Haftanın süprizi kesinlikle geçen hafta da yazının temel noktası olan Hamburg oldu. Dortmund karşısında gösterdikleri başarılı performans sayesinde ilk üç puanlarını almış oldular. Maça harika bir başlangıç yaptılar ve Güney Koreli genç yetenekleri Son sayesinde henüz ikinci dakikada öne geçtiler. Gol kadar Van der Vaart'ın yapmış olduğu asistde harikaydı. Hamburg yavaş yavaş ritmini buluyor olduğunu özellikle bu hafta net bir şekilde gösterdi. Dortmund ikinci devrenin başında Perisic'in akıl dolu golü ile eşitliği yakalasa da, kısa süre sonra Hamburg tekrar öne geçmeyi başardı. Van der Vaart'ın defans arkasına bıraktığı pası gole çeviren isim İlicevic oldu. Bu şaşkınlık yetmezmiş gibi Son bir kez daha sahneye çıktı ve farkı ikiye çıkaran golü attı. Bu dakikadan sonra Dortmund oyunu tamamen eline alsa da, sadece skoru 3-2'ye getirmeyi başarabildi. Galibiyette en büyük paylardan biri de Hamburg'un başarılı transferlerinden kaleci Rene Adlerdi.
Ligin süpriz ekiplerinden zirve ortağı Frankfurt ise Nürnberg deplasmanındaydı. Açıkcası ne yapacaklarını kestirmek zordu. Beklentilerin tersine Frankfurt kazanmak için elinden geleni yaptı ve galibiyet serisini sürdürmeyi başardı. İnui'nin attığı gol dışında, gösterdiği başarılı performans ise yine takdirleri topladı. Anlaşılan kendisinden sezon boyunca daha çok bahsedeceğiz.
Bayern ise deplasmanda Schalke'ye konuk oldu. İki takımda hafta içinde Şampiyonlar liginde başarılı maçlar çıkarmıştı ve ligdeki iyi gidişlerini sürdürmek istiyordu. İki takımın da yorgunlukları sahada kendini gösteriyordu. Schalke geri düşmemek için daha çok defansif bir oyun tercihinde bulundu ve bu da ister istemez ilk yarının golsüz bitmesine sebep oldu. İkinci devreye daha iyi başlayan Bayern, Kroos'un şık plasesi ile öne geçti. Golden sonra da Bayern atakları sürdü ve kısa süre sonra Müller bu sezonki 4.golünü kaydederek maçın skorunu belirledi.
Haftanın en güzel maçlarından biri ise Bremen ile Stuttgart arasındaki maçtı. Labbadia kötü gidişatı değiştirmek adına bu maçta takımını 4-4-2 formasyonunda sahaya sürdü. Maça fırtına gibi başlayan taraf Bremen oldu ve devreyi 2-0 önde bitirdiler. Bremen bu sezon yeni kadrosu ile cidden keyif veriyor. Hırslı ve tempolu takım kimliğini son yıllarda kaybetmişlerdi ama bu sezon geri dönüş sinyallerini vermeye başladılar. İkinci devrede maç çok farklı bir hal aldı ve Stuttgart risk almaya başladı. Sonucunda ilk önce Harnik ile skoru 2-1'e, 81.dakikada Cacau ile 2-2'ye getirdiler. Son 6 resmi maçında Stuttgart galibiyet alamasa da, ikinci devre oynanan futbol takdir topladı.
Haftanın diğer maçlarında ise Leverkusen evinde Gladbach karşısında galibiyete yakın olan taraf olsa da, maç berabere bitti. İlk devre boyunca Leverkusen'in 14, Gladbach'ın ise sadece 2 şutunun kaleyi bulduğunu belirtirsem neler kaçtığını tahmin edebilirsiniz. İkinci devre Gladbach 2 pas ile golle buluştu ama skoru koruyamadı ve Kadlec'in golüyle maç berabere bitti. Schürrle'nin penaltı kaçırması ise Leverkusen'in şansızlığının zirve yaptığı an oldu. Hoffenheim evinde Avrupa Ligi yorgunu Hannover'i konuk etti ve geriye düşmesine rağmen net bir skorla (3-1) kaliteli ayaklarının olduğunu tekrar hatırlattı herkese. Hoffenheimda maçın adamı, 10 dakikada 2 asist ile dikkat çeken Volland oldu. Almanya U-21 takımında da forma giyen bu gencin ismini daha çok duyacağız galiba.
Wolfsburg evinde hayal kırıklığı yarattı ve Fürth ile berabere kaldı. Sercan'ın performansı ise göz doldurdu. Özellikle cepheden çektiği şut direkten dönmemiş olsa, haftanın golü olabilirdi. Mainz ise evinde, rakiplerinden biri olarak değerlendirebileceğimiz Augsburg'u 2-0 ile geçti. Fortuna ise Freiburg ile beraber kaldı ve küme düşme hattından uzaklarda yer almaya devam etti.
Gelecek hafta'ya dair ( 25.09 - 26.09 )
Schalke yine evinde Mainz ile karşılaşacak. Schalke'nin yorgunluğu bu maça da yansır mı bilinmez ama Mainz deplasmanda yenilmemek için sonuna kadar mücadele edecektir. Bayern ise ciddi anlamda dalgalanmalar yaşayan Wolfsburg'u konuk edecek. Bayern'in erken gol bulması halinde maç çok erken kopabilir ve farka gidebilirler. Dortmund ise Frankfurt ile karşılaşacak. Frankfurt galibiyetleri ile takımlara korku salmaya devam ediyor olsa da, Dortmund'un eksiklerine rağmen (Bender, İlkay) maçı kazanacağını düşünüyorum. Gladbach ise Hamburg'u konuk edecek. Fink'in maçın favorisi olarak Gladbach'ı göstermesi ise maçı ne kadar ciddiye aldıklarının bir göstergesi olarak düşünüyorum. Gladbach diğer hafta Avrupa Ligi maçı olması sebebi ile rotasyona gidebilir. Skor ne olur bilinmez ama haftanın en zevkli maçı olacağı kesin. Metalist ve Gladbach maçlarında bolca pozisyon bulmalarına rağmen, bunu skora yansıtamayan Leverkusen ise Augsburg deplasmanında şeytanın bacağını kıracaktır.
Kupon
Eintracht Frankfurt - Borussia Dortmund 2
FC Augsburg - Bayer Leverkusen 2
Greuter Fürth - Fortuna Düsseldorf Alt
25 Eylül 2012
23 Eylül 2012
Gaziantepspor 3-2 Beşiktaş
Beşiktaş dün oldukça zorlu deplasmanlardan biri olan Antep'te son dakikada yediği golle sezonun ilk yenilgisini aldı ve iki defa öne geçtiği maçı kaybetti. Aybaba sahaya Elazığspor maçının ikinci yarısına başladığı kadroyla çıkmayı tercih etti ve bu tercihi sahada aynı o maçta olduğu gibi baskılı ve motive bir Beşiktaş izleme şansını gösterdi bize. Rakip takım orta alana gelmeden alanlar daraltılıyor ve rakip yoğun baskı ile hatalı pas tercihlerine zorlanıyordu. Geri dörtlüsünde ciddi sorunlar yaşayan Gaziantepspor da ister istemez bu tuzaklara düşüyordu.
Kısa bir süre sonra da beklenen gol geldi. Almeida'nın harika ortasında, Olcay'ın klas vuruşu Beşiktaş'ı tekrardan öne geçirdi. Sezon başından beri hareketli oyun içinde, isabetli orta konusunda ciddi sorunlar yaşayan Beşiktaş'ın böyle bir gol atması önemliydi. Skor avantajından sonra orta sahada birazcık tempo düşünce bu ister istemez takımın savunma anlayışına da yansıdı. Bireysel hatalar sonucu Gaziantepspor bir kaç fırsat yakaladı ama sonuç alamadı.
İkinci devrede ise Hikmet Karaman risk almak zorundaydı ve öyle de yaptı. Ayağında daha rahat top tutabilen bir isim, İsmael Sosa'yı oyuna dahil etti. Çok geçmeden de defans arkasına yaptığı koşuda Veli bir an dalınca gayet rahat bir şekilde skoru eşitleyen gole imza attı. Bu Beşiktaş cephesinde kısa süreli bir şok etkisi yaratsa da toparlanmayı bildi siyah beyazlılar. Fernandes'in sorumluluk alıp yarattığı bir pozisyonun ardından Almeida tekrar Beşiktaş'ı öne geçirdi. Gol gelmeden önce kenarda Oğuzhan oyuna girmeye hazırlanıyordu ama Beşiktaş öne geçince Aybaba bu tercihini ertelemeyi tercih etti.
Bu dakikadan sonra Beşiktaş geçen sezon defalarca yaptığı hatayı yaptı ve skoru korumayı tercih etti. Bu da ister istemez her defasında üstüne basarak değindiğim baskılı takım kimliğine ters düşüyor. Sonuç olarak Beşiktaş bunun dışına çıktığı süre içinde bir tehlike arz eden Uğur Boral'ın bölgesinden rakibe pozisyonlar vermeye başladı. Bu durumda Uğur'a kızmak da doğru değil. Sonuçta kendisi yakın zamanda bir kaç kez sol bek oynamak dışında, kariyeri boyunca o bölgede oynamış bir isim değil. Fenerbahçe'de oynarken de sol bek olarak çok başarı gösterememiş ve yerine Caner, Vederson gibi isimler denenmişti. Bu açıdan transfer edilemeyen Gökhan Süzen ve sakat İsmail Köybaşı'nın eksikliği bu tip maçlarda ortaya çıkıyor. Bu yüzden ilerleyen dönemlerde mevzu bahis isimler kadroya dahil olursa, Uğur'un ön tarafta değerlendirilmesi Beşiktaş için daha hayırlı olacaktır.
Oyun Gaziantepspor'un baskısı altında devam ederken Sivok alakasız bir şekilde topa eliyle müdahele ederek penaltıya sebebiyet verdi ve Cenk Tosun'un golüyle maça eşitlik geldi. Daha önce Holosko yerine oyuna girmiş olan Erkan dışında, ilk taktiksel hamlesini o an yaptı Aybaba ve Olcay'ı çıkarıp yerine Oğuzhan'ı oyuna dahil etti. Orta alanı daha kalabalık tutup, rakibin ileri çıkmasını engelleme planı doğruydu ama Beşiktaş oyuna hakim değildi. Bu oyun içinde orta alanda bir hareketlilik getirse de, Gaziantepspor'un oyundaki ağırlığında bir değişiklik sağlamadı. Çünkü Hikmet Karaman devre arasında oyuna sürdüğü Sosa dışında, yine hızlı ve topa hakim bir başka isim Muhammet Demir'i sahaya sürmüştü. Böylece Gaziantep ilk devreye nazaran topa daha iyi hakim olabiliyordu. Kısa süre sonra Beşiktaş'ta Fernandes yerini Batuhan'a bırakırken, diğer yanda da Orhan Gülle sahadaki yerini alıyordu. Oyun böyle bitecek derken savunmasız bir şekilde ceza sahasına yaklaşan Orhan'ın harika şutu ile skor 3-2'ye geldi. Burada orta sahamızın oyundan kopmuş olması da önemli bir detay.
Beşiktaş'ın şu an için en büyük sorunu istekli ve arzulu oyun anlayışını 90 dakikaya yayamıyor olması. Elazığspor ve Galatasaray maçlarının ilk devreleri ve dün oynanan Gaziantepspor maçının ikinci devresi bunun en güzel örnekleri. Bunların dışında orta sahadaki ikili olarak forma giyen Necip ve Veli, ikisi bir kişi gibi oynadıkları sürelerde Beşiktaş ciddi sıkıntılar çekiyor ama bu oyuncular sorumluluk aldıklarında ise durum bir anda değişebiliyor ve bu bütün takıma gayet olumlu yansıyor. Rahmetli Vedat kaptanın da dediği gibi Beşiktaşlı futbolcu kiracı gibi değil de ev sahibi gibi oynamalı. Özellikle de bu iki ismin daha fazla insiyatif almaları ve kapasitelerini zorlamaları şart. Sonuç olarak yeterli verim alınamıyorsa da, yedekte bekleyen Hasan ya da Oğuzhandan mutlaka faydalanılması gerekir. Bu iki isim futbolu aklı ile oynayabilen ve bunu gösterebilen isimler. Sahada yer aldığı kısa sürede Oğuzhan'ın en azından bir kere denemiş olduğu şut girişimi bile, 90 dakika sahada yer alan diğer iki isim kadar formayı hak ettiğini az da olsa gösteriyor.
Kısa bir süre sonra da beklenen gol geldi. Almeida'nın harika ortasında, Olcay'ın klas vuruşu Beşiktaş'ı tekrardan öne geçirdi. Sezon başından beri hareketli oyun içinde, isabetli orta konusunda ciddi sorunlar yaşayan Beşiktaş'ın böyle bir gol atması önemliydi. Skor avantajından sonra orta sahada birazcık tempo düşünce bu ister istemez takımın savunma anlayışına da yansıdı. Bireysel hatalar sonucu Gaziantepspor bir kaç fırsat yakaladı ama sonuç alamadı.
İkinci devrede ise Hikmet Karaman risk almak zorundaydı ve öyle de yaptı. Ayağında daha rahat top tutabilen bir isim, İsmael Sosa'yı oyuna dahil etti. Çok geçmeden de defans arkasına yaptığı koşuda Veli bir an dalınca gayet rahat bir şekilde skoru eşitleyen gole imza attı. Bu Beşiktaş cephesinde kısa süreli bir şok etkisi yaratsa da toparlanmayı bildi siyah beyazlılar. Fernandes'in sorumluluk alıp yarattığı bir pozisyonun ardından Almeida tekrar Beşiktaş'ı öne geçirdi. Gol gelmeden önce kenarda Oğuzhan oyuna girmeye hazırlanıyordu ama Beşiktaş öne geçince Aybaba bu tercihini ertelemeyi tercih etti.
Bu dakikadan sonra Beşiktaş geçen sezon defalarca yaptığı hatayı yaptı ve skoru korumayı tercih etti. Bu da ister istemez her defasında üstüne basarak değindiğim baskılı takım kimliğine ters düşüyor. Sonuç olarak Beşiktaş bunun dışına çıktığı süre içinde bir tehlike arz eden Uğur Boral'ın bölgesinden rakibe pozisyonlar vermeye başladı. Bu durumda Uğur'a kızmak da doğru değil. Sonuçta kendisi yakın zamanda bir kaç kez sol bek oynamak dışında, kariyeri boyunca o bölgede oynamış bir isim değil. Fenerbahçe'de oynarken de sol bek olarak çok başarı gösterememiş ve yerine Caner, Vederson gibi isimler denenmişti. Bu açıdan transfer edilemeyen Gökhan Süzen ve sakat İsmail Köybaşı'nın eksikliği bu tip maçlarda ortaya çıkıyor. Bu yüzden ilerleyen dönemlerde mevzu bahis isimler kadroya dahil olursa, Uğur'un ön tarafta değerlendirilmesi Beşiktaş için daha hayırlı olacaktır.
Oyun Gaziantepspor'un baskısı altında devam ederken Sivok alakasız bir şekilde topa eliyle müdahele ederek penaltıya sebebiyet verdi ve Cenk Tosun'un golüyle maça eşitlik geldi. Daha önce Holosko yerine oyuna girmiş olan Erkan dışında, ilk taktiksel hamlesini o an yaptı Aybaba ve Olcay'ı çıkarıp yerine Oğuzhan'ı oyuna dahil etti. Orta alanı daha kalabalık tutup, rakibin ileri çıkmasını engelleme planı doğruydu ama Beşiktaş oyuna hakim değildi. Bu oyun içinde orta alanda bir hareketlilik getirse de, Gaziantepspor'un oyundaki ağırlığında bir değişiklik sağlamadı. Çünkü Hikmet Karaman devre arasında oyuna sürdüğü Sosa dışında, yine hızlı ve topa hakim bir başka isim Muhammet Demir'i sahaya sürmüştü. Böylece Gaziantep ilk devreye nazaran topa daha iyi hakim olabiliyordu. Kısa süre sonra Beşiktaş'ta Fernandes yerini Batuhan'a bırakırken, diğer yanda da Orhan Gülle sahadaki yerini alıyordu. Oyun böyle bitecek derken savunmasız bir şekilde ceza sahasına yaklaşan Orhan'ın harika şutu ile skor 3-2'ye geldi. Burada orta sahamızın oyundan kopmuş olması da önemli bir detay.
Beşiktaş'ın şu an için en büyük sorunu istekli ve arzulu oyun anlayışını 90 dakikaya yayamıyor olması. Elazığspor ve Galatasaray maçlarının ilk devreleri ve dün oynanan Gaziantepspor maçının ikinci devresi bunun en güzel örnekleri. Bunların dışında orta sahadaki ikili olarak forma giyen Necip ve Veli, ikisi bir kişi gibi oynadıkları sürelerde Beşiktaş ciddi sıkıntılar çekiyor ama bu oyuncular sorumluluk aldıklarında ise durum bir anda değişebiliyor ve bu bütün takıma gayet olumlu yansıyor. Rahmetli Vedat kaptanın da dediği gibi Beşiktaşlı futbolcu kiracı gibi değil de ev sahibi gibi oynamalı. Özellikle de bu iki ismin daha fazla insiyatif almaları ve kapasitelerini zorlamaları şart. Sonuç olarak yeterli verim alınamıyorsa da, yedekte bekleyen Hasan ya da Oğuzhandan mutlaka faydalanılması gerekir. Bu iki isim futbolu aklı ile oynayabilen ve bunu gösterebilen isimler. Sahada yer aldığı kısa sürede Oğuzhan'ın en azından bir kere denemiş olduğu şut girişimi bile, 90 dakika sahada yer alan diğer iki isim kadar formayı hak ettiğini az da olsa gösteriyor.
19 Eylül 2012
Bundesliga 3.Hafta
Hamburg Van der Vaart'ın da kadroya girmesi ile psikolojik anlamda güçlenmiş olsa da, takım olamamanın verdiği sancıları yaşamaya devam ediyor. Frankfurt deplasmanında başta olmak üzere, ilk üç haftada defansif hataların bedelini ağır bir şekilde ödediler. Fink'e ne kadar sabırlı olabilecek HSV yönetimi, merak konusu. Frankfurt cephesinde ise her şey beklenenin çok daha iyi gidiyor. 3 maç sonunda topladıkları 9 puan ile ligin süpriz ekiplerinden biri olmaya adaylar. Özellikle İnui başta olmak üzere, Aigner ve Meier ile farklı olduklarını şimdiden göstermeye başladılar.
Bayernde ise istek ve arzu en üst seviyede. Mandzukiç başta olmak üzere, yeni transferler oldukça iyi bir başlangıç yaptılar. Bu isimler dışında Müller'in de tekrar kendisini bulması ve Van Gaal dönemindeki gibi fayda sağlaması Bayern cephesindeki önemli sonuçlar. 12 sene sonra ilk 5 resmi maçından 5 galibiyetle ayrılması ve şu anda zirvede yer alıyor olması da bunun kanıtı. Mainz cephesinde ise işler pek iyi gitmiyor. Kadronun zayıflığını bir yana, takımdaki uyumsuzluk ve istenilenleri sahaya yansıtamamaları bu sezonun onlar adına oldukça zorlu geçeceğini gösteriyor.
Şampiyon Dortmund ise performans olarak geçen sezon bıraktığı yerden devam ediyor ve yenilmezlik serisini (31 maç) bu sezonda sürdürüyor. Dün oynadıkları şampiyonlar ligi maçından dolayı kadroda rotasyona gitmelerine rağmen, Leverkusen gibi güçlü bir ekibi çok rahat geçtiler. Dortmund şampiyonlar ligi dönüşlerinde pek zorlanacak gibi durmuyor. Leverkusende ise sorunlar devam ediyor. Kısa süre içinde toparlanacaklardır ama ilk üç haftalık performansları durumun pek de iyi olmadığını gösteriyor.
Bundesliganın yeni ekipleri Fürth ve Fortuna ise süpriz puanlarla çoğu kişiyi şaşırtsa da, yeni bir ligde mücadele ediyor olmanın verdiği hırs ve motivasyonu ile bunu başardıklarını düşünüyorum. Bu çizgilerini uzun süre devam ettirebilmeleri zor. Geçen sezonun süpriz takımı Augsburg da mevcut kadrosu ile küme düşmeye aday bir başka takım. Luhukay'ın ayrılışından sonra Augsburg'un sanki sihri çalınmış gibi.
Ligin flaş ekibi ise kesinlikle Hannover. Kısa sürede attıkları onca gol bir yana, sergiledikleri futbol ile şu an Avrupada izlenmesinden en çok keyif aldığım takımların başında geliyorlar. Bremen karşısında 2-0 öne geçmelerine rağmen, maç 2-2'ye gelse de son dakikada yine kazanmayı bildiler. Hannover varsa gol var diyoruz artık. Belli olan Slomka'nın takımı bu sene çok can yakacak. Bremen ise yeni oluşumun meyvelerini tam anlamı ile alamamış olsa da, olumlu futbolu ile eski günlerine döneceğinin sinyallerini veriyor. Zorlu Dortmund deplasmanı başta olmak üzere sergiledikleri futbol olumlu, elbet skora yansıtacaklardır.
Schalke de bu sezon genç futbolcuları ve yıldızları ile hem ligde hem de Şampiyonlar liginde isminden söz ettireceğe benziyor. Hannover dışında diğer iki maçlarını kazandılar ve 7 puanla oldukça iyi bir konumda bulunuyorlar. Asıl prova ise hafta sonu Bayern karşısında olacak.
Stuttgart'ta ise işler pek iyi gitmiyor. Labbadia'nın tercihleri ve ısrarları sonucu kaybedilen puanlar hiç beklenmedik bir şekilde lige başlamalarına sebep oldu. Son dakikada kaybedilen Wolfsburg maçı, deplasmanda Bayern'e farklı mağlup olmaları ve son olarak içerde Fortuna'yı yenememeleri ile işlerin hiç iyi gitmediğini gösteriyor.
Ligin bir başka süpriz ekibi Nürnberg ise zayıf kadrosuna rağmen süpriz skorlar almaya devam ediyor. Japon yıldız Kiyotake, bizlere Kagawa'nın yokluğunu hissettirmiyor. Haddini bilerek oynayan ve şu an itibari ile büyükler dışında en çok ilgi çeken takımların başında geliyorlar. Benzer bir performansı da Freiburg sergiliyor.
Wolfsburg, Hoffenheim ve Gladbach da ise henüz takımlar tam anlamı ile oturmuş değil. Kısa süreli iyi futbol oynasalar da, zaman zaman yapılan inanılmaz hatalarla daha hazır olmadıklarını gösteriyorlar. Üç takımın da kadroları oldukça iyi ama biraz daha zamana ihtiyaçları olduğu kesin. Avrupada mücadele edecek olan Gladbach'ın bir an önce toparlanması şart.
Bir başka güzel olay ise bütün takımların bu hafta '' Geh auf dein Weg '' ( Kendi yoluna git) sloganlı reklamla çıkması oldu. Bu projede yabancı kökenli insanların futbol dahilinde hayata entegre edilmeleri için çaba harcanıyor.
Hafta'nın golü: Hannover 96 - Werder Bremen 3-2 ( Huszti dk.90 )
Bayernde ise istek ve arzu en üst seviyede. Mandzukiç başta olmak üzere, yeni transferler oldukça iyi bir başlangıç yaptılar. Bu isimler dışında Müller'in de tekrar kendisini bulması ve Van Gaal dönemindeki gibi fayda sağlaması Bayern cephesindeki önemli sonuçlar. 12 sene sonra ilk 5 resmi maçından 5 galibiyetle ayrılması ve şu anda zirvede yer alıyor olması da bunun kanıtı. Mainz cephesinde ise işler pek iyi gitmiyor. Kadronun zayıflığını bir yana, takımdaki uyumsuzluk ve istenilenleri sahaya yansıtamamaları bu sezonun onlar adına oldukça zorlu geçeceğini gösteriyor.
Şampiyon Dortmund ise performans olarak geçen sezon bıraktığı yerden devam ediyor ve yenilmezlik serisini (31 maç) bu sezonda sürdürüyor. Dün oynadıkları şampiyonlar ligi maçından dolayı kadroda rotasyona gitmelerine rağmen, Leverkusen gibi güçlü bir ekibi çok rahat geçtiler. Dortmund şampiyonlar ligi dönüşlerinde pek zorlanacak gibi durmuyor. Leverkusende ise sorunlar devam ediyor. Kısa süre içinde toparlanacaklardır ama ilk üç haftalık performansları durumun pek de iyi olmadığını gösteriyor.
Bundesliganın yeni ekipleri Fürth ve Fortuna ise süpriz puanlarla çoğu kişiyi şaşırtsa da, yeni bir ligde mücadele ediyor olmanın verdiği hırs ve motivasyonu ile bunu başardıklarını düşünüyorum. Bu çizgilerini uzun süre devam ettirebilmeleri zor. Geçen sezonun süpriz takımı Augsburg da mevcut kadrosu ile küme düşmeye aday bir başka takım. Luhukay'ın ayrılışından sonra Augsburg'un sanki sihri çalınmış gibi.
Ligin flaş ekibi ise kesinlikle Hannover. Kısa sürede attıkları onca gol bir yana, sergiledikleri futbol ile şu an Avrupada izlenmesinden en çok keyif aldığım takımların başında geliyorlar. Bremen karşısında 2-0 öne geçmelerine rağmen, maç 2-2'ye gelse de son dakikada yine kazanmayı bildiler. Hannover varsa gol var diyoruz artık. Belli olan Slomka'nın takımı bu sene çok can yakacak. Bremen ise yeni oluşumun meyvelerini tam anlamı ile alamamış olsa da, olumlu futbolu ile eski günlerine döneceğinin sinyallerini veriyor. Zorlu Dortmund deplasmanı başta olmak üzere sergiledikleri futbol olumlu, elbet skora yansıtacaklardır.
Schalke de bu sezon genç futbolcuları ve yıldızları ile hem ligde hem de Şampiyonlar liginde isminden söz ettireceğe benziyor. Hannover dışında diğer iki maçlarını kazandılar ve 7 puanla oldukça iyi bir konumda bulunuyorlar. Asıl prova ise hafta sonu Bayern karşısında olacak.
Stuttgart'ta ise işler pek iyi gitmiyor. Labbadia'nın tercihleri ve ısrarları sonucu kaybedilen puanlar hiç beklenmedik bir şekilde lige başlamalarına sebep oldu. Son dakikada kaybedilen Wolfsburg maçı, deplasmanda Bayern'e farklı mağlup olmaları ve son olarak içerde Fortuna'yı yenememeleri ile işlerin hiç iyi gitmediğini gösteriyor.
Ligin bir başka süpriz ekibi Nürnberg ise zayıf kadrosuna rağmen süpriz skorlar almaya devam ediyor. Japon yıldız Kiyotake, bizlere Kagawa'nın yokluğunu hissettirmiyor. Haddini bilerek oynayan ve şu an itibari ile büyükler dışında en çok ilgi çeken takımların başında geliyorlar. Benzer bir performansı da Freiburg sergiliyor.
Wolfsburg, Hoffenheim ve Gladbach da ise henüz takımlar tam anlamı ile oturmuş değil. Kısa süreli iyi futbol oynasalar da, zaman zaman yapılan inanılmaz hatalarla daha hazır olmadıklarını gösteriyorlar. Üç takımın da kadroları oldukça iyi ama biraz daha zamana ihtiyaçları olduğu kesin. Avrupada mücadele edecek olan Gladbach'ın bir an önce toparlanması şart.
Bir başka güzel olay ise bütün takımların bu hafta '' Geh auf dein Weg '' ( Kendi yoluna git) sloganlı reklamla çıkması oldu. Bu projede yabancı kökenli insanların futbol dahilinde hayata entegre edilmeleri için çaba harcanıyor.
Hafta'nın golü: Hannover 96 - Werder Bremen 3-2 ( Huszti dk.90 )
18 Eylül 2012
Kartal´dan Üçlük!
Beşiktaş milli maç arasından sonraki ilk maçında rakibi Elazığspor karşısında son lig maçına benzer bir performansı sergiledi ve 3 puanı yine 3 golle almayı başardı. Rakibin ligin yeni ekiplerinden olması ve maçın İnönüde olması sebebi ile beklenen aslında galibiyetti. Yine de Elazığspor'un Fenerbahçe'den puan kapmış olması ve Beşiktaş'ın genelde böyle maçlarda puan kaybetmesi acaba bir süpriz olabilir mi diye düşündürüyordu.
Aybaba kazanan 11 bozulmaz demiş ve takımı Karabükspor maçındaki şekli ile sahaya sürmeyi tercih etmişti. Kalede McGregor, geri dörtlüde Uğur, Sivok, Toraman ve Hilbert, orta sahada Veli, Necip ve Fernandes, onların önünde de Olcay, Batuhan ve Holosko vardı. Rakibin oyun planı Beşiktaş'ın maestrosu Fernandes'i yakın markajda tutmak ve oyunu olabildiğince rakip sahada oynamak üzerine kuruluydu. Bu planın kritik isimlerinden Bülent Ertuğrul, oyun boyunca Fernandes'i bir gölge gibi takip edeceğini zaten ilk dakikadan itibaren gösterdi.
Beşiktaş'ın sahadaki öncelikli hedefi ise mücadele ve tempoyu yukarıda tutmak, rakibi hataya zorlamaktı. Rakip takımın önde baskı ile kara kartalı hataya zorlama girişimleri, Beşiktaş'ın ilk dakikalarda oyuna hakim olmasını zorlaştırdı. Beşiktaş orta sahadan oyunu ileri taşımayı başarsa da, ilerde yeterince etkili olamıyordu. Oyunun bu gidişi karşılıklı faullerle kör dövüşüne dönmeye başladı. İki takımda bolca pas hataları yaptı bu süreçte.
Bu kısır mücadele ilk 20 dakikadan sonra siyah beyazlıların ritmini bulması ile bozuldu. İlk olarak Hilbert'in Batuhan'a yolladığı orta, ardından da Fernandes'in Uğur'a verdiği pas sonrası Beşiktaş maçı kazanmayı daha çok istediğini gösterdi. Bu gol girişimlerini Veli'nin isabetsiz şutu ve Fernandes'in direkten dönen topu izledi. Devre bittiğinde etkisiz bir oyun sergileyen Batuhan dışında, oyuncuların genel performansı beklendiği gibiydi. Fernandes'in baskı altında kaldığı dönemlerde, Necip ve Veli'nin ofansif anlamda çok katkı verememeleri de dikkat çeken bir başka ayrıntıydı.
İkinci devreye Beşiktaş beklenen değişiklikle başladı ve sahada Batuhan yerine Almeida vardı. Bu oyun yapısında malesef Beşiktaş'a hiçte uygun olmayan bu iki oyuncu ile çok zorlansa da bir şekilde idare etmek durumunda. Uzun boyları zaman zaman avantaj olsa da, daha atletik ve çabuk bir forvet ihtiyacı göze çarpıyor. Kara kartal ikinci devreye ismine yakışır şekilde baskılı başladı ve kısa süre içinde kornerden Necip'in kafa golüyle öne geçti. Fernandes yine etkili ortası ile klasını göstermeyi başardı.
Beşiktaş kilidi açmıştı artık, daha rahat ve istekli bir futbol sergileyebiliyordu. Üst üste pozisyonlar bulmaya devam etti ve maçı kaybetmeyeceğini net bir şekilde rakibine gösterdi. Eğer bir Anadolu kulübü İstanbul'da bir büyük takımdan puan almak istiyorsa, eşitce mücadeleden çok daha fazlasını sahaya yansıtmak zorunda. Elazığspor bugün maçın her anında bu açıdan Beşiktaş'ın çok gerisinde kaldı. Aybaba'nın da üzerine basa basa belirttiği bu ayrıntı, dakika 90 dahi olsa Beşiktaş'ın skordan bağımsız baskı kurmasını sağlıyor.
Oyun bu şekilde ilerlerken bir serbest vuruşta Fernandes ve Sivok AŞ yine iş başındaydı ve skoru 2-0'a taşımayı başardılar. Maçın bitmesine 30 dakikadan fazla bir süre olmasına rağmen, maçın mutlak hakimi olmayı sürdürdü Beşiktaş. Kısa süre sonra da skoru Hilbert'in Stuttgart günlerini anarcasına attığı golle 3-0 taşımayı başardı. Oyunun geri kalan süresinde de gösterilen performans ve mücadele üst düzeydeydi. Oyuna sonradan dahil olan Oğuzhan ve Erkan Kaş da, en az diğer oyuncular kadar hırslı ve etkiliydi. İlerleyen dönemlerde daha çok şans bulacaklarına eminim.
Kaleci McGregor'a maç boyunca çok iş düşmese de maçın sonlarına doğru Tum'la baş başa kaldığında gösterdiği performans başta olmak üzere, maç genelinde tecrübesi ile güven verdi. Eliyle oyunu başlatmaları, zaman zaman oyunu yavaşlatmayı bilmesi, sıkça stoperlere yaklaşıp oyun içinde kalması çok önemli ayrıntılar. Umarım uzunca bir süre daha Beşiktaş forması altında gol yememeye devam eder. Aynı şekilde attığı golden sonra Necip'in istekli ve cesur oyunu da hem kendisi hem de Beşiktaş adına önemliydi. Her maç daha da parlayan Fernandes için ise söylenebilecek pek bir şey yok. Üzerine düşeni fazlası ile yapmaya devam ediyor.
Maç'a damga vuran bir başka olay ise, kapalı tribün biletlerin pahalı olması yüzünden nerdeyse bom boş kalması oldu. Stadyumun mevcut kalite ve standartlarında kapalı tribüne eğer bu denli yüksek rakamlar isteniyorsa, karşılığı da verilmelidir. Kapalı tribünün ve stadyumun mevcut şartlarında bir iyileştirme de söz konusu olamayacığı için, yönetimin bu fiyat politikasını gözden geçirmesi şarttır.
Aybaba kazanan 11 bozulmaz demiş ve takımı Karabükspor maçındaki şekli ile sahaya sürmeyi tercih etmişti. Kalede McGregor, geri dörtlüde Uğur, Sivok, Toraman ve Hilbert, orta sahada Veli, Necip ve Fernandes, onların önünde de Olcay, Batuhan ve Holosko vardı. Rakibin oyun planı Beşiktaş'ın maestrosu Fernandes'i yakın markajda tutmak ve oyunu olabildiğince rakip sahada oynamak üzerine kuruluydu. Bu planın kritik isimlerinden Bülent Ertuğrul, oyun boyunca Fernandes'i bir gölge gibi takip edeceğini zaten ilk dakikadan itibaren gösterdi.
Beşiktaş'ın sahadaki öncelikli hedefi ise mücadele ve tempoyu yukarıda tutmak, rakibi hataya zorlamaktı. Rakip takımın önde baskı ile kara kartalı hataya zorlama girişimleri, Beşiktaş'ın ilk dakikalarda oyuna hakim olmasını zorlaştırdı. Beşiktaş orta sahadan oyunu ileri taşımayı başarsa da, ilerde yeterince etkili olamıyordu. Oyunun bu gidişi karşılıklı faullerle kör dövüşüne dönmeye başladı. İki takımda bolca pas hataları yaptı bu süreçte.
Bu kısır mücadele ilk 20 dakikadan sonra siyah beyazlıların ritmini bulması ile bozuldu. İlk olarak Hilbert'in Batuhan'a yolladığı orta, ardından da Fernandes'in Uğur'a verdiği pas sonrası Beşiktaş maçı kazanmayı daha çok istediğini gösterdi. Bu gol girişimlerini Veli'nin isabetsiz şutu ve Fernandes'in direkten dönen topu izledi. Devre bittiğinde etkisiz bir oyun sergileyen Batuhan dışında, oyuncuların genel performansı beklendiği gibiydi. Fernandes'in baskı altında kaldığı dönemlerde, Necip ve Veli'nin ofansif anlamda çok katkı verememeleri de dikkat çeken bir başka ayrıntıydı.
İkinci devreye Beşiktaş beklenen değişiklikle başladı ve sahada Batuhan yerine Almeida vardı. Bu oyun yapısında malesef Beşiktaş'a hiçte uygun olmayan bu iki oyuncu ile çok zorlansa da bir şekilde idare etmek durumunda. Uzun boyları zaman zaman avantaj olsa da, daha atletik ve çabuk bir forvet ihtiyacı göze çarpıyor. Kara kartal ikinci devreye ismine yakışır şekilde baskılı başladı ve kısa süre içinde kornerden Necip'in kafa golüyle öne geçti. Fernandes yine etkili ortası ile klasını göstermeyi başardı.
Beşiktaş kilidi açmıştı artık, daha rahat ve istekli bir futbol sergileyebiliyordu. Üst üste pozisyonlar bulmaya devam etti ve maçı kaybetmeyeceğini net bir şekilde rakibine gösterdi. Eğer bir Anadolu kulübü İstanbul'da bir büyük takımdan puan almak istiyorsa, eşitce mücadeleden çok daha fazlasını sahaya yansıtmak zorunda. Elazığspor bugün maçın her anında bu açıdan Beşiktaş'ın çok gerisinde kaldı. Aybaba'nın da üzerine basa basa belirttiği bu ayrıntı, dakika 90 dahi olsa Beşiktaş'ın skordan bağımsız baskı kurmasını sağlıyor.
Oyun bu şekilde ilerlerken bir serbest vuruşta Fernandes ve Sivok AŞ yine iş başındaydı ve skoru 2-0'a taşımayı başardılar. Maçın bitmesine 30 dakikadan fazla bir süre olmasına rağmen, maçın mutlak hakimi olmayı sürdürdü Beşiktaş. Kısa süre sonra da skoru Hilbert'in Stuttgart günlerini anarcasına attığı golle 3-0 taşımayı başardı. Oyunun geri kalan süresinde de gösterilen performans ve mücadele üst düzeydeydi. Oyuna sonradan dahil olan Oğuzhan ve Erkan Kaş da, en az diğer oyuncular kadar hırslı ve etkiliydi. İlerleyen dönemlerde daha çok şans bulacaklarına eminim.
Kaleci McGregor'a maç boyunca çok iş düşmese de maçın sonlarına doğru Tum'la baş başa kaldığında gösterdiği performans başta olmak üzere, maç genelinde tecrübesi ile güven verdi. Eliyle oyunu başlatmaları, zaman zaman oyunu yavaşlatmayı bilmesi, sıkça stoperlere yaklaşıp oyun içinde kalması çok önemli ayrıntılar. Umarım uzunca bir süre daha Beşiktaş forması altında gol yememeye devam eder. Aynı şekilde attığı golden sonra Necip'in istekli ve cesur oyunu da hem kendisi hem de Beşiktaş adına önemliydi. Her maç daha da parlayan Fernandes için ise söylenebilecek pek bir şey yok. Üzerine düşeni fazlası ile yapmaya devam ediyor.
Maç'a damga vuran bir başka olay ise, kapalı tribün biletlerin pahalı olması yüzünden nerdeyse bom boş kalması oldu. Stadyumun mevcut kalite ve standartlarında kapalı tribüne eğer bu denli yüksek rakamlar isteniyorsa, karşılığı da verilmelidir. Kapalı tribünün ve stadyumun mevcut şartlarında bir iyileştirme de söz konusu olamayacığı için, yönetimin bu fiyat politikasını gözden geçirmesi şarttır.
14 Eylül 2012
3 Eylül 2012
Gökhan Süzen (25)
Beşiktaş bugün İBB'den Gökhan Süzen ile anlaştığını borsaya bildirdi. Gökhan uzun süredir Süper lig'de forma giyen, ligin tanınan oyuncularından bir tanesi. Kendisi Galatasaray alt yapısından yetişmiş genç bir futbolcu. Galatasarayda zamanında yeterli görülmeyip bugün Süper ligde forma giyen takım arkadaşlarıyla beraber A takıma yükselemeyince, İBB'nin başına geçen eski hocası Abdullah Avcı kendisini transfer eder.
İlk başlarda ciddi anlamda zorluk çekince, İBB'de 1 sezon oynadıktan sonra Alibeyköyspor'a kiralık yollanır. Ertesi sezon takıma döndüğünde artık daha hazır bir isimdir. Daha çok forma şansı bulur ve takımın demirbaş oyuncularından biri olur. Takımın süper lige uzanan macerasında payı olan bir kaç oyuncudan birisidir.
Süper ligde geride bıraktığı 4 sezonda bir çok maçta forma giydi ve gelişiminin ödülünü milli takıma seçilerek aldı. Kadroda olduğu dönemde forma giyemese de, oyuncunun sol bek mevkisinde milli takımın adaylarından biri olduğu biliniyor.
Gökhan öncelikle sol çizginin hem defansif hem ofansif bölgelerinde oynayabiliyor. Kendisinin de daha önceden belirttiği gibi sol bekte daha iyi oynadığını düşünüyorum. Kendisi sert ve güçlü yapısı ile rakip oyuncular için oldukça caydırıcı bir oyuncu profiline sahiptir. Çoğu zaman gerekli açıyı bulduğunda yolladığı düz ve isabetli şutları oldukça etkilidir. Bu özelliğini aynı zamanda duran toplarda da bir çok kez göstermişliği vardır. Teknik kapasitesi çok iyi olmasa da, mücadelesi ve bu yönü ile oynayacağı takıma direnç katar. Ani çıkışlarda top sürme becerisi oldukça iyi olduğu için, takımın hızlı bir şekilde sonuca gitmesinde de etkili olur. İBB'nin senelerdir en çok ön plana çıkan alan paylaşımındaki başarısında, Gökhan gibi bu yönü kuvvetli oyuncuların varlığı da mühim. Nerede duracağını bilmesi ve hücuma geçişlerde gösterdiği hareketliliği ise başka bir önemli özelliği.
Gökhan'ın İBB'de ilk 11 oyuncusu olmayı zaman zaman başarsa da, bazen yedek kalmasının sebebi nedir açıkcası bilmiyorum ama Beşiktaş'ta formayı kapmak çok daha zor olacaktır. Bu açıdan kendisinin eskiye nazaran daha çok çalışması gerekecek. Bazen oyun içinde gereksiz bir şekilde hakemle tartışmaları da Beşiktaş'ta başını ağrıtabilir. Bu yüzden kendisinin bu davranışlarını kontrol etmesi gerekiyor.
Gökhan'ı Beşiktaş özelinde değerlendirmek gerekirse, en önemli özelliği soldaki defansif yönünün iyi olması olacaktır. Beşiktaş'ın şu an elinde bulunan İsmail Köybaşı ve Uğur Boral daha çok ofansif yönleri ile dikkat çeken isimler ve çoğu zaman defansif anlamda bocaladıkları oluyor. Zaten Uğur'un çok sonradan bek olarak forma giydiğini ve bu işi çok iyi yapamadığını da belirtmek gerek. Bu oyuncular dışında kadroda tutulan bir diğer isim ise Emre Özkan'dı. Emre Beşiktaş alt yapısından yetişmiş, daha sonra kiralık olarak forma giydiği Ordusporda başarılı bir performans sergilemişti ve bu sezon kampa götürülen isimlerden biri olmuştu. Sergilediği performans ile belli bir seviyeye kadar yükseldiğini ispat etse de, Beşiktaş'ta ilk 11'de şans bulması pek mümkün değildi.
Bu açıdan defansif yönü güçlü ve Beşiktaş'ın oynamak istediği tempolu oyuna uyum sağlayacak bir isim aslında forvetteki sorun kadar acil olmasa da önemliydi. Bu açıdan Gökhan Süzen'in transferi oldukça mantıklı bir hamle oldu. Ayrıca Emre Özkan'ın takasta değerlendirilmesi de hem gereksiz şişkinliği önledi, hem de maddi anlamda Gökhan'ın daha ucuza mal edilmesinin yolunu açtı.
Gökhan'ın Beşiktaş'ta rolü büyük olasılıkla sol bek olacaktır. Önde gösterdiği performans, kadrodaki diğer oyuncuların çok gerisinde kalabilir. Zaman zaman 4-3-3'de orta üçlünün solunda da izleyebiliriz kendisini. Bu sayede Aybaba'ya, Uğur'u da bek yerine daha önde değerlendirme şansı doğacaktır.
Kendisi bu yaz evlendi ve bu futbolcuların genelde performansına olumlu yansır. Umarım iyi çalışır ve uzun süre siyah beyazlı formayı giyer ya da kendini daha çok geliştirip hayalini kurduğu Liverpool'da forma giymeyi başarır.
Yaş: 25
Boy: 180cm
2 Eylül 2012
1.9 0-3 Beşiktaş
Beşiktaşlı normalde alışık değildir böylesi maçlara ve skorlara. Son senelerde arada bir yaşar oldu bu duyguyu, oysa seneler önce 4-5-6 olsun diye besteler yapılırdı bu takıma. Kara kartal 33 dakika içinde maçı kazanmayı bildi. Sezon içinde devamı gelir mi bilinmez ama skorun bu kadar çabuk kazanılmasında oyuncuların istek ve arzusu belirleyiciydi.
Aybaba maça, derbide sorun yaşayan savunma hattında ufak bir değişiklikle başladı. Orta alanda Toraman'dan boşalan yeri de Necip ile doldurdu. Hücum hattındaki zorunlu değişikliğin dışında, tek fark kalede oldu. Milli takıma davet edilen Cenk, kaleyi İskoç McGregor'a bırakmıştı. Kendisinin kalitesini hem Rangers'ın Avrupa maçlarından, hem de İskoçya milli takımından biliyoruz. Rakibin seviye olarak yetersiz kalması sebebi ile kendisini taraftara göstermeye pek fırsatı olmadı ama yine de maç içindeki soğukkanlılığı ve oyunu zaman zaman sakinleştirmeyi bilmesi ile tecrübenin kalede ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ispat etti.
Beşiktaş maça orta sahadaki direnci sayesinde iyi başladı ve kısa süre sonra takımın şefi Fernandes'in golü ile 1-0 öne geçti. Burada dikkat çeken Beşiktaş'ın futbol iştahıydı. Bu isteğe karşı, Karabüksporlu oyuncular maç başlamadan bitse de gitsek kıvamında bir oyun sergiliyordu sanki. Sağdan bindirme yapan Hilbert'in karşısındaki Shelton'un tutuk kalması, ceza sahasına süzülen Fernandes'e Mabiala ve Kaan'ın eşlik bile etmemesi bunun en güzel örnekleriydi.
Rakip bu denli oyundan kopuk olunca, ister istemez bu takıma da yansıdı. Belli bir süre sonra motivasyonda düşüşler yaşandı. Kısa süre sonra Lualua bunu fırsata çevirdi ama arka direkte sakat bir şekilde sahada yerini alan Shelton topu direğe nişanladı. Pozisyon gol olsa da pek bir şey değişmezdi diye düşünüyorum, çünkü Karabükspor sahada olmak istemiyordu.
Oyun tekrar Beşiktaş'ın istediği kıvama gelen zaman dilimlerinde, Uğur Boral orta sahadan aldığı topla Lualua ve İshak'ın arasından çok rahat bir şekilde geçti ve ters ayağı ile attığı golle bizlere İbrahim Üzülmezi hatırlattı. Rakibin dirençsizliğinin golde payı büyük olsa da, bu denli isabetli bir şutu çıkarmakla alkışı hak ediyor.
Beşiktaş skor avantajını ele geçirdi derken, kısa süre sonra gelen Fernandes'in ikinci golünün ardından çalan hakemin düdüğü maçın gayrı resmi bitişi anlamına geliyordu. Batuhan'ın goldeki çabası, maçın en güzel olaylarından biriydi. Maç içinde devamlı Fernandes'i araması, onunla yardımlaşma isteği Beşiktaş'ın hücumdaki zenginliği için çok önemli ve değerliydi. Defans arkasına bıraktığı pas, atacağı bir golden çok daha değerli oldu böylece.
Oyunun ikinci devresinde de rakip her hangi bir gayret içinde bulunmayınca ve gücü de yetmeyince maçı Beşiktaş beklenenden çok daha rahat bir şekilde bitirdi. Oyuna daha sonradan giren Oğuzhan'ın ve baskıları ile Beşiktaş'a hayat veren Olcay'ın pozisyonları da oldukça önemliydi. Oyuncuların skordan bağımsız bu denli arzulu olmaları Beşiktaş için önemli bir artı.
Skorun cazibesi yine de bizleri aldatmamalı ve Beşiktaş'ın çok uzun bir yolu olduğu gerçeği unutulmamalı. Önemli olan Aybaba'nın tam anlamı ile kadrosunu oturtana kadar geçecek zaman diliminde, bu tip maçları kayıpsız atlatmalı.
30 Ağustos 2012
Şampiyonlar Ligi Grupları
A Grubu E Grubu
1. FC Porto 1. FC Chelsea
2. Dinamo Kyiv 2. Shaktar Donetsk
3. PSG 3. Juventus
4. Dinamo Zagreb 4. FC Nordsjaelland
B Grubu F Grubu
1. Arsenal 1. FC Bayern München
2. FC Schalke 04 2. FC Valencia
3. Olympiacos 3. LOSC Lille
4. Montpellier 4. BATE Borisov
C Grubu G Grubu
1. AC Milan 1. FC Barcelona
2. Zenit St.Petersburg 2. SL Benfica
3. RSC Anderlecht 3. Spartak Moskva
4. Malaga 4. Celtic Glasgow
D Grubu H Grubu
1. Real Madrid 1. Manchester United
2. Manchester City 2. SC Braga
3. AFC Ajax 3. Galatasaray
4. Borussia Dortmund 4. CFR Cluj
Final Maçı : Wembley Stadı ( İngiltere ) - 25 Mayıs 2013
Takımların ülkelere göre dağılımı ise şu şekilde. 4 İngiltere, 4 İspanya, Fransa 3, Alman 3, Portekiz 3, İtalya 2, Ukrayna 2, Rusya 2, Yunanistan 1, Hollanda 1, Belçika 1, İskoçya 1, Beyaz Rusya 1, Romanya 1, Hırvatistan 1, Danimarka 1 ve Türkiye 1.
İlk defa katılanlar; Malaga, Montpellier ve Nordsjaelland.
Kupayı daha önce kazanmış olanlar; Borussia Dortmund, Celtic FC, Juventus, AFC Ajax, SL Benfica, AC Milan, FC Porto, Real Madrid, Bayern München, Manchester United, FC Barcelona, Chelsea FC.
Ölüm Grubu; D Grubu
Kolay Grup; A Grubu
Ölüm Grubu; D Grubu
Kolay Grup; A Grubu
Şampiyonlar Ligi 2012/13
Bugün biten maçların ardından son 32 takım belli oldu. Bundesliga'dan 3 takım yoluna devam ediyor. Torbaların dağılımı şu şekilde;
1.Torba
Chelsea London
Bayern München
FC Barcelona
AC Milan
FC Porto
Arsenal London
Real Madrid
Manchester United
2.Torba
FC Valencia
Shaktar Donetsk
Benfica Lisbon
SC Braga
Manchester City
FC Schalke 04
Dinamo Kiev
Zenit St.Petersburg
3.Torba
Galatasaray SK
Olimpiakos
Ajax Amsterdam
RSC Anderlecht
Juventus
Spartak Moskova
Paris Saint Germain
OSC Lille
4.Torba
Celtic Glasgow
Borussia Dortmund
BATE Borisov
Dinamo Zagreb
CFR Cluj
FC Malaga
HSC Montpellier
FC Nordsjaelland
1.Torba
Chelsea London
Bayern München
FC Barcelona
AC Milan
FC Porto
Arsenal London
Real Madrid
Manchester United
2.Torba
FC Valencia
Shaktar Donetsk
Benfica Lisbon
SC Braga
Manchester City
FC Schalke 04
Dinamo Kiev
Zenit St.Petersburg
3.Torba
Galatasaray SK
Olimpiakos
Ajax Amsterdam
RSC Anderlecht
Juventus
Spartak Moskova
Paris Saint Germain
OSC Lille
4.Torba
Celtic Glasgow
Borussia Dortmund
BATE Borisov
Dinamo Zagreb
CFR Cluj
FC Malaga
HSC Montpellier
FC Nordsjaelland
Fabian Ernst Röportajı
Transfermarkt.de sitesi Fabian Ernst ile kısa bir röportaj yapmış. Beşiktaş'tan Bundesliga'ya, Schalke'den Kasımpaşa'ya kadar her konuya değinmeye çalışmışlar. Oyuncular genelde kendi ülkelerinden gelen basına daha farklı konuşurlar. Bu açıdan her hangi bir değerlendirme yapmadan sadece yüzeysel bir tercüme yapıp, röportajı paylaşmak istiyorum.
Soru: Beşiktaş'tan Kasımpaşa'ya transferiniz nasıl gerçekleşti?
Cevap: Her şey çok çabuk gelişti. Tatildeyken yönetimden artık takımda yer alamayacağımın ve kampa götürülmeyeceğimin haberini aldım. Karşılıklı bir çok kez görüşüldü, sonuç olarak olaylar benim Beşiktaştan ayrılmam ve yeni bir takım aramamı gerektirdi.
Soru: Beşiktaş'tan paranızı almak için bekletildiğiniz söyleniyor?
Cevap: İnsan bunu gizlemeye çalışıyor. Yine de bazı şeyleri birbirine karıştırmamak lazım. Ben sahada her zaman performansımı sergilemeye gayret ederim ve bunun karşılığında da karşımdakilerin de profosyonel davranmasını bekler, arada bir paramı almak isterim.
Soru: Transfer olmanıza rağmen, İstanbulda kalmayı tercih ettiniz. Nedir sizi buraya sadık kılan?
Cevap: Burası harika bir şehir. İnsan burada her şeyi bulabiliyor ve boğaz sayesinde uluslararası bir havası var.
Soru: Türkçeniz nasıl?
Cevap: Uzun zamandan beri burada olmam sebebi ile aslında daha iyi olmalıydı ama Türkçe çok zor bir dil. İlk başlarda öğrenmeye çalıştım ve bu seviye günlük hayat için yeterli.
Soru: Sizce Alman ve Türk futbolu arasındaki bariz farklar nelerdir?
Cevap: Almanyada futbol daha taktiksel oynanıyor ve oyuncuların taktik bilgileri daha iyi. Türkiyede ise daha düzensiz ve oyun bu yüzden daha çok güce dayalı bir hal alıyor, kafayla duvara delmeyi dener gibi. Bu dolayısı ile oyunu biraz enterasan kılıyor ama aynı zamanda hırçın ve karışık.
Soru: Kariyerinizin unutulmaz anları nelerdir?
Cevap: Werder Bremenle kazanılan şampiyonluk ve DFB kupası benim için özeldi. Schalke'de geçirdiğim günlerde güzeldi diyebilirim. Bunları hatırlamaktan mutluluk duyuyorum.
Soru: Sizce Bundesliga kariyeriniz daha iyi olabilir miydi?
Cevap: Schalke ile şampiyonluğu kıl payı kaybettim, aynı şekilde Avrupada da oldukça başarılıydık ama sonu gelmedi. Sonuç itibari ile bu durumdan da memnunum.
Soru: Eski takım arkadaşlarınızdan görüştükleriniz var mı?
Cevap: Evet, bazıları ile görüşüyorum.
Soru: Kariyerinizde hiç pişmanlık duyduğunuz bir davranışınız oldu mu?
Cevap: Hayır.
Soru: Kariyeriniz boyunca beraber oynadığınız en yetenekli futbolcu kimdir?
Cevap: Buna cevap vermek oldukça zor. Ben uzun süredir futbol oynuyorum ve cidden çok yetenekli isimlerle beraber forma giydim. Mesela genç yaşında Schalkede oynarken potansiyelini göremedikleri ama daha sonra Bremen'de giden Mesut Özil. Hikayenin geri kalanını biliyorsunuz.
Soru: Dortmund'un Almanyada bu denli bir güç olması hakkındaki fikriniz nedir?
Cevap: Bu sabahtan akşama olmadı, senelerin sonucunda oluştu. İyi futbol oynayan genç ve yetenekli oyuncuları var.
Soru: Bu sezon sizce Bundesligada kim küme düşer, kim şampiyon olur?
Cevap: Düşecekleri tahmin etmek aşağıdakilerin topladığı puanların genelde birbirine yakın olması sebebiyle zor. Yukarda ise iki senedir şampiyon olamayan Bayern'in oldukça hırslı olacağını ve bu yüzden şampiyonluğu kimseye vermeyeceğini düşünüyorum.
Soru: Tekrar Beşiktaş döneminize dönelim: Sizden paranızda indirim yapmanız istendi mi?
Cevap: Evet. Bunun dışında hoca planlarında beni düşünmediğini söyledi. Bu yüzden daha az bir para alıp, oynayamamak pek mantıklı değildi.
Soru: Peki indirim olayı sizin için kabul edilebilir miydi?
Cevap: İnsanlar her şey üzerine normal bir şekilde konuşabilirler, kesinlikle bir orta yol bulabilirdik. Şimdi farklı bir durum var ve geçen haftalarda Kasımpaşada da iyi futbol oynandığını gösterdik.
Soru: Yeni sezonda Kasımpaşa'nın hedefi nedir?
Cevap: Öncelikle kulüp çok profesyonel yönetiliyor ve bir çok yeni transfer yapıldı. Kısaca özetlersek yeni bir takımız. Süper ligin tecrübeli ve yetenekli isimleri kadroya eklendi ama öncelikle bir takım olabilmeliyiz.
Soru: Sizce Galatasaray ve Fenerbahçe ligi domine edebilecek mi?
Cevap: Oyuncuların isimlerine baktığımızda bu iki takım mutlaka zirvede yer alma savaşı içinde olacaktır. Ama son senelerde bir çok kez olduğu gibi iki ya da üç süpriz takım yukarlarda yer bulacaktır.
Soru: Şu an 33 yaşındasınız. Sizi daha ne kadar profesyonel futbolun içinde göreceğiz?
Cevap: Bu konu hakkında bir çok kez kafa yordum ama hiç bir sonuca varamadım. Bence insan zevk aldığı sürece futbolu bırakmamalı.
Soru: Beşiktaş'tan Kasımpaşa'ya transferiniz nasıl gerçekleşti?
Cevap: Her şey çok çabuk gelişti. Tatildeyken yönetimden artık takımda yer alamayacağımın ve kampa götürülmeyeceğimin haberini aldım. Karşılıklı bir çok kez görüşüldü, sonuç olarak olaylar benim Beşiktaştan ayrılmam ve yeni bir takım aramamı gerektirdi.
Soru: Beşiktaş'tan paranızı almak için bekletildiğiniz söyleniyor?
Cevap: İnsan bunu gizlemeye çalışıyor. Yine de bazı şeyleri birbirine karıştırmamak lazım. Ben sahada her zaman performansımı sergilemeye gayret ederim ve bunun karşılığında da karşımdakilerin de profosyonel davranmasını bekler, arada bir paramı almak isterim.
Soru: Transfer olmanıza rağmen, İstanbulda kalmayı tercih ettiniz. Nedir sizi buraya sadık kılan?
Cevap: Burası harika bir şehir. İnsan burada her şeyi bulabiliyor ve boğaz sayesinde uluslararası bir havası var.
Soru: Türkçeniz nasıl?
Cevap: Uzun zamandan beri burada olmam sebebi ile aslında daha iyi olmalıydı ama Türkçe çok zor bir dil. İlk başlarda öğrenmeye çalıştım ve bu seviye günlük hayat için yeterli.
Soru: Sizce Alman ve Türk futbolu arasındaki bariz farklar nelerdir?
Cevap: Almanyada futbol daha taktiksel oynanıyor ve oyuncuların taktik bilgileri daha iyi. Türkiyede ise daha düzensiz ve oyun bu yüzden daha çok güce dayalı bir hal alıyor, kafayla duvara delmeyi dener gibi. Bu dolayısı ile oyunu biraz enterasan kılıyor ama aynı zamanda hırçın ve karışık.
Soru: Kariyerinizin unutulmaz anları nelerdir?
Cevap: Werder Bremenle kazanılan şampiyonluk ve DFB kupası benim için özeldi. Schalke'de geçirdiğim günlerde güzeldi diyebilirim. Bunları hatırlamaktan mutluluk duyuyorum.
Soru: Sizce Bundesliga kariyeriniz daha iyi olabilir miydi?
Cevap: Schalke ile şampiyonluğu kıl payı kaybettim, aynı şekilde Avrupada da oldukça başarılıydık ama sonu gelmedi. Sonuç itibari ile bu durumdan da memnunum.
Soru: Eski takım arkadaşlarınızdan görüştükleriniz var mı?
Cevap: Evet, bazıları ile görüşüyorum.
Soru: Kariyerinizde hiç pişmanlık duyduğunuz bir davranışınız oldu mu?
Cevap: Hayır.
Soru: Kariyeriniz boyunca beraber oynadığınız en yetenekli futbolcu kimdir?
Cevap: Buna cevap vermek oldukça zor. Ben uzun süredir futbol oynuyorum ve cidden çok yetenekli isimlerle beraber forma giydim. Mesela genç yaşında Schalkede oynarken potansiyelini göremedikleri ama daha sonra Bremen'de giden Mesut Özil. Hikayenin geri kalanını biliyorsunuz.
Soru: Dortmund'un Almanyada bu denli bir güç olması hakkındaki fikriniz nedir?
Cevap: Bu sabahtan akşama olmadı, senelerin sonucunda oluştu. İyi futbol oynayan genç ve yetenekli oyuncuları var.
Soru: Bu sezon sizce Bundesligada kim küme düşer, kim şampiyon olur?
Cevap: Düşecekleri tahmin etmek aşağıdakilerin topladığı puanların genelde birbirine yakın olması sebebiyle zor. Yukarda ise iki senedir şampiyon olamayan Bayern'in oldukça hırslı olacağını ve bu yüzden şampiyonluğu kimseye vermeyeceğini düşünüyorum.
Soru: Tekrar Beşiktaş döneminize dönelim: Sizden paranızda indirim yapmanız istendi mi?
Cevap: Evet. Bunun dışında hoca planlarında beni düşünmediğini söyledi. Bu yüzden daha az bir para alıp, oynayamamak pek mantıklı değildi.
Soru: Peki indirim olayı sizin için kabul edilebilir miydi?
Cevap: İnsanlar her şey üzerine normal bir şekilde konuşabilirler, kesinlikle bir orta yol bulabilirdik. Şimdi farklı bir durum var ve geçen haftalarda Kasımpaşada da iyi futbol oynandığını gösterdik.
Soru: Yeni sezonda Kasımpaşa'nın hedefi nedir?
Cevap: Öncelikle kulüp çok profesyonel yönetiliyor ve bir çok yeni transfer yapıldı. Kısaca özetlersek yeni bir takımız. Süper ligin tecrübeli ve yetenekli isimleri kadroya eklendi ama öncelikle bir takım olabilmeliyiz.
Soru: Sizce Galatasaray ve Fenerbahçe ligi domine edebilecek mi?
Cevap: Oyuncuların isimlerine baktığımızda bu iki takım mutlaka zirvede yer alma savaşı içinde olacaktır. Ama son senelerde bir çok kez olduğu gibi iki ya da üç süpriz takım yukarlarda yer bulacaktır.
Soru: Şu an 33 yaşındasınız. Sizi daha ne kadar profesyonel futbolun içinde göreceğiz?
Cevap: Bu konu hakkında bir çok kez kafa yordum ama hiç bir sonuca varamadım. Bence insan zevk aldığı sürece futbolu bırakmamalı.
27 Ağustos 2012
Beşiktaş 3-3 Galatasaray
Derbi maçlarının havası her zaman farklıdır. Bu gerçek hiç bir zaman değişmiyor. Beşiktaş bu sezon beklentilerden uzak başladığı ligde, ne yapacağı en çok merak edilen takımlardan birisi olarak sahadaki yerini aldı. Rakip flaş transferleri ve kazandığı süper kupa ile Galatasaraydı. Ama herşey kağıt üstünde kalıyor işte.
Samet Aybaba tercihini elinde derbi tecrübesi taşıyan isimlerden yana kullanmıştı. Kalede Cenk Gönen, geri dörtlüde ise Sevilla'da üst düzey maçlar oynamış Escude, Fenerbahçe'de uzun süre forma giymiş Uğur Boral ve Beşiktaş'ın demirbaşları diyebileceğimiz Roberto Hilbert ve Tomas Sivok ile başladı. Orta sahada da durum bundan farklı değildi. Kesici tercihini uzun süredir Beşiktaş'ta forma giyen İbrahim Toraman'dan yana kullanmıştı. Onun önünde ise geçen sezonun en kilit isimleri Veli Kavlak ve Manuel Fernandes vardı. Forvet mevkisinde ise tercih Mustafa Pektemek ve Filip Holosko'dan yana oldu. Bu oyuncular da bu seviyedeki maçlara yabancı isimler değildi. Kadroda bu açıdan yabancılık yaşayacak tek isim Olcay Şahandı. O da gerek Bundesliga tecrübesi, gerek mentalite yapısı ile bu farkı kapatabilecek bir isimdi.
Galatasarayda ise durum çok da farklı değildi. Geçen sezon şampiyon olan takımın kaleci ve geri dörtlüsü aynı şekli ile sahadaydı. Önlerindeki Selçuk ve Melo ikiliside yine beraber görev aldılar. Bunlardan farklı olarak sahada Hamit Altıntop vardı. Diğer çizgide ise geçen sezon parlayan ama bu sezon da aynı şekilde devam eden Emre Çolak forma giydi. İlerde ise Fransada geçirdiği bir sezonda mücadele yeteneğinin üzerine, ciddi anlamda mental gelişimini de sağlamış Umut Bulut ile Elmander forma giydi. Aynı Aybaba gibi Terim de tercihini birbirini daha iyi tanıyan isimlerden yana kullandı.
Bu tecrübeye güvenin eksik olan kısmı Sivok ile Escude'nin uyumunun ne seviyede olacağıydı. Bu eksiklik de maçın hemen başında Galatasaray'ın üst üste yakaladığı pozisyonlarda net bir şekilde ortaya çıktı. İki oyuncunun uyumu çabuk atlatması bu açıdan siyah beyazlılar için çok kritik. İkiside oldukça iyi stoperler olmasına rağmen, iyi bir ikili oluşturmak çok zordur.
Takım bu zorluklarla boğuşurken Fernandes'in kazandığı ve kullandığı serbest vuruştan gelen gol ile Beşiktaş bir anda öne geçti. Bu gol Galatasaray üzerinde kısa süreli bir şok etkisi yaratsa da, gerekli baskıyı tekrardan sağlaması için Beşiktaşında katkıları oldu. Escude,Sivok ve Toraman üçgeninin uyumsuzluğu yüzünden çok alakasız bir gol ile maça tekrar eşitlik geldi.
Beşiktaş'ın rakibe baskıya dayalı oyun anlayışı savunmada başarılı ama toplu oyunda başarısız kalmasından dolayı maçın genel hakimi Galatasaray oluyordu. Oyun bu şekilde ilerlerken Olcayla çıkılan hızlı bir kontrada defansif anlayışı bozulan sarı kırmızılılar topu uzaklaştırdım derken, tekrar Beşiktaş karşı atağa geçti ve Holosko bilindik gollerinden bir tanesine daha imza attı. Holosko, forvet olarak bu takıma mevcut şartlarda katkı vereceğinin sinyallerini verdi. İlk yarı tam bitti derken, oyun temposunun kontrolünü sağlayamayan Beşiktaş, alan paylaşımında inanılmaz bir hata yaptı ve kornerden gelen golle Galatasaray'ı tekrar maça ortak etti. İki haftada böylesine kolay yenen duran top golleri ilerisi için iyi sinyaller vermiyor Beşiktaş adına.
İkinci devrede ise daha iyi Beşiktaş vardı sahada. Biraz daha topa hükmeden, zaman zaman oyun temposunu belirleyen ve pozisyon bulabilen bir takım kimliğine büründü kara kartal. Oyundaki bu hakimiyet kısa süre sonra Holosko'yu Olcan Şahan'ın büyük katkısı ile tekrar golle buluşturdu. Gol'den sonra Beşiktaş diğer iki golün aksine oyuna daha da sarıldı. Başta Fernandes olmak üzere bir çok isimle pozisyona girmeyi başardı. Mustafa Pektemeğin sakatlığı sonrası oyuna giren Batuhan Karadeniz hızlı çıkılan ataklarda yeterince etkili olamadı. Mustafa'nın durumu maçın belkide en önemli olayıydı. Bu denli yetenekli bir oyuncunun genç yaşta tekrardan böylesine ağır sakatlıklarla boğuşuyor olması cidden çok üzücü. Umarım sağlam bir şekilde geri döner. Bu şartlar altında iyi bir forvet ihtiyacı Almeida'nın ayrılma ihtimalinden ötürü düşünülyorken, şu an şart oldu. Beşiktaş'ın nokta atışına ihtiyacı var.
Maçın sonları yaklaştıkca ibre tekrardan terse döndü ve Galatasaray ağırlığını hissettirmeye çalıştı. Daha sonradan oyuna dahil olan Burak Yılmaz yine her zaman yaptığını yaptı ve haksız penaltılarına bir yenisini daha ekledi. Orta hakemin pozisyonun penaltı olduğuna inandığını sanmıyorum. Yardımcı'nın olmayanı görmesi ve Bülent Yıldırım'ı uyarmasının sonra uzun bir beklemenin ardından düdüğü çalması buna en güzel örnek diye düşünüyorum. Aynı rahatlığı Telekom ya da Saraçoğlunda gösterebiliyorlar mı? Tabiki hayır. Ayrıca hakemlerin Burak Yılmaz'ın bu hareketlerine biraz daha hassas davranmalarını gerek diye düşünüyorum. Golün ardından Beşiktaş kafa olarak geçmiş sezonlardaki derbilerde olduğu gibi maçtan koptu. Bu süreçte verilen pozisyonlar gol olmayınca maç berabere bitti.
Beklenenin aksine istekli ve arzulu bu takım, aynı oyununu genele yayar ve topa biraz daha fazla hükmedebilirse daha etkili bir takım olacaktır. Bunun dışında Samet hoca'nın defans hattında çok fazla oynamadan iskeletini oluşturması gerekiyor. İsabetli orta yüzdesinde %14 gibi korkunç bir rakamda mutlaka dikkate alınmalı.
Samet Aybaba tercihini elinde derbi tecrübesi taşıyan isimlerden yana kullanmıştı. Kalede Cenk Gönen, geri dörtlüde ise Sevilla'da üst düzey maçlar oynamış Escude, Fenerbahçe'de uzun süre forma giymiş Uğur Boral ve Beşiktaş'ın demirbaşları diyebileceğimiz Roberto Hilbert ve Tomas Sivok ile başladı. Orta sahada da durum bundan farklı değildi. Kesici tercihini uzun süredir Beşiktaş'ta forma giyen İbrahim Toraman'dan yana kullanmıştı. Onun önünde ise geçen sezonun en kilit isimleri Veli Kavlak ve Manuel Fernandes vardı. Forvet mevkisinde ise tercih Mustafa Pektemek ve Filip Holosko'dan yana oldu. Bu oyuncular da bu seviyedeki maçlara yabancı isimler değildi. Kadroda bu açıdan yabancılık yaşayacak tek isim Olcay Şahandı. O da gerek Bundesliga tecrübesi, gerek mentalite yapısı ile bu farkı kapatabilecek bir isimdi.
Galatasarayda ise durum çok da farklı değildi. Geçen sezon şampiyon olan takımın kaleci ve geri dörtlüsü aynı şekli ile sahadaydı. Önlerindeki Selçuk ve Melo ikiliside yine beraber görev aldılar. Bunlardan farklı olarak sahada Hamit Altıntop vardı. Diğer çizgide ise geçen sezon parlayan ama bu sezon da aynı şekilde devam eden Emre Çolak forma giydi. İlerde ise Fransada geçirdiği bir sezonda mücadele yeteneğinin üzerine, ciddi anlamda mental gelişimini de sağlamış Umut Bulut ile Elmander forma giydi. Aynı Aybaba gibi Terim de tercihini birbirini daha iyi tanıyan isimlerden yana kullandı.
Bu tecrübeye güvenin eksik olan kısmı Sivok ile Escude'nin uyumunun ne seviyede olacağıydı. Bu eksiklik de maçın hemen başında Galatasaray'ın üst üste yakaladığı pozisyonlarda net bir şekilde ortaya çıktı. İki oyuncunun uyumu çabuk atlatması bu açıdan siyah beyazlılar için çok kritik. İkiside oldukça iyi stoperler olmasına rağmen, iyi bir ikili oluşturmak çok zordur.
Takım bu zorluklarla boğuşurken Fernandes'in kazandığı ve kullandığı serbest vuruştan gelen gol ile Beşiktaş bir anda öne geçti. Bu gol Galatasaray üzerinde kısa süreli bir şok etkisi yaratsa da, gerekli baskıyı tekrardan sağlaması için Beşiktaşında katkıları oldu. Escude,Sivok ve Toraman üçgeninin uyumsuzluğu yüzünden çok alakasız bir gol ile maça tekrar eşitlik geldi.
Beşiktaş'ın rakibe baskıya dayalı oyun anlayışı savunmada başarılı ama toplu oyunda başarısız kalmasından dolayı maçın genel hakimi Galatasaray oluyordu. Oyun bu şekilde ilerlerken Olcayla çıkılan hızlı bir kontrada defansif anlayışı bozulan sarı kırmızılılar topu uzaklaştırdım derken, tekrar Beşiktaş karşı atağa geçti ve Holosko bilindik gollerinden bir tanesine daha imza attı. Holosko, forvet olarak bu takıma mevcut şartlarda katkı vereceğinin sinyallerini verdi. İlk yarı tam bitti derken, oyun temposunun kontrolünü sağlayamayan Beşiktaş, alan paylaşımında inanılmaz bir hata yaptı ve kornerden gelen golle Galatasaray'ı tekrar maça ortak etti. İki haftada böylesine kolay yenen duran top golleri ilerisi için iyi sinyaller vermiyor Beşiktaş adına.
İkinci devrede ise daha iyi Beşiktaş vardı sahada. Biraz daha topa hükmeden, zaman zaman oyun temposunu belirleyen ve pozisyon bulabilen bir takım kimliğine büründü kara kartal. Oyundaki bu hakimiyet kısa süre sonra Holosko'yu Olcan Şahan'ın büyük katkısı ile tekrar golle buluşturdu. Gol'den sonra Beşiktaş diğer iki golün aksine oyuna daha da sarıldı. Başta Fernandes olmak üzere bir çok isimle pozisyona girmeyi başardı. Mustafa Pektemeğin sakatlığı sonrası oyuna giren Batuhan Karadeniz hızlı çıkılan ataklarda yeterince etkili olamadı. Mustafa'nın durumu maçın belkide en önemli olayıydı. Bu denli yetenekli bir oyuncunun genç yaşta tekrardan böylesine ağır sakatlıklarla boğuşuyor olması cidden çok üzücü. Umarım sağlam bir şekilde geri döner. Bu şartlar altında iyi bir forvet ihtiyacı Almeida'nın ayrılma ihtimalinden ötürü düşünülyorken, şu an şart oldu. Beşiktaş'ın nokta atışına ihtiyacı var.
Maçın sonları yaklaştıkca ibre tekrardan terse döndü ve Galatasaray ağırlığını hissettirmeye çalıştı. Daha sonradan oyuna dahil olan Burak Yılmaz yine her zaman yaptığını yaptı ve haksız penaltılarına bir yenisini daha ekledi. Orta hakemin pozisyonun penaltı olduğuna inandığını sanmıyorum. Yardımcı'nın olmayanı görmesi ve Bülent Yıldırım'ı uyarmasının sonra uzun bir beklemenin ardından düdüğü çalması buna en güzel örnek diye düşünüyorum. Aynı rahatlığı Telekom ya da Saraçoğlunda gösterebiliyorlar mı? Tabiki hayır. Ayrıca hakemlerin Burak Yılmaz'ın bu hareketlerine biraz daha hassas davranmalarını gerek diye düşünüyorum. Golün ardından Beşiktaş kafa olarak geçmiş sezonlardaki derbilerde olduğu gibi maçtan koptu. Bu süreçte verilen pozisyonlar gol olmayınca maç berabere bitti.
Beklenenin aksine istekli ve arzulu bu takım, aynı oyununu genele yayar ve topa biraz daha fazla hükmedebilirse daha etkili bir takım olacaktır. Bunun dışında Samet hoca'nın defans hattında çok fazla oynamadan iskeletini oluşturması gerekiyor. İsabetli orta yüzdesinde %14 gibi korkunç bir rakamda mutlaka dikkate alınmalı.
19 Ağustos 2012
Beşiktaş 2012/13
Bugün itibari ile Beşiktaş sezonu açıyor. Kamp döneminde oldukça farklı takımlara karşı ter döken Kara Kartal'ın başta özkaynaktan olmak üzere bir çok futbolcusunu görme şansı yakaladık. Bu oyuncular dışında kiralık gitmiş olan futbolcularda kendilerini gösterme şansı buldular ve kadro yavaş yavaş oluşmaya başladı.
Kamp sürecinde Klagenfurt, Maccabi Haifa, Manchester City, J.Bialystok maçlarında farklı kadrolarla ve farklı dizilişlerle gördüğümüz Beşiktaş, daha sonra transfer edilen oyuncularla Türkiyede de başta Kayserispor olmak üzere Çaykur Rize, Sarıyer, Kartalspor gibi takımlarla mücadele etti. Avusturya kampında daha çok genç oyuncular içinde kimlerin kalacağı, kimlerin gideceği belirlenmeye çalışıldı. Türkiyedeki maçlarda da oynayacak kadroya ağırlık gösterildi. Rakiplerin genelde zayıf takım olması, çalışmaların ne kadar fayda gösterdiğini görmek ve eksikleri gidermek adına önemliydi.
Kadronun dışında kalan oyuncularla başlamak istiyorum ilk etapta. Geçen sezonki takımın önemli parçası olan Quaresma, Simao, Ernst, Alves, Holosko kadro dışı kaldılar. Bu oyuncular dışında Ekrem, Aurelio, Rüştü ile de yollar ayrıldı. Bu oyuncular dışında para konusunda anlaşamayan Egemen ile de yollar ayrılınca, geçmiş sezona göre oldukça farklı bir oyuncu kadrosu oluştu.
Kadro dışı kalan oyunculara baktığımızda Ernst ve Quaresma isimleri dışında oldukça fazla kişinin bu tercihi doğru bulduğunu düşünüyor ve gözlemliyorum. Aurelio ve Rüştü hem yaşı hemde yaşadığı ağır sakatlıklar yüzünden kalsa bile yeterince katkı verme şansı olmayacaktı. Aynı şekilde Ekremde de durum pek farklı değildi. Son 2 sezondur ciddi anlamda düşüş yaşayan Ekrem'i sağ ve sol bekte oynatarak daha da tahammül edilmez kıldık. Transferi futbol kitaplarına konu olabilecek Julio Alves hakkında ise yorum yapabilecek kadar gözlemleme şansımız olmadı malesef. Simao ve Ernst ise hem yaşları sebebi ile hemde aldıkları para yüzünden kadroda düşünülmediler. Simao'nun ciddi anlamda lige adapte olmakta zorlanması, Carvalhal ve Havutçu'nun onu kullanışındaki hataları düşününce bu tercihe de saygı duymak gerekir. Malesef futbolun içinde bu gerçekte var, olmayınca olmuyor.
Quaresma ve Ernst konusunda daha farklı bir yol izlenebilirdi diye düşünüyorum. Sonuçta bu iki futbolcu da zaman zaman ciddi katkı vermiş ve potansiyeli bilinen iki isimdi. Ernst'in eğer bana indirim teklif edilseydi kalırım açıklamasından sonra ise bu düşüncemin doğru olduğu fikrindeyim. Ernst sonuçta hem karakter olarak hemde futbol olarak takıma her zaman katkı verebilecek bir futbolcuydu. Quaresma konusu ise oldukça derin ve karmaşık. Oyuncunun aldığı para, verdiği katkı, taraftar ilişkisi, yönetimin tavrı ve açıklamaları gibi çok karışık durumlar olduğu için bu konu hakkındaki düşüncelerimi transfer döneminin sonuna erteliyorum.
Transferde ise Beşiktaş tam olarak net bir tablo çizemedi. Bu duruma ekonomik yapının da sebep olduğu acı bir gerçek. En basit örneğini Aybaba'nın çok istediği David Ospina'nın uzun pazarlıklar sonunda alınamaması ve ardından yedekte tutulan McGregor'un alınmasında da gördük. McGregor oldukça tecrübeli ve başarılı bir kaleci olsa da Ospina gibi geleceğe dönük bir yatırım olmadı. Stoper konusunda da Egemen'in ayrılışından sonra takımda kalmasını en başından beri istediğim Sivok'un kadroya dahil edilmesi oldukça iyi bir hamle oldu. Ersan'ın hazırlık maçlarında beklenen seviyede olmaması, Sezer'in de başarılı performans sergileyememesi Escude transferinin yolunu açtı. Aynı şekilde hoca belli değilken kadroya katılan Berat Çetinkaya'dan da istenilenin alınamamasının bunda etkili olduğunu düşünüyorum. Escude, Sevilla gibi bir takımda devamlı rakip ofans hattıyla karşı karşıya kalan bir oyun anlayışındaki başarısı ve tecrübesi ile Beşiktaş'a fayda sağlayacaktır ama aynı McGregor'da olduğu yaşı itibari ile uzun vadede değerlendirme şansı olmayacak. Uğur Boral transferini de bu açıdan değerlendirdiğimizde, Aybaba'nın bir şekilde ufak bütçelerle yarış içinde kalmak istediği ve yapılanmayı düşünmediğini akıllara getiriyor. Burada yapılan Olcay transferini ayrı bir kefeye koyabiliriz. Kendisi uzun süre Beşiktaş'a katkı verecek isimlerden biri olacaktır.
Bu isimler dışında kadroya Batuhan Karadeniz tekrar dahil oldu. Kendisinin sorunlu yapısı bir kenara, potansiyelini doğru kullandığında ne kadar faydalı bir isim olduğunu herkes biliyor. Bu açıdan opsiyon hakkı saklı tutulmak şartı ile kiralık olarak kadroya dahil olması mantıklı bir hamle oldu. Eğer hala aynı davranışta bulunursa kaybeden sadece Batuhan olur. Aynı şekilde CSKA Moskova maçındaki sakatlığından sonra yokları oynayan ve aldığı yüksek ücret yüzünden eleştiri konusu Holosko'nun da indirime gidip kalması şu şartlarda iyi oldu diyebiliriz. Bu sezon çift forvetli oyun anlayışında Holosko'nun daha farklı bir performans gösterebileceğini düşünüyorum. Bu da Filip için son bir şans olacaktır.
Tecrübeli oyuncular dışında takımımızın genç isimleride göz doldurdular. Geçen sezon Rizespor'da forma giyen Erkan Kaş ve Orduspor'da forma giyen Emre Özkan'ın kadroda yer alması oldukça iyi oldu. Beşiktaş özellikle İsmail'in yokluğunda, sol bek mevkisinde Süper Lig tecrübesi olan Emre'nin varlığından bu geçiş döneminde çok faydalanacaktır. Bu oyuncular dışında alttan gelen Hasan Türk, Muhammet Demirci, Mertcan Demirer gibi isimlerinde kadroda yer alacak olması yetenekleri itibari ile çoğu taraftarı heyecanlandırıyor. Bu oyuncular dışında Oğuzhan Özyakup, Burak Kaplan gibi Avrupada yetişen kaliteli yerlilerin de fark yaratacaklarını düşünüyorum. Samet Aybaba yönetiminde hepsi şans bulacaktır.
Ligin ilk maçının korkulu rakip İBB ile olacak olması bir yönden dezavantaj olsa da, siyah beyazlılara bu denli ters gelen bir takımla erkenden oynamakta aslında avantaj. Fikstürün ilk 9 maçı Beşiktaş adına oldukça zor geçecek. Kara kartal bu süreci ne kadar sağlam atlatırsa, devrenin geri kalanında da işi o derece kolaylaşacak. Hem Aybaba'nın hemde yönetimin güven kazanması adına bu dönem çok önemli. Rakiplerinin Avrupada mücadele edecek olması da başlı başına bir avantaj.
Beşiktaş bu sezona çok farklı başlıyor. İstenilen değişim tam anlamı ile beklendiği gibi olmadı. Bırakın rakiplerinden gözünden bakmayı, Beşiktaşlıların kendileri bile takımlarının ne yapabileceğini kestiremiyor. Sakin geçirdiği transfer döneminin ardından hedefi ligde ne olacak hep beraber izleyeceğiz ama gerçek olan Beşiktaş eksiklerine rağmen, yine en çok ilgi çekecek takımlardan bir olacaktır ve zirve yarışında yer alacaktır.
18 Ağustos 2012
Bundesliga 2012/13
Yeni sezon başlamadan önce kısaca takımları incelemek, gelenler gidenler ve bu senenin beklentileri neler olacak diye kısaca bir değerlendirme yapmanın tam zamanı. Sezon, cuma günü son şampiyon Borussia Dortmund'un Werder Bremen maçıyla başlıyor.
Bende değerlendirmeme Dortmund'dan başlamak istiyorum. NRW'nin parlayan takımı ilk olarak sezon içinde eski futbolcusu Reus'u zorlu bir transfer savaşının ardından kadrosuna katmıştı. Aslında takımın ciddi bir eksiği yoktu ama eldekileri tutamayacak olmanın getirdiği şartlar itibari ile transfer ihtiyacı doğdu. Takımdan ilk önce Lucas Barrios ayrıldı. Lewandowski'nin başarılı performansı ile iyice ikinci plana itilmiş olması ve bunun dışında Çin'den aldığı astronomik teklif ayrılmak için yeterliydi. Dortmund onun yerine bir kaç farklı isim arayışında bulunsa da, tercihini Stuttgart'ın genç forvetlerinden Julian Schieber'dan yana kullandı. Böylelikle yedekte kalmayı sorun etmeyecek, hemde Dortmund'un çok koşan ve yorucu oyun planına ayak uydurabilecek bir isim olması bu tercihte önemli bir sebepti. Bunun dışında en önemli kayıp ise Shinji Kagawa oldu. Sözleşme uzatmaya yanaşmaması ve İngilterede futbola devam etme isteği karşısında Dortmund çok direnmedi ve oyuncu ile yollar ayrıldı. Kagawa'dan doğan boşluğu Götze ile gidermek aslında çok yanlış bir hamle değil. Götze'nin çizgideki yerine ise Reus geçmiş olacak. Dortmund şu anki kadrosu ile ligin en hazır takımlarından birisi.
Geçen sezonun dünya çapındaki en iyi ikincisi (Bundesliga 2. - DFB Kupası 2. - Şampiyonlar Ligi 2.) Bayern'de ise hareketli bir transfer dönemi yaşandı. İlk olarak çok fazla forma şansı bulamayan Oliç ve Pranjiç ile yolları ayırdılar. Forvetteki eksikliği yoğun arayışlar sonunda eski futbolcuları Claudio Pizarro ve bir başka Hırvat golcü Mario Mandzukiç ile giderdiler. Bu sezon Bayerndeki oyuncu tercihleri yine eskiden olduğu gibi Bundesliga içinden oldu. Defansa geçen sene çok iyi bir sezon geçiren Gladbach'tan Dante transfer edildi. Bunların dışında sezon içinde transfer edilen Shaqiri'yi de ekleyince, alternatifi bol ve güçlü bir takım ortaya çıktı. Son olarak transferi her an bitmesi beklenen Atletico Bilbaolu Javi Martinez ile kadrodaki derinlik çok üst düzeye taşınacak. Geçen sezon yaşanan sakatlıklarda ve form düşüklüklerinde ciddi sıkıntılar yaşadıkları için, bu sezon tedbirli davranıyorlar. Bunların dışında alt takımdan kadroya dahil olan Emre Can'ı da unutmamak gerekir. Bayern her zaman olduğu gibi bu sezonda şampiyonluklara oynayacaktır.
Şampiyonlar Ligi biletini kapan Schalke'de de transfer dönemi eski dönemlere göre oldukça sakin geçti. İlk olarak Leverkusende yaşadığı sakatlıklar sonucu forma şansı bulamayan Tranquillo Barnetta ile anlaşıldı. İleri uçtaki performansı yitirmemek adına Obasi'nin Hoffenheim'dan bonservisi alındı. Bunların dışında geçen sezonun flaş ekibi Gladbach'la sözleşmesi biten orta saha Neustaedter'le anlaşıldı. Magath döneminden kalan şişkin kadroyu eritme çabaları hala sürüyor. İskeletini tutmayı başaran Schalke'nin yine benzer bir performans sergileyip en üstlerde yer alacağını düşünüyorum.
Geçen sezonun flaş ekibi Borussia Mönchengladbach da ise yaprak dökümü sert oldu. Oyuncularının dışında teknik direktör Favre'nin kalıp kalmayacağının da bir süre belirsizlikte kalması Gladbach için uzun süre sorunların devam etmesine sebep oldu. Kısa süre sonra Favre ile sorunlar çözülünce kadroda da toparlanma başladı. Bu bahsedilen süreçte Neustaedter, Dante ve Anderson takımdan ayrıldılar. Bunlardan önce sezon içinde Reus'un da ayrılması ile takımın iskeleti sarsılmış oldu. Toparlanmanın ardından ise flaş transferler başladı. Twente'den De Jong, Basel'den Xhaka, Atletico Madrid'den Alvaro Dominguez gibi genç ama başarılı futbolcular kadroya dahil edildiler. Bu oyuncuların hepsinin ortak noktası ise, Favre'nin oyun anlayışını sahaya yansıtabilecek kapasitede olmaları. Gidenlere rağmen, bu sezonun da süpriz takımı olmaya adaylar.
Bayer Leverkusen, kadrosunda yer alan Rene Adler, Barnetta, Michael Ballack ve Eren Derdiyok gibi isimler ile yolları ayırdı. İlk olarak forvet eksiğini gidermek için Rudi Völler kısa bir Güney Amerika turu yaptı ve daha önce izledikleri oyuncularla görüşmeler yaptı. Sonuçta bir ara Beşiktaş'ın da gündemine gelen Junior Fernandes'i kadroya dahil ettiler. Ciddi anlamda katkı sağlayacağını düşünüyorum Fernandes'in. Fernandes dışında Real Madrid Castilla'dan genç sağ bek Daniel Carvajal transfer edildi. Bundesliga içinden ise Nürnbergde başarılı bir sezon geçiren Wollscheid alındı. Bundesligada ve Avrupada başarılı performansını sürdürürse, gelecekte milli takıma kadar çıkabilir. Aşağıdan gelen Samed Yeşil'de potansiyel olarak çok önemli bir golcü. Umarım yeterince forma şansı bulur ve o muazzam yeteneğini doya doya izleriz. Genel itibari ile Leverkusende bu sezon dengeler çok hassas. Kırılma süreçlerini nasıl atlatırlar kestirmesi zor.
Transfer dönemini en durgun geçiren takımlardan bir tanesi de VfB Stuttgart oldu. Schieber'in Dortmund'a satılması dışında ciddi bir kayıpları olmadı. Kadroya sadece Hertha Berlin'den Labbadia'nın eski öğrencisi Tunay Torun dahil oldu. Labbadia ekmeğini taştan çıkaran bir hoca olması itibari ile beklenin aksine bu kadrodan çok şey çıkartabilir.
Geçen sezon Slomka ile beraber hem ligde hemde Uefa'da ciddi başarılar yakalayan Hannover ise sadece Pogatetz'i kadrosunda tutamadı. Ondan boşalan yeri Standart Liege'den Felipe ile doldurdular. Benzer bir futbol sergileyebilmeleri için önlerinde hiç bir engel yok.
Magath'ın Wolfsburg'u ise hem yurt içinden hemde yurt dışından bir çok transfere imza attı. Öncelikle Bremen'den Naldo'yu kadrolarında kattılar. Manduzkiç'ten boşalan forvet mevkisini Heerenveen'den Bas Dost ve Bayern'den İvica Oliç ile doldurdular. Bunların dışında Atletico Madrid'den geri dönen Diego ve Roma'da kiralık forma giyen Simon Kjaer de kadroya eklendi. Diğer kiralıklarla beraber şişkin kadrodan kimler gidecek henüz netleşmiş değil. Wolfsburg'un bu tablo karşısında iki ihtimali var: Ya bir kaç sene önceki gibi ligin zirvesinde mücadele edecekler ya da küme düşme potasında yer alacaklar.
Werder Bremen ise son senelerde yaşadığı düşüş ve zor sürecin ardından yenilenmeye gitti. Takımda uzun süredir forma giyen Naldo, Pizarro, Rosenberg, Borowski, Wiese ve Silvestre ile yollar ayrıldı. Bunun dışında Marko Marinde Chelsea'ye transfer oldu. Naldo'nun eksikliğini 1.Bundesliga'ya yükselen Fortuna'nın serbest olan stoperi Lukimya ile giderdiler. Avrupa Şampiyonasında göz dolduran Çek sağ bek Gebre Selassie ile de anlaştılar. Hücum bölgesinde ise daha arayışlar sürüyor. Daha önce Hamburg'da forma giyen Hollandalı Elia ve Bayern'den kiralanan Petersen dışında bir tavkiye yapılmadı. Samed ve Emre Can'ın ekibinden bir başka isim olan Levent Ayçiçek'te bu sezon A takımda yer almaya başlayacak. Ondan da beklentiler yüksek. Bu sezon mevcut kadro ile Bremen yapılanma sürecini en az hasarla atlatma çabası içinde olacak.
Ciddi bir yapılanmaya giden Hamburg'da ise akıllıca hamleler yapıldı. Kaleyi hak ettiği yere sakatlıklar yüzünden ulaşamamış Rene Adler'e verdiler. Hamburgdan ayrılan Petriç'in yerini, potansiyeli çok yüksek olduğunu düşündüğüm Artem Rudnev ile kapattılar. Orta sahada senelerdir forma giyen Jarolim'in yerine ise Hırvatistan'dan potansiyelli bir ismi olarak gösterilen Badelj geldi. Gerek hazırlık maçlarında, gerek kamp boyunca gösterdiği performans ile kendisinden beklentiler yüksek. Hamburg son olarak potansiyelini genç milli takımdan da bildiğimiz Hakan Çalhanoğlu ile anlaştı. Henüz 18 yaşında olan Hakan'ın forma şansı bulacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu oyuncular dışında Tolgay Arslan, Maximilian Beister,Son gibi A takımda şans bulamayıp kiralanan oyuncuların da kadroda yer bulacak olması, yeni bir Dortmund doğabilir mi diye düşündürmüyor değil. Burada Hamburg yönetiminin sabrı belirleyici olacak. Gökhan Töre'nin ayrılması büyük kayıp olsa da, Hamburg yeni kadrosuyla heyecan verecek bir kaç takımdan biri olacak bu sezon.
Diğer takımlar Nürnberg, Hoffenheim, Freiburg, Mainz ve Augsburg'da ciddi değişimler yaşanmadı. Mainz'ın geçen sezon dibe doğru çakılmasının ardından tekrar yükselişe geçmesi mevcut kadrosu ile çok zor. Augsburg'un mucizeler başaran hocası Luhukay'ın Hertha ile anlaşmasının ardından neler yapabilecek hep beraber göreceğiz.
Lige yeni yükselen Fortuna Düsseldorf ise başta Andriy Voronin olmak üzere bir çok transfer yaptı ve yep yeni bir oyuncu topluluğu ile lige başlayacak. Aynı şekilde Greuter Fürth'de bir çok oyuncu ile anlaştı. Eintracht Frankfurt ise daha farklı bir yol izleyerek Bundesligada forma giyen oyuncuları tercih etti. Lige yeni yükselen takımlar içinde Frankfurt kağıt üstünde biraz daha güçlü duruyor.
17 Temmuz 2012
Beşiktaş 4-2 Klagenfurt
Kamp sürecinin en heyecan veren dönemlerindendir hazırlık maçları. Yeni isimler sahne alır, genç takımdan oyuncular şans bulur, yeni başlangıç ve hedefler konuşulur. Güzeldir izlemesi. Oyuncular daha bir hırslı oynarlar, yere düşüp canları acısa bile oyundan çıkmamak için doğrulurlar hemen. O açıdan dün oynanan maçı izlemekte bu anlamda keyifliydi.
Sahaya kalede Umut, geri dörtlüde Rıdvan, Berat, Sezer, Erkan, orta sahada ise Oğuzhan, Mehmet, Mertcan Aktaş ve Burak Kaplan ile başladı Beşiktaş. İleri uçta ise geçen sezon A2'de başarılı maçlar çıkarmış Kadir Arı ile Mehmet Akyüz vardı.
Beşiktaş sahaya 4-3-1-2 formasyonunda dizildi ve oyunu yönetme yetkisi Burak Kaplan'a verilmişti. Mertcan, Oğuzhan ve Mehmet ise ona geriden destek verme çabasındaydı. Kara kartallar maça istekli başlasa da geriden stoperlerin topu orta sahadaki oyunculara taşıyamaması zaman zaman takımın bocalamasına sebep oldu. Dolayısı ile bu başta Sezer olmak üzere defans oyuncularının bazı pas hataları yaşamasına sebebiyet verdi. Benzer bir hatayı yine aynı şekilde Rıdvan'dan ve Berat'tan da gördük.
Bunların dışında sol bekte Erkan Kaş'ı görünce şaşırdım. Sağ ve sol önde görmeye alıştığımız ve geçen sezon Rize'de oldukça iyi bir sezon geçirdiğini söyleyebileceğim Erkan'ın sol bek'te işi nedir acaba diye düşünmeden edemedim. Yine de mevkisini çok yadırgamadan elinden geleni yaptı. Arada bazen hamlelerde geç kalmasını da o yüzden anlayışla karşılıyorum. Ben yine de Erkan'ın önde oynamasının daha doğru olacağını düşünüyorum. İkinci devre sol önde yaptığı katkı ve attığı golde buna en güzel örnek oldu.
Oyun kurmakta zorlanınca rakip beklenenden daha çok atak yapar oldu. Bu dönemde Umut'un kendine olan güveni ve saha içindeki performansını cidden takdir ettim ama topu oyuna sokarken hatalı tercihler yapması, ellerini nerdeyse hiç kullanmaması büyük ve önemli bir eksik. Şüphesiz Umut'un maç tecrübesine ihtiyacı olduğunu düşünenlerdenim. O açıdan düzenli forma giyebileceği bir takımda en azından 1 sezon forma giymesi, kendisinin gelişimi için çok önemli olacaktır.
Maçın ilk yarısındaki en büyük sorun orta sahadaki oyuncuların defanstan topu alıp, ileri taşıma konusunda yeterince etkili olamamasıydı. Oyuncuların birbirlerini tanımamasının verdiği en büyük handikaplardan birisi bu oldu. Özellikle Oğuzhan'ın bu kargaşa futbol içinde zorlanmasına rağmen, sabırla takımı topa sahip olmaya zorlamasını çok başarılı buldum. Takımdaki bocalama devam ederken Mertcan Aktaş'ın sağdan bindiren Rıdvan'ın koşu yoluna bıraktığı pasın ardından, Rıdvan rakibini geçip sol ayağı ile şutunu çekti ama kaleci topu tokatlamayı başardı. Sezgisi çok kuvvetli bir oyuncu olan Kadir olması gerektiği yerdeydi ve seken topu tamamlayarak skoru değiştirdi.
Golden sonra Beşiktaş daha rahat bir futbol sergilemeye başladı ve takımın komutanı rolündeki Burak Kaplan çok sevdiği noktaların birinden kazandığı serbest vuruş sonrası skoru 2-0'a getirdi. Bu golün kesinlikle tesadüf olmadığını belirtmekte fayda var. Burak duran toplardaki yeteneğini fırsat bulursa daha fazla sergileyecektir. Özellikle çapraz köşelerden şutları kadar, ortaları da çoğu Beşiktaşlıyı heyecanlandıracaktır. Alt yapılarda oyun kurucu olarak oynamışlığı olsa da, istemsiz bir şekilde sola doğru kaymasını da çok yadırgamamak gerekir. Sonuçta uzun süredir sol ve sağ önde oynuyor kendisi.
Kara kartallar ikinci devreye bazı değişikliklerle başladı. Öncelikle geri dörtlü komple değişti. Solda Emre Özkan, ortada Ersan ve Atınç, sağda da Tanju Kayhan forma giydi. Orta sahada ise Mertcan Demirer ve Furkan Şeker forma şansı buldular. Sol bekte Emre'nin şans bulması ile Erkan Kaş sol öne kaydı ve bildiğimiz mevkisindeki yerini aldı.
Bu devre sahaya 4-4-2'ye yakın bir diziliş ile çıktı Beşiktaş. Oyuncuların maçın başında bocalamasının bir benzerini de bu devredeki oyuncular yaşadı. Orta alana yakın bir yerde Tanju'nun hatalı pasında hızlı atağa çıkan Klagenfurt, defansı hazırlıksız yakalayınca skoru 2-1'e getirdi. Kısa süre içinde takım toparlandı ve ilk önce Oğuzhan'ın kendi getirdiği topta defans arkasına bıraktığı harika pasla kale yoklandı. Hemen ardından da Tanju'nın sağ taraftan sol ayağı ile kestiği ortada Mehmet Akyüz golle buluştu. Akyüz'ün maç boyunca istekli görüntüsü de Beşiktaş için çok önemli. Geçen sezon kadroda yer alan ama nerdeyse hiç şans tanınmayan Mehmet, bu sezon eline geçecek fırsatı umarım doğru kullanır ve başarılı olur. Mehmet rakip sahada sergilediği baskı ve enerjisi ile uzun maratonda fayda sağlayacaktır.
Maçın temposu tam düşüyor derken Erkan'ın soldan içeri sokulması ve sağ ayağı ile çektiği şutun gol olması maçın en güzel sahnelerinden birisiydi. Kalan sürede kampın gözde isimlerinden biri olduğunu bol bol duyduğumuz, okuduğumuz Ümit'i az da olsa görme şansı bulduk. Son dakikalardaki seri oyuncu değişiklikleri ile takım doğal olarak oyundan düştü ve kısa süre sonrada Klagenfurt'un penaltıdan gelen golü ile maçın skoru belirlenmiş oldu.
Oyuncuları görmek açısından başta da dediğim gibi bu tip maçlar önemlidir. Hafif sakatlıkları dolayısı ile dün göremediğimiz iki isim olan Muhammet ve Hasan'ı da umarım diğer maçlarda izleme şansımız olur. Bir sonraki maçımız olan City maçında ideal 11 oyuncularının çoğunlukta olacağı kadronun neler yapacağını merakla beklemekteyim.
8 Temmuz 2012
Şenol Birol Gol
Son günlerde yazılı ve görsel basında sıkca Beşiktaş'ın oyuncularının rakip takımlara yollandığını okuyoruz ya da izliyoruz. Fotoşoplanan oyuncuların üzerinde rakip takım formaları, ilginç manşetler derken, Egemen Korkmaz'ın Fenerbahçe transferi bana çok eski bir transfer hikayesini hatırlattı. Birol ile Şenol'un hikayesini!
Birol Pekel zamanında Beylerbeyi Spor Kulübünde basketbol oynarken, tesadüf eseri Baba Hakkı'nın dikkatini çeker ve kendisini Beşiktaş futbol takımına davet eder. Birol 1959/60 sezonundan itibaren Beşiktaş'ın sol tarafına hayat verir. 1962/63 sezonu sonuna kadar 131 maçta forma giyer ve 26 gol ile Beşiktaş'ın Şenol Birolla beraber en önemli isimlerinden biri olur.
Şenol Birol ise Sarıyer forması giyerken ülkenin en çok konuşulan genç forvetlerinden biridir. Üç büyüklerin içinden Baba Hakkı'nın Beşiktaş'ı transferi başarı ile tamamlar ve Şenol da Birol gibi 1959/60 sezonundan itibaren Beşiktaş için ter döker. Şenol ile Birol mükemmel bir ikili olurlar, hatta 1962/63 sezonunda Şenol 41 maçta attığı 34 golle Beşiktaş tarihinin bir sezonda en çok gol atan futbolcusu olur ve bu rekoru hala elinde tutmaktadır.
O dönemin efsane tezahüratı ise Şenol Birol Gol'dür. Bu ikili ülkenin en gözde iki futbolcularındandır ve başta Fenerbahçe ve Galatasaray olmak üzere her takımın ilgisini çekerler. O dönemin transfer olayları farklıdır. Oyuncular başkaları kapmasın diye '' kaçırılır '', herkesten uzak yerlerde saklanır ve zamanı geldiğinde doğrudan notere imzaya götürülürler. Şenol ile Birol'ün hikayesi de böyle olur. Ekonomik anlamda zorluk çeken Beşiktaş'ın bu iki oyuncusuna Fenerbahçe talip olur. Fenerbahçe o dönemin parası ile 100.000TL gibi rekor bir ücret teklif eder bu iki oyuncuya. Bu para Beşiktaş'tan aldıklarından çok fazladır! Zaten Beşiktaş'ın da bu paraları ödeyecek bütçesi yoktur. Oyuncular gitti gidecek derken, dönemin Amigosu Kafa Sebahattin ( Çayıroğlu ) , bu ikilinin kaldıkları evi bulur ve yanlarına gider. Oyunculara kalmaları için çok dil döker ama ikna edemez. Sonuç olarak Şenol Birol Gol tezahüratları ile efsaneleşen bu ikili Fenerbahçe forması giyerler.
Taraftar üzgündür, sonuçta uğruna tezahüratlar yaptıkları en önemli iki oyuncusunu kaybetmiştir. Baba Hakkı, bu iki oyuncu hakkındaki şu cümlesi ile olaya nokta koyar;
'' Şenollar Birollar gider, Yusuflar, Sanlılar gelir ''
Dediği gibi de olmuştur. Şenol ve Birol Fenerbahçe'de başarı ile forma giyerler ve şampiyonluklar yaşarlar, iyice ünlenirler filmlerde boy gösterirler. Hatta Fenerbahçedeki ilk sezonlarında Şenol'un son dakika golü ile Beşiktaş'ı yenmeyi başarırlar ve o sezon Beşiktaş'ın 1 puan önünde ligi birinci bile bitirirler.
Sanlı Sarıalioğlu ( Sanlı Kaptan ) ve Yusuf Tunaoğlu ise isimlerini Beşiktaş tarihine yazarlar. 1965/66 ve 1966/67 sezonunda yaşanan şampiyonlukların en önemli isimleri olurlar. Yusuf'u çıplak gözle izlemiş olanların hepsinin ortak görüşü, Beşiktaş'ın gelmiş geçmiş en yetenekli futbolcusu olduğudur.
Bugün tarihin tozlu sayfalarında rekorlar kırmış dahi olsa golcü Şenol ve müthiş solak Birol'u hatırlayanlar azdır ama Sanlı Kaptan ve Yusuf' her daim Beşiktaşlı'nın gururu olmuştur.
Bu arada biri Egemen mi dedi? Egemenler gider, Ersanlar gelir...
Birol Pekel zamanında Beylerbeyi Spor Kulübünde basketbol oynarken, tesadüf eseri Baba Hakkı'nın dikkatini çeker ve kendisini Beşiktaş futbol takımına davet eder. Birol 1959/60 sezonundan itibaren Beşiktaş'ın sol tarafına hayat verir. 1962/63 sezonu sonuna kadar 131 maçta forma giyer ve 26 gol ile Beşiktaş'ın Şenol Birolla beraber en önemli isimlerinden biri olur.
Şenol Birol ise Sarıyer forması giyerken ülkenin en çok konuşulan genç forvetlerinden biridir. Üç büyüklerin içinden Baba Hakkı'nın Beşiktaş'ı transferi başarı ile tamamlar ve Şenol da Birol gibi 1959/60 sezonundan itibaren Beşiktaş için ter döker. Şenol ile Birol mükemmel bir ikili olurlar, hatta 1962/63 sezonunda Şenol 41 maçta attığı 34 golle Beşiktaş tarihinin bir sezonda en çok gol atan futbolcusu olur ve bu rekoru hala elinde tutmaktadır.
O dönemin efsane tezahüratı ise Şenol Birol Gol'dür. Bu ikili ülkenin en gözde iki futbolcularındandır ve başta Fenerbahçe ve Galatasaray olmak üzere her takımın ilgisini çekerler. O dönemin transfer olayları farklıdır. Oyuncular başkaları kapmasın diye '' kaçırılır '', herkesten uzak yerlerde saklanır ve zamanı geldiğinde doğrudan notere imzaya götürülürler. Şenol ile Birol'ün hikayesi de böyle olur. Ekonomik anlamda zorluk çeken Beşiktaş'ın bu iki oyuncusuna Fenerbahçe talip olur. Fenerbahçe o dönemin parası ile 100.000TL gibi rekor bir ücret teklif eder bu iki oyuncuya. Bu para Beşiktaş'tan aldıklarından çok fazladır! Zaten Beşiktaş'ın da bu paraları ödeyecek bütçesi yoktur. Oyuncular gitti gidecek derken, dönemin Amigosu Kafa Sebahattin ( Çayıroğlu ) , bu ikilinin kaldıkları evi bulur ve yanlarına gider. Oyunculara kalmaları için çok dil döker ama ikna edemez. Sonuç olarak Şenol Birol Gol tezahüratları ile efsaneleşen bu ikili Fenerbahçe forması giyerler.
Taraftar üzgündür, sonuçta uğruna tezahüratlar yaptıkları en önemli iki oyuncusunu kaybetmiştir. Baba Hakkı, bu iki oyuncu hakkındaki şu cümlesi ile olaya nokta koyar;
'' Şenollar Birollar gider, Yusuflar, Sanlılar gelir ''
Dediği gibi de olmuştur. Şenol ve Birol Fenerbahçe'de başarı ile forma giyerler ve şampiyonluklar yaşarlar, iyice ünlenirler filmlerde boy gösterirler. Hatta Fenerbahçedeki ilk sezonlarında Şenol'un son dakika golü ile Beşiktaş'ı yenmeyi başarırlar ve o sezon Beşiktaş'ın 1 puan önünde ligi birinci bile bitirirler.
Sanlı Sarıalioğlu ( Sanlı Kaptan ) ve Yusuf Tunaoğlu ise isimlerini Beşiktaş tarihine yazarlar. 1965/66 ve 1966/67 sezonunda yaşanan şampiyonlukların en önemli isimleri olurlar. Yusuf'u çıplak gözle izlemiş olanların hepsinin ortak görüşü, Beşiktaş'ın gelmiş geçmiş en yetenekli futbolcusu olduğudur.
Bugün tarihin tozlu sayfalarında rekorlar kırmış dahi olsa golcü Şenol ve müthiş solak Birol'u hatırlayanlar azdır ama Sanlı Kaptan ve Yusuf' her daim Beşiktaşlı'nın gururu olmuştur.
Bu arada biri Egemen mi dedi? Egemenler gider, Ersanlar gelir...
2 Temmuz 2012
Şampiyon İspanya
Yazacak, konuşulacak çok şey yok aslında. Barcelona modelinin bir uzantısı olan bu milli takım, Real Madrid'den takviyelerle günümüz futbolunun zirve noktası olduğunu bir kez daha ispatladı ve bir daha kırılması zor bir rekora imza attı. Oynadıkları futbolu beğenmiyor olsam da, dün sahada turnuva genelinden çok farklı bir takım vardı.
Golü erken bulduktan sonra paslarla rakibi de, ekran karşısındakileri de çılgına çeviren İspanya gitmiş, yerlerine gol atmaya programlanmış bir takım gelmişti. Bir final maçında 4 gol atmak kolay bir şey değil. Gerçek anlamda aradaki siklet farkını görmek açısından önemli bir maçtı ve İspanya istediği sürece yenilmeyeceğini herkese gösterdi. Dün İtalya'nın yerinde Almanya'da olsa değişen bir şey olmazdı diye düşünüyorum. Zira İspanyolların ayağına topu verdiğiniz sürece, kazanma şansınız onların hatalarına bakıyor.
İspanyolları en çok zorlayan Portekiz milli takımı olmuştu. Turnuva genelinde yedikleri sadece 1 gol ile en iyi savunma modelinin topu ayakta tutmak olduğu gerçeğini herkese bir kez daha öğrettiler. Bu pas trafiğini bozmak için takım halinde önde basmayı tercih eden Portekiz, bu sistemi bozmaya en çok yaklaşan ekip oldu. Futbol anlayışlarının benzerliklerinin de bunda payı yüksekti tabi.
David Villa'nın sakatlığından dolayı olmamasının ciddi bir handikap olacağını düşünüyordum ama görev paylaşımını o kadar iyi yaptıki İspanyollar, hayran kalmamak elde değildi. Bazen Silva çıktı sahneye, goller attı,attırdı, o olmayınca Fabregas sahne aldı, o da olmayınca ''baby-face'' Torres çıktı golleri ile yine sırtladı İspanya'yı. Aynı şekilde Puyol'un olmayışı geri dörtlünün dizilişinde farklılıklara yol açmış, Ramos stopere geçmişti. Ramos'un yerine de Arbeloa dahil olmuştu. Buna rağmen gayet başarılı bir performans gösterdiler ve sadece 1 gol yiyerek turnuvayı kapattılar.
İspanya'yı gerçekten takdir ediyorum ve her ne kadar oynadıkları futbolu bazen bıktırsa dahi, bu altın jenerasyonu izleyebildiğimiz için şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Umarım 2014'de başarısız olurlar, yoksa böyle devam ederse turnuvalar iyice sıkıcı olmaya başlayacak.
Euro 2012'nin Enleri!
En iyi kaleci; Turnuva'nın boyunca nerdeyse hatasız bir oyun sergileyen ve Portekiz maçında penaltılarda gösterdiği performans ile takımının şampiyon olmasında en önemli paylardan biri onundu. İker Casillas!
En iyi stoper: Gerard Pique'nin İspanyolların sistemi içindeki yeri gerçekten çok önemli. Hızlı olması bir yana hem hava hakimiyeti, hem güçlü olması, hem de ayaklarına inanılmaz derecede hakim olması sebebi ile diğer tüm stoperlerden bir kaç adım öne çıkıyor. Turnuva boyunca farklı bir çok forvetle karşılaşmasına rağmen görevini hep başarı ile tamamladı.
En iyi bek: La Masia'dan yetişen ama çok genç yaşta ayrılmak durumunda kalan ve bu sezon 14 milyon € gibi bir rakama tekrar yuvasına dönen Jordi Alba ve Almanya'nın kaptanı Philip Lahm arasında kaldım. Joker hakkımı yeni bir yüz olmasi sebebi ile J.Alba'dan yana kullanıyorum. Bu iki oyuncudan başka Coentrao'yu da rahatlıkla en iyiler arasında sayabiliriz.
En iyi orta saha: Topa bu derece hakim olan ve pasları ile oyuna bu derece yön verebilen bir başka futbolcu tanımıyorum ben. Senelerdir futbol izliyorum ama bölgesinde Xavi'den daha iyisini görmedim. Nerdeyse %100'e varan bir isabetli pas kullanma yeteneği var. Bunlar sağdan alıp, sola verilen paslar değil ayrıca. En kritik, en öldürücü paslarda hep onun ismi var. Dün Jordi Alba'nın golünde verdiği pasla, Pirlo'nun yaptığını gözü kapalı yapabilirim dedi herkese.
En iyi açık: Bu sezon attığı gollerle kendine bir kez daha hayran bırakan Cristiano Ronaldo, milli takımda da gayet başarılı bir performans sergiledi ve takımını yarı finale kadar taşıdı.
En iyi forvet: Bu turnuvada forvetler nerdeyse hiç dikkat çekmediler ama Balotelli'nin Almanya maçındaki performansı, Gomez'in grup maçlarında sergilediği futbol, Torres'in zaman zaman başarılı oyunu kendilerini bir adım öne çıkardı. Tercihim yarattığı sansasyon sebebi ile İtalya'nın delisi Mario Balotelli'den yana. Gönül buraya Shevchenko yazmak istiyordu ama olmadı.
En iyi gol: İsveç - Fransa ( 1-0 / Zlatan İbrahimoviç )
En iyi asist: İtalya - İspanya ( 1-0 / A.Pirlo )
En iyi takım: İspanya
En kötü takım: İrlanda
En süpriz olan: Yunanistan
En hayal kırıklığı yaratan: Hollanda
En iyi lider: Beklenenin çok üstünde bir performans gösteren İtalya'nın saha içindeki lideri oldu ve takımının finale çıkmasında çok önemli bir rol aldı: Andrea Pirlo!
En iyi stad: Kehribarları ile meşhur Gdansk ( Danzig ) şehrinin Kehribar Stadyumu.
En iyi taraftar: Uefa'dan da tebrik alan İrlandalılar.
En iyi genç futbolcu: Alan Dzagoev
En iyi teknik direktör: Oynattığı futbol ile baştan sona kendi eseri olması sebebi yüzünden Slaven Biliç ile zor şartlar altında geldikleri turnuvada takımını farklı taktik anlayışlarla finale kadar taşıyan Cesare Prandelli.
En iyi 11;
En iyi stoper: Gerard Pique'nin İspanyolların sistemi içindeki yeri gerçekten çok önemli. Hızlı olması bir yana hem hava hakimiyeti, hem güçlü olması, hem de ayaklarına inanılmaz derecede hakim olması sebebi ile diğer tüm stoperlerden bir kaç adım öne çıkıyor. Turnuva boyunca farklı bir çok forvetle karşılaşmasına rağmen görevini hep başarı ile tamamladı.
En iyi bek: La Masia'dan yetişen ama çok genç yaşta ayrılmak durumunda kalan ve bu sezon 14 milyon € gibi bir rakama tekrar yuvasına dönen Jordi Alba ve Almanya'nın kaptanı Philip Lahm arasında kaldım. Joker hakkımı yeni bir yüz olmasi sebebi ile J.Alba'dan yana kullanıyorum. Bu iki oyuncudan başka Coentrao'yu da rahatlıkla en iyiler arasında sayabiliriz.
En iyi orta saha: Topa bu derece hakim olan ve pasları ile oyuna bu derece yön verebilen bir başka futbolcu tanımıyorum ben. Senelerdir futbol izliyorum ama bölgesinde Xavi'den daha iyisini görmedim. Nerdeyse %100'e varan bir isabetli pas kullanma yeteneği var. Bunlar sağdan alıp, sola verilen paslar değil ayrıca. En kritik, en öldürücü paslarda hep onun ismi var. Dün Jordi Alba'nın golünde verdiği pasla, Pirlo'nun yaptığını gözü kapalı yapabilirim dedi herkese.
En iyi açık: Bu sezon attığı gollerle kendine bir kez daha hayran bırakan Cristiano Ronaldo, milli takımda da gayet başarılı bir performans sergiledi ve takımını yarı finale kadar taşıdı.
En iyi forvet: Bu turnuvada forvetler nerdeyse hiç dikkat çekmediler ama Balotelli'nin Almanya maçındaki performansı, Gomez'in grup maçlarında sergilediği futbol, Torres'in zaman zaman başarılı oyunu kendilerini bir adım öne çıkardı. Tercihim yarattığı sansasyon sebebi ile İtalya'nın delisi Mario Balotelli'den yana. Gönül buraya Shevchenko yazmak istiyordu ama olmadı.
En iyi gol: İsveç - Fransa ( 1-0 / Zlatan İbrahimoviç )
En iyi asist: İtalya - İspanya ( 1-0 / A.Pirlo )
En iyi takım: İspanya
En kötü takım: İrlanda
En süpriz olan: Yunanistan
En hayal kırıklığı yaratan: Hollanda
En iyi lider: Beklenenin çok üstünde bir performans gösteren İtalya'nın saha içindeki lideri oldu ve takımının finale çıkmasında çok önemli bir rol aldı: Andrea Pirlo!
En iyi stad: Kehribarları ile meşhur Gdansk ( Danzig ) şehrinin Kehribar Stadyumu.
En iyi taraftar: Uefa'dan da tebrik alan İrlandalılar.
En iyi genç futbolcu: Alan Dzagoev
En iyi teknik direktör: Oynattığı futbol ile baştan sona kendi eseri olması sebebi yüzünden Slaven Biliç ile zor şartlar altında geldikleri turnuvada takımını farklı taktik anlayışlarla finale kadar taşıyan Cesare Prandelli.
En iyi 11;
Olcay Şahan (25)
Olcay Kayserili gutbetçi bir ailenin çocuğu olarak Düsseldorf'ta doğuyor. Çocukluk dönemini Bayer Leverkusen ve Fortuna Düsseldorf alt yapılarında geçirdikten sonra, 17 yaşında Mönchengladbach'ın radarına takılıyor. Burada farklı yaş kategorilerinde forma giydikten sonra Gladbach'ın ikinci takımına kadar yükseliyor. 4 sezon önce profosyonel sözleşme için teklif alamayınca, 21 yaşında o sezon 1.Bundesliga'dan düşen MSV Duisburg ile anlaşıyor.
Olcay'ın kariyerinin en önemli dönemi dolayısı ile Duisburg'da geçirdiği günler oldu. 2008/09 sezonunda genelde A takım ile maçlara çıksa da, zaman zaman ikinci takımda da forma giydi. Ligi altıncı bitiren Duisburg'da genelde orta sahanın sağında, bazende oyun kurucu olarak kullanıldı. İkinci sezonunda ise Milan Sasiç yönetiminde yine benzer bir performans sergiledi ve kadroda daha fazla süre bulmaya başladı.
Asıl kendini gösterdiği sezon ise 2010/11 sezonu oldu. Ligde geçmiş sezonlara göre daha başarısız olmalarına rağmen, federasyon kupasında finale kadar çıkan takımın en kilit oyunculardan birisi olmayı başarmıştı. Sezon boyunca Milan Sasiç'in kaleci David Yelldell ile beraber en çok forma verdiği isimlerden biri olmuştu. Sasiç'in 4-2-3-1'li sistemininde orta sahanın solunda mücadelesi ve skora yaptığı katkılar ile başta Bundesliga takımları olmak üzere bir çok ekibin dikkatini çekti. Bu sadece Olcay özelinde değildi aslında. O sezonun Duisburg ekibinden Yeldell Leverkusen'e, Sefa Yılmaz Kayserispor'a, Veigneau Nantes'a transfer olmuşlardı.Bu başarılı sezonun ardından gelen teklifler arasından muhtemelen daha çok oynayabilmek için Kaiserslautern'ı tercih etti.
Kariyerinin ilk 1.Bundesliga sezonu malesef tam bir hayal kırıklığı oldu. Geride kalan sezonda Kaiserslautern'in hatalarla dolu bir süreç yaşadığını da belirtmek gerekir. Marco Kurz yönetiminde bütün sezon boyunca ligin dibine demir atan, daha sonrada Krassimir Balakov yönetiminde de oyunculardan bekleneni alamayan Kaiserslautern malesef küme düştü. Durumun ne kadar kötü olduğunu daha net aktarabilmek için Kaiserslautern'ın ikinci devre boyunca sadece bir maç kazanabildiğini, onda da maçtan önce düşmeyi garantilemiş olduğunu belirtmek isterim. Hem teknik ekibin, hem de oyuncuların yetersizliklerinin payı büyük.
Sezon öncesi bedavaya kadroya dahil olması ve daha önce bahsettiğim başarılı sezonun ardından Olcay'dan beklentiler yüksekti. Geçen sezon onun yerinde oynayan İvo İliçeviç takımın önemli bir parçasıydı ve Olcay'dan da benzer bir performans bekleniyordu. Sezon öncesi kaptığı 10 numara da bu güvenin bir parçasıdır aslında. Malesef hem Olcay için, hemde Kaiserslautern için beklentiler gerçekleşmedi.
Olcay'ın en beğendiğim özelliği zayıf gibi görünse de, inanılmaz diri bir futbolcu olması. Maç içinde temposunu asla yitirmeden son ana kadar mücadele eder. Alt yapılarda oyun kurucu olarak forma giydiği için topu kullanma becerisi, ortaları, oyunu okuyabilmesi çok üst düzey olmasa da belli bir seviyededir. Adam eksiltme konusunda zaman zaman sizi şaşırtabilir, çünkü topa hakimdir. Diri bir yapısı olması sebebi ile savunma yönü de oldukça iyidir. Orta saha'nın hem solunda hem sağında oynayabiliyor olsa da, solda daha başarılı olduğunu düşünüyorum.
En büyük eksikliği olarak kesinlikle şutlarını söyleyebilirim. Mevkisi itibari ile bu onun için önemli bir eksiklik olarak karşısına çıkıyor. Bu sezon Dortmund'a attığı tek golde her ne kadar uzaktan gelmiş bir şutla olsa da, bu kimseyi yanıltmamalı. Bunun dışında hava toplarında Olcay'ı görme şansınız yoktur. Bu belki mevkisel olarak çok önemli bir eksiklik olmasa da, zaman zaman forvete yakın oynadığında skora katkı anlamında büyük bir engel oluyor oynadığı takımlar için. Ayrıca son vuruş konusunda da iyi değildir. Kaleci ile karşı karşıya geldiğinde çokca bocaladığı olur.
Beşiktaş özelinde değerlendirmek gerekirse, Olcay takımın hücum hattına skor anlamında pek bir katkı sağlayamayabilir ama takımın direncini ve temposunu arttırır. Bu sebeple ben kendisini Mehmet Topuz ve Ozan İpek'e çok benzetirim. Ayrıca çizgide Burak Kaplan ve Rize'den geri gelen Erkan Kaş dışında yerli alternatif olmaması sebebi ile alacağı rakamı uçuk bulsamda, olumlu buluyorum bu transferi. Olcay'dan daha iyisi alınabilir miydi? Mali anlamda zor bir süreçte olmamız sebebi ile zor olsa da mümkündü. Mesela bundan 3 ay önce Sercan Sararer ismi daha dillenmemişken alınabilirdi, aynı şekilde Gençlerbirliğinden Trabzonspor'a giden Yasin Öztekinde alınabilirdi. Bu noktada teknik kadronun tercihine saygı duymak gerekir. Sahadaki oyun yapısı ne olacak, oyunculardan neler bekleniyor, nasıl bir takım sahada olacak gibi bir çok sorunun cevabını bilmiyor olmamız sebebi ile net bir şey söyleyemeyiz. Kesin olan tek şey Beşiktaş'ın ofansif hattının gol yollarındaki sorununa çözüm olacak kişi Olcay olmayacaktır.
Kısaca Olcay'dan bir takımı sırtlamasını, o takımın lideri olmasını, golleri ile fayda sağlamasını beklerseniz, hayal kırıklığına uğrarsınız. Eğer iyi bir takım yaratabilirseniz, o takım içinde mevcut özellikleri sayesinde ihtiyaç duyulduğunda fayda sağlayabilir. Dolayısı ile bu transferi, bunları düşünerek değerlendirmek gerekir. Benim gözümde Olcay sezon içinde sıkça değerlendirilebilecek iyi bir alternatiftir.
Beşiktaş ile anlaşmadan önce Galatasaray,Bursaspor ve Kayserispor ile ismi geçmişti Olcay'ın. Galatasaray'ın oyuncu ile senelik alacağı konusunda anlaşamamasının hemen ardından Beşiktaş'a imza atması işlerin Beşiktaş cephesinde belli bir plan dahilinde yürümediğini düşündürüyor bana. Belki Olcay özelinde düşünüldüğünde önemli değil ama gelecek için kaygı verici.
Yaş: 25
Boy: 179cm
Kilo: 67
Olcay'ın kariyerinin en önemli dönemi dolayısı ile Duisburg'da geçirdiği günler oldu. 2008/09 sezonunda genelde A takım ile maçlara çıksa da, zaman zaman ikinci takımda da forma giydi. Ligi altıncı bitiren Duisburg'da genelde orta sahanın sağında, bazende oyun kurucu olarak kullanıldı. İkinci sezonunda ise Milan Sasiç yönetiminde yine benzer bir performans sergiledi ve kadroda daha fazla süre bulmaya başladı.
Asıl kendini gösterdiği sezon ise 2010/11 sezonu oldu. Ligde geçmiş sezonlara göre daha başarısız olmalarına rağmen, federasyon kupasında finale kadar çıkan takımın en kilit oyunculardan birisi olmayı başarmıştı. Sezon boyunca Milan Sasiç'in kaleci David Yelldell ile beraber en çok forma verdiği isimlerden biri olmuştu. Sasiç'in 4-2-3-1'li sistemininde orta sahanın solunda mücadelesi ve skora yaptığı katkılar ile başta Bundesliga takımları olmak üzere bir çok ekibin dikkatini çekti. Bu sadece Olcay özelinde değildi aslında. O sezonun Duisburg ekibinden Yeldell Leverkusen'e, Sefa Yılmaz Kayserispor'a, Veigneau Nantes'a transfer olmuşlardı.Bu başarılı sezonun ardından gelen teklifler arasından muhtemelen daha çok oynayabilmek için Kaiserslautern'ı tercih etti.
Kariyerinin ilk 1.Bundesliga sezonu malesef tam bir hayal kırıklığı oldu. Geride kalan sezonda Kaiserslautern'in hatalarla dolu bir süreç yaşadığını da belirtmek gerekir. Marco Kurz yönetiminde bütün sezon boyunca ligin dibine demir atan, daha sonrada Krassimir Balakