyerinizde hiç pişmanlık duyduğunuz bir davranışınız oldu mu?

Cevap: Hayır.

Soru: Kariyeriniz boyunca beraber oynadığınız en yetenekli futbolcu kimdir?

Cevap: Buna cevap vermek oldukça zor. Ben uzun süredir futbol oynuyorum ve cidden çok yetenekli isimlerle beraber forma giydim. Mesela genç yaşında Schalkede oynarken potansiyelini göremedikleri ama daha sonra Bremen'de giden Mesut Özil. Hikayenin geri kalanını biliyorsunuz.

Soru: Dortmund'un Almanyada bu denli bir güç olması hakkındaki fikriniz nedir?

Cevap: Bu sabahtan akşama olmadı, senelerin sonucunda oluştu. İyi futbol oynayan genç ve yetenekli oyuncuları var.

Soru: Bu sezon sizce Bundesligada kim küme düşer, kim şampiyon olur?

Cevap: Düşecekleri tahmin etmek aşağıdakilerin topladığı puanların genelde birbirine yakın olması sebebiyle zor. Yukarda ise iki senedir şampiyon olamayan Bayern'in oldukça hırslı olacağını ve bu yüzden şampiyonluğu kimseye vermeyeceğini düşünüyorum.

Soru: Tekrar Beşiktaş döneminize dönelim: Sizden paranızda indirim yapmanız istendi mi?

Cevap: Evet. Bunun dışında hoca planlarında beni düşünmediğini söyledi. Bu yüzden daha az bir para alıp, oynayamamak pek mantıklı değildi.

Soru: Peki indirim olayı sizin için kabul edilebilir miydi?

Cevap: İnsanlar her şey üzerine normal bir şekilde konuşabilirler, kesinlikle bir orta yol bulabilirdik. Şimdi farklı bir durum var ve geçen haftalarda Kasımpaşada da iyi futbol oynandığını gösterdik.

Soru: Yeni sezonda Kasımpaşa'nın hedefi nedir?

Cevap: Öncelikle kulüp çok profesyonel yönetiliyor ve bir çok yeni transfer yapıldı. Kısaca özetlersek yeni bir takımız. Süper ligin tecrübeli ve yetenekli isimleri kadroya eklendi ama öncelikle bir takım olabilmeliyiz.

Soru: Sizce Galatasaray ve Fenerbahçe ligi domine edebilecek mi?

Cevap: Oyuncuların isimlerine baktığımızda bu iki takım mutlaka zirvede yer alma savaşı içinde olacaktır. Ama son senelerde bir çok kez olduğu gibi iki ya da üç süpriz takım yukarlarda yer bulacaktır.

Soru: Şu an 33 yaşındasınız. Sizi daha ne kadar profesyonel futbolun içinde göreceğiz?

Cevap: Bu konu hakkında bir çok kez kafa yordum ama hiç bir sonuca varamadım. Bence insan zevk aldığı sürece futbolu bırakmamalı.


27 Ağustos 2012

Beşiktaş 3-3 Galatasaray

Derbi maçlarının havası her zaman farklıdır. Bu gerçek hiç bir zaman değişmiyor. Beşiktaş bu sezon beklentilerden uzak başladığı ligde, ne yapacağı en çok merak edilen takımlardan birisi olarak sahadaki yerini aldı. Rakip flaş transferleri ve kazandığı süper kupa ile Galatasaraydı. Ama herşey kağıt üstünde kalıyor işte.

Samet Aybaba tercihini elinde derbi tecrübesi taşıyan isimlerden yana kullanmıştı. Kalede Cenk Gönen, geri dörtlüde ise Sevilla'da üst düzey maçlar oynamış Escude, Fenerbahçe'de uzun süre forma giymiş Uğur Boral ve Beşiktaş'ın demirbaşları diyebileceğimiz Roberto Hilbert ve Tomas Sivok ile başladı. Orta sahada da durum bundan farklı değildi. Kesici tercihini uzun süredir Beşiktaş'ta forma giyen İbrahim Toraman'dan yana kullanmıştı. Onun önünde ise geçen sezonun en kilit isimleri Veli Kavlak ve Manuel Fernandes vardı. Forvet mevkisinde ise tercih Mustafa Pektemek ve Filip Holosko'dan yana oldu. Bu oyuncular da bu seviyedeki maçlara yabancı isimler değildi. Kadroda bu açıdan yabancılık yaşayacak tek isim Olcay Şahandı. O da gerek Bundesliga tecrübesi, gerek mentalite yapısı ile bu farkı kapatabilecek bir isimdi.

Galatasarayda ise durum çok da farklı değildi. Geçen sezon şampiyon olan takımın kaleci ve geri dörtlüsü aynı şekli ile sahadaydı. Önlerindeki Selçuk ve Melo ikiliside yine beraber görev aldılar. Bunlardan farklı olarak sahada Hamit Altıntop vardı. Diğer çizgide ise geçen sezon parlayan ama bu sezon da aynı şekilde devam eden Emre Çolak forma giydi. İlerde ise Fransada geçirdiği bir sezonda mücadele yeteneğinin üzerine, ciddi anlamda mental gelişimini de sağlamış Umut Bulut ile Elmander forma giydi. Aynı Aybaba gibi Terim de tercihini birbirini daha iyi tanıyan isimlerden yana kullandı.

Bu tecrübeye güvenin eksik olan kısmı Sivok ile Escude'nin uyumunun ne seviyede olacağıydı. Bu eksiklik de maçın hemen başında Galatasaray'ın üst üste yakaladığı pozisyonlarda net bir şekilde ortaya çıktı. İki oyuncunun uyumu çabuk atlatması bu açıdan siyah beyazlılar için çok kritik. İkiside oldukça iyi stoperler olmasına rağmen, iyi bir ikili oluşturmak çok zordur.

Takım bu zorluklarla boğuşurken Fernandes'in kazandığı ve kullandığı serbest vuruştan gelen gol ile Beşiktaş bir anda öne geçti. Bu gol Galatasaray üzerinde kısa süreli bir şok etkisi yaratsa da, gerekli baskıyı tekrardan sağlaması için Beşiktaşında katkıları oldu. Escude,Sivok ve Toraman üçgeninin uyumsuzluğu yüzünden çok alakasız bir gol ile maça tekrar eşitlik geldi.



Beşiktaş'ın rakibe baskıya dayalı oyun anlayışı savunmada başarılı ama toplu oyunda başarısız kalmasından dolayı maçın genel hakimi Galatasaray oluyordu. Oyun bu şekilde ilerlerken Olcayla çıkılan hızlı bir kontrada defansif anlayışı bozulan sarı kırmızılılar topu uzaklaştırdım derken, tekrar Beşiktaş karşı atağa geçti ve Holosko bilindik gollerinden bir tanesine daha imza attı. Holosko, forvet olarak bu takıma mevcut şartlarda katkı vereceğinin sinyallerini verdi. İlk yarı tam bitti derken, oyun temposunun kontrolünü sağlayamayan Beşiktaş, alan paylaşımında inanılmaz bir hata yaptı ve kornerden gelen golle Galatasaray'ı tekrar maça ortak etti. İki haftada böylesine kolay yenen duran top golleri ilerisi için iyi sinyaller vermiyor Beşiktaş adına.

İkinci devrede ise daha iyi Beşiktaş vardı sahada. Biraz daha topa hükmeden, zaman zaman oyun temposunu belirleyen ve pozisyon bulabilen bir takım kimliğine büründü kara kartal. Oyundaki bu hakimiyet kısa süre sonra Holosko'yu Olcan Şahan'ın büyük katkısı ile tekrar golle buluşturdu. Gol'den sonra Beşiktaş diğer iki golün aksine oyuna daha da sarıldı. Başta Fernandes olmak üzere bir çok isimle pozisyona girmeyi başardı. Mustafa Pektemeğin sakatlığı sonrası oyuna giren Batuhan Karadeniz hızlı çıkılan ataklarda yeterince etkili olamadı. Mustafa'nın durumu maçın belkide en önemli olayıydı. Bu denli yetenekli bir oyuncunun genç yaşta tekrardan böylesine ağır sakatlıklarla boğuşuyor olması cidden çok üzücü. Umarım sağlam bir şekilde geri döner. Bu şartlar altında iyi bir forvet ihtiyacı Almeida'nın ayrılma ihtimalinden ötürü düşünülyorken, şu an şart oldu. Beşiktaş'ın nokta atışına ihtiyacı var.

Maçın sonları yaklaştıkca ibre tekrardan terse döndü ve Galatasaray ağırlığını hissettirmeye çalıştı. Daha sonradan oyuna dahil olan Burak Yılmaz yine her zaman yaptığını yaptı ve haksız penaltılarına bir yenisini daha ekledi. Orta hakemin pozisyonun penaltı olduğuna inandığını sanmıyorum. Yardımcı'nın olmayanı görmesi ve Bülent Yıldırım'ı uyarmasının sonra uzun bir beklemenin ardından düdüğü çalması buna en güzel örnek diye düşünüyorum. Aynı rahatlığı Telekom ya da Saraçoğlunda gösterebiliyorlar mı? Tabiki hayır. Ayrıca hakemlerin Burak Yılmaz'ın bu hareketlerine biraz daha hassas davranmalarını gerek diye düşünüyorum. Golün ardından Beşiktaş kafa olarak geçmiş sezonlardaki derbilerde olduğu gibi maçtan koptu. Bu süreçte verilen pozisyonlar gol olmayınca maç berabere bitti.



Beklenenin aksine istekli ve arzulu bu takım, aynı oyununu genele yayar ve topa biraz daha fazla hükmedebilirse daha etkili bir takım olacaktır. Bunun dışında Samet hoca'nın defans hattında çok fazla oynamadan iskeletini oluşturması gerekiyor. İsabetli orta yüzdesinde %14 gibi korkunç bir rakamda mutlaka dikkate alınmalı.



19 Ağustos 2012

Beşiktaş 2012/13



Bugün itibari ile Beşiktaş sezonu açıyor. Kamp döneminde oldukça farklı takımlara karşı ter döken Kara Kartal'ın başta özkaynaktan olmak üzere bir çok futbolcusunu görme şansı yakaladık. Bu oyuncular dışında kiralık gitmiş olan futbolcularda kendilerini gösterme şansı buldular ve kadro yavaş yavaş oluşmaya başladı.

Kamp sürecinde Klagenfurt, Maccabi Haifa, Manchester City, J.Bialystok maçlarında farklı kadrolarla ve farklı dizilişlerle gördüğümüz Beşiktaş, daha sonra transfer edilen oyuncularla Türkiyede de başta Kayserispor olmak üzere Çaykur Rize, Sarıyer, Kartalspor gibi takımlarla mücadele etti. Avusturya kampında daha çok genç oyuncular içinde kimlerin kalacağı, kimlerin gideceği belirlenmeye çalışıldı. Türkiyedeki maçlarda da oynayacak kadroya ağırlık gösterildi. Rakiplerin genelde zayıf takım olması, çalışmaların ne kadar fayda gösterdiğini görmek ve eksikleri gidermek adına önemliydi.

Kadronun dışında kalan oyuncularla başlamak istiyorum ilk etapta. Geçen sezonki takımın önemli parçası olan Quaresma, Simao, Ernst, Alves, Holosko kadro dışı kaldılar. Bu oyuncular dışında Ekrem, Aurelio, Rüştü ile de yollar ayrıldı. Bu oyuncular dışında para konusunda anlaşamayan Egemen ile de yollar ayrılınca, geçmiş sezona göre oldukça farklı bir oyuncu kadrosu oluştu.

Kadro dışı kalan oyunculara baktığımızda Ernst ve Quaresma isimleri dışında oldukça fazla kişinin bu tercihi doğru bulduğunu düşünüyor ve gözlemliyorum. Aurelio ve Rüştü hem yaşı hemde yaşadığı ağır sakatlıklar yüzünden kalsa bile yeterince katkı verme şansı olmayacaktı.  Aynı şekilde Ekremde de durum pek farklı değildi. Son 2 sezondur ciddi anlamda düşüş yaşayan Ekrem'i sağ ve sol bekte oynatarak daha da tahammül edilmez kıldık. Transferi futbol kitaplarına konu olabilecek Julio Alves hakkında ise yorum yapabilecek kadar gözlemleme şansımız olmadı malesef. Simao ve Ernst ise hem yaşları sebebi ile hemde aldıkları para yüzünden kadroda düşünülmediler. Simao'nun ciddi anlamda lige adapte olmakta zorlanması, Carvalhal ve Havutçu'nun onu kullanışındaki hataları düşününce bu tercihe de saygı duymak gerekir. Malesef futbolun içinde bu gerçekte var, olmayınca olmuyor.

Quaresma ve Ernst konusunda daha farklı bir yol izlenebilirdi diye düşünüyorum. Sonuçta bu iki futbolcu da zaman zaman ciddi katkı vermiş ve potansiyeli bilinen iki isimdi. Ernst'in eğer bana indirim teklif edilseydi kalırım açıklamasından sonra ise bu düşüncemin doğru olduğu fikrindeyim. Ernst sonuçta hem karakter olarak hemde futbol olarak takıma her zaman katkı verebilecek bir futbolcuydu. Quaresma konusu ise oldukça derin ve karmaşık. Oyuncunun aldığı para, verdiği katkı, taraftar ilişkisi, yönetimin tavrı ve açıklamaları gibi çok karışık durumlar olduğu için bu konu hakkındaki düşüncelerimi transfer döneminin sonuna erteliyorum.

Transferde ise Beşiktaş tam olarak net bir tablo çizemedi. Bu duruma ekonomik yapının da sebep olduğu acı bir gerçek. En basit örneğini Aybaba'nın çok istediği David Ospina'nın uzun pazarlıklar sonunda alınamaması ve ardından yedekte tutulan McGregor'un alınmasında da gördük. McGregor oldukça tecrübeli ve başarılı bir kaleci olsa da Ospina gibi geleceğe dönük bir yatırım olmadı. Stoper konusunda da Egemen'in ayrılışından sonra takımda kalmasını en başından beri istediğim Sivok'un kadroya dahil edilmesi oldukça iyi bir hamle oldu. Ersan'ın hazırlık maçlarında beklenen seviyede olmaması, Sezer'in de başarılı performans sergileyememesi Escude transferinin yolunu açtı. Aynı şekilde hoca belli değilken kadroya katılan Berat Çetinkaya'dan da istenilenin alınamamasının  bunda etkili olduğunu düşünüyorum. Escude, Sevilla gibi bir takımda devamlı rakip ofans hattıyla karşı karşıya kalan bir oyun anlayışındaki başarısı ve tecrübesi ile Beşiktaş'a fayda sağlayacaktır ama aynı McGregor'da olduğu yaşı itibari ile uzun vadede değerlendirme şansı olmayacak. Uğur Boral transferini de bu açıdan değerlendirdiğimizde, Aybaba'nın bir şekilde ufak bütçelerle yarış içinde kalmak istediği ve yapılanmayı düşünmediğini akıllara getiriyor. Burada yapılan Olcay transferini ayrı bir kefeye koyabiliriz. Kendisi uzun süre Beşiktaş'a katkı verecek isimlerden biri olacaktır.

Bu isimler dışında kadroya Batuhan Karadeniz tekrar dahil oldu. Kendisinin sorunlu yapısı bir kenara, potansiyelini doğru kullandığında ne kadar faydalı bir isim olduğunu herkes biliyor. Bu açıdan opsiyon hakkı saklı tutulmak şartı ile kiralık olarak kadroya dahil olması mantıklı bir hamle oldu. Eğer hala aynı davranışta bulunursa kaybeden sadece Batuhan olur. Aynı şekilde CSKA Moskova maçındaki sakatlığından sonra yokları oynayan ve aldığı yüksek ücret yüzünden eleştiri konusu Holosko'nun da indirime gidip kalması şu şartlarda iyi oldu diyebiliriz. Bu sezon çift forvetli oyun anlayışında Holosko'nun daha farklı bir performans gösterebileceğini düşünüyorum. Bu da Filip için son bir şans olacaktır.

Tecrübeli oyuncular dışında takımımızın genç isimleride göz doldurdular. Geçen sezon Rizespor'da forma giyen Erkan Kaş ve Orduspor'da forma giyen Emre Özkan'ın kadroda yer alması oldukça iyi oldu. Beşiktaş özellikle İsmail'in yokluğunda, sol bek mevkisinde Süper Lig tecrübesi olan Emre'nin varlığından bu geçiş döneminde çok faydalanacaktır. Bu oyuncular dışında alttan gelen Hasan Türk, Muhammet Demirci, Mertcan Demirer gibi isimlerinde kadroda yer alacak olması yetenekleri itibari ile çoğu taraftarı heyecanlandırıyor. Bu oyuncular dışında Oğuzhan Özyakup, Burak Kaplan gibi Avrupada yetişen kaliteli yerlilerin de fark yaratacaklarını düşünüyorum. Samet Aybaba yönetiminde hepsi şans bulacaktır.

Ligin ilk maçının korkulu rakip İBB ile olacak olması bir yönden dezavantaj olsa da, siyah beyazlılara bu denli ters gelen bir takımla erkenden oynamakta aslında avantaj. Fikstürün ilk 9 maçı Beşiktaş adına oldukça zor geçecek. Kara kartal bu süreci ne kadar sağlam atlatırsa, devrenin geri kalanında da işi o derece kolaylaşacak. Hem Aybaba'nın hemde yönetimin güven kazanması adına bu dönem çok önemli. Rakiplerinin Avrupada mücadele edecek olması da başlı başına bir avantaj.

Beşiktaş bu sezona çok farklı başlıyor. İstenilen değişim tam anlamı ile beklendiği gibi olmadı. Bırakın rakiplerinden gözünden bakmayı, Beşiktaşlıların kendileri bile takımlarının ne yapabileceğini kestiremiyor. Sakin geçirdiği transfer döneminin ardından hedefi ligde ne olacak hep beraber izleyeceğiz ama gerçek olan Beşiktaş eksiklerine rağmen, yine en çok ilgi çekecek takımlardan bir olacaktır ve zirve yarışında yer alacaktır.

18 Ağustos 2012

Bundesliga 2012/13


Yeni sezon başlamadan önce kısaca takımları incelemek, gelenler gidenler ve bu senenin beklentileri neler olacak diye kısaca bir değerlendirme yapmanın tam zamanı. Sezon, cuma günü son şampiyon Borussia Dortmund'un Werder Bremen maçıyla başlıyor.

Bende değerlendirmeme Dortmund'dan başlamak istiyorum. NRW'nin parlayan takımı ilk olarak sezon içinde eski futbolcusu Reus'u zorlu bir transfer savaşının ardından kadrosuna katmıştı. Aslında takımın ciddi bir eksiği yoktu ama eldekileri tutamayacak olmanın getirdiği şartlar itibari ile transfer ihtiyacı doğdu. Takımdan ilk önce Lucas Barrios ayrıldı. Lewandowski'nin başarılı performansı ile iyice ikinci plana itilmiş olması ve bunun dışında Çin'den aldığı astronomik teklif ayrılmak için yeterliydi. Dortmund onun yerine bir kaç farklı isim arayışında bulunsa da, tercihini Stuttgart'ın genç forvetlerinden Julian Schieber'dan yana kullandı. Böylelikle yedekte kalmayı sorun etmeyecek, hemde Dortmund'un çok koşan ve yorucu oyun planına ayak uydurabilecek bir isim olması bu tercihte önemli bir sebepti. Bunun dışında en önemli kayıp ise Shinji Kagawa oldu. Sözleşme uzatmaya yanaşmaması ve İngilterede futbola devam etme isteği karşısında Dortmund çok direnmedi ve oyuncu ile yollar ayrıldı. Kagawa'dan doğan boşluğu Götze ile gidermek aslında çok yanlış bir hamle değil. Götze'nin çizgideki yerine ise Reus geçmiş olacak. Dortmund şu anki kadrosu ile ligin en hazır takımlarından birisi.

Geçen sezonun dünya çapındaki en iyi ikincisi (Bundesliga 2. - DFB Kupası 2. - Şampiyonlar Ligi 2.) Bayern'de ise hareketli bir transfer dönemi yaşandı. İlk olarak çok fazla forma şansı bulamayan Oliç ve Pranjiç ile yolları ayırdılar. Forvetteki eksikliği yoğun arayışlar sonunda eski futbolcuları Claudio Pizarro ve bir başka Hırvat golcü Mario Mandzukiç ile giderdiler. Bu sezon Bayerndeki oyuncu tercihleri yine eskiden olduğu gibi Bundesliga içinden oldu. Defansa geçen sene çok iyi bir sezon geçiren Gladbach'tan Dante transfer edildi. Bunların dışında sezon içinde transfer edilen Shaqiri'yi de ekleyince, alternatifi bol ve güçlü bir takım ortaya çıktı. Son olarak transferi her an bitmesi beklenen Atletico Bilbaolu Javi Martinez ile kadrodaki derinlik çok üst düzeye taşınacak. Geçen sezon yaşanan sakatlıklarda ve form düşüklüklerinde ciddi sıkıntılar yaşadıkları için, bu sezon tedbirli davranıyorlar. Bunların dışında alt takımdan kadroya dahil olan Emre Can'ı da unutmamak gerekir. Bayern her zaman olduğu gibi bu sezonda şampiyonluklara oynayacaktır.

Şampiyonlar Ligi biletini kapan Schalke'de de transfer dönemi eski dönemlere göre oldukça sakin geçti. İlk olarak Leverkusende yaşadığı sakatlıklar sonucu forma şansı bulamayan Tranquillo Barnetta ile anlaşıldı. İleri uçtaki performansı yitirmemek adına Obasi'nin Hoffenheim'dan bonservisi alındı. Bunların dışında geçen sezonun flaş ekibi Gladbach'la sözleşmesi biten orta saha Neustaedter'le anlaşıldı. Magath döneminden kalan şişkin kadroyu eritme çabaları hala sürüyor. İskeletini tutmayı başaran Schalke'nin  yine benzer bir performans sergileyip en üstlerde yer alacağını düşünüyorum.

Geçen sezonun flaş ekibi Borussia Mönchengladbach da ise yaprak dökümü sert oldu. Oyuncularının dışında teknik direktör Favre'nin kalıp kalmayacağının da bir süre belirsizlikte kalması Gladbach için uzun süre sorunların devam etmesine sebep oldu. Kısa süre sonra Favre ile sorunlar çözülünce kadroda da toparlanma başladı. Bu bahsedilen süreçte Neustaedter, Dante ve Anderson takımdan ayrıldılar. Bunlardan önce sezon içinde Reus'un da ayrılması ile takımın iskeleti sarsılmış oldu. Toparlanmanın ardından ise flaş transferler başladı. Twente'den De Jong, Basel'den Xhaka, Atletico Madrid'den Alvaro Dominguez gibi genç ama başarılı futbolcular kadroya dahil edildiler. Bu oyuncuların hepsinin ortak noktası ise, Favre'nin oyun anlayışını sahaya yansıtabilecek kapasitede olmaları. Gidenlere rağmen, bu sezonun da süpriz takımı olmaya adaylar.

Bayer Leverkusen, kadrosunda yer alan Rene Adler, Barnetta, Michael Ballack ve Eren Derdiyok gibi isimler ile yolları ayırdı. İlk olarak forvet eksiğini gidermek için Rudi Völler kısa bir Güney Amerika turu yaptı ve daha önce izledikleri oyuncularla görüşmeler yaptı. Sonuçta bir ara Beşiktaş'ın da gündemine gelen Junior Fernandes'i kadroya dahil ettiler. Ciddi anlamda katkı sağlayacağını düşünüyorum Fernandes'in. Fernandes dışında Real Madrid Castilla'dan genç sağ bek Daniel Carvajal transfer edildi. Bundesliga içinden ise Nürnbergde başarılı bir sezon geçiren Wollscheid alındı. Bundesligada ve Avrupada başarılı performansını sürdürürse, gelecekte milli takıma kadar çıkabilir. Aşağıdan gelen Samed Yeşil'de potansiyel olarak çok önemli bir golcü. Umarım yeterince forma şansı bulur ve o muazzam yeteneğini doya doya izleriz. Genel itibari ile Leverkusende bu sezon dengeler çok hassas. Kırılma süreçlerini nasıl atlatırlar kestirmesi zor.

Transfer dönemini en durgun geçiren takımlardan bir tanesi de VfB Stuttgart oldu. Schieber'in Dortmund'a satılması dışında ciddi bir kayıpları olmadı. Kadroya sadece Hertha Berlin'den Labbadia'nın eski öğrencisi Tunay Torun dahil oldu. Labbadia ekmeğini taştan çıkaran bir hoca olması itibari ile beklenin aksine bu kadrodan çok şey çıkartabilir.

Geçen sezon Slomka ile beraber hem ligde hemde Uefa'da ciddi başarılar yakalayan Hannover ise sadece Pogatetz'i kadrosunda tutamadı. Ondan boşalan yeri Standart Liege'den Felipe ile doldurdular. Benzer bir futbol sergileyebilmeleri için önlerinde hiç bir engel yok.

Magath'ın Wolfsburg'u ise hem yurt içinden hemde yurt dışından bir çok transfere imza attı. Öncelikle Bremen'den Naldo'yu kadrolarında kattılar. Manduzkiç'ten boşalan forvet mevkisini Heerenveen'den Bas Dost ve Bayern'den İvica Oliç ile doldurdular. Bunların dışında Atletico Madrid'den geri dönen Diego ve Roma'da kiralık forma giyen Simon Kjaer de kadroya eklendi. Diğer kiralıklarla beraber şişkin kadrodan kimler gidecek henüz netleşmiş değil. Wolfsburg'un bu tablo karşısında iki ihtimali var: Ya bir kaç sene önceki gibi ligin zirvesinde mücadele edecekler ya da küme düşme potasında yer alacaklar.

Werder Bremen ise son senelerde yaşadığı düşüş ve zor sürecin ardından yenilenmeye gitti. Takımda uzun süredir forma giyen Naldo, Pizarro, Rosenberg, Borowski, Wiese ve Silvestre ile yollar ayrıldı. Bunun dışında Marko Marinde Chelsea'ye transfer oldu. Naldo'nun eksikliğini 1.Bundesliga'ya yükselen Fortuna'nın serbest olan stoperi Lukimya ile giderdiler. Avrupa Şampiyonasında göz dolduran Çek sağ bek Gebre Selassie ile de anlaştılar. Hücum bölgesinde ise daha arayışlar sürüyor. Daha önce Hamburg'da forma giyen Hollandalı Elia ve Bayern'den kiralanan Petersen dışında bir tavkiye yapılmadı. Samed ve Emre Can'ın ekibinden bir başka isim olan Levent Ayçiçek'te bu sezon A takımda yer almaya başlayacak. Ondan da beklentiler yüksek. Bu sezon mevcut kadro ile Bremen yapılanma sürecini en az hasarla atlatma çabası içinde olacak.

Ciddi bir yapılanmaya giden Hamburg'da ise akıllıca hamleler yapıldı. Kaleyi hak ettiği yere sakatlıklar yüzünden ulaşamamış Rene Adler'e verdiler. Hamburgdan ayrılan Petriç'in yerini, potansiyeli çok yüksek olduğunu düşündüğüm Artem Rudnev ile kapattılar. Orta sahada senelerdir forma giyen Jarolim'in yerine ise Hırvatistan'dan potansiyelli bir ismi olarak gösterilen Badelj geldi. Gerek hazırlık maçlarında, gerek kamp boyunca gösterdiği performans ile kendisinden beklentiler yüksek. Hamburg son olarak potansiyelini genç milli takımdan da bildiğimiz Hakan Çalhanoğlu ile anlaştı. Henüz 18 yaşında olan Hakan'ın forma şansı bulacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu oyuncular dışında Tolgay Arslan, Maximilian Beister,Son gibi A takımda şans bulamayıp kiralanan oyuncuların da kadroda yer bulacak olması, yeni bir Dortmund doğabilir mi diye düşündürmüyor değil. Burada Hamburg yönetiminin sabrı belirleyici olacak. Gökhan Töre'nin ayrılması büyük kayıp olsa da, Hamburg yeni kadrosuyla heyecan verecek bir kaç takımdan biri olacak bu sezon.

Diğer takımlar Nürnberg, Hoffenheim, Freiburg, Mainz ve Augsburg'da ciddi değişimler yaşanmadı. Mainz'ın geçen sezon dibe doğru çakılmasının ardından tekrar yükselişe geçmesi mevcut kadrosu ile çok zor. Augsburg'un mucizeler başaran hocası Luhukay'ın Hertha ile anlaşmasının ardından neler yapabilecek hep beraber göreceğiz.

Lige yeni yükselen Fortuna Düsseldorf ise başta Andriy Voronin olmak üzere bir çok transfer yaptı ve yep yeni bir oyuncu topluluğu ile lige başlayacak. Aynı şekilde Greuter Fürth'de bir çok oyuncu ile anlaştı. Eintracht Frankfurt ise daha farklı bir yol izleyerek Bundesligada forma giyen oyuncuları tercih etti. Lige yeni yükselen takımlar içinde Frankfurt kağıt üstünde biraz daha güçlü duruyor.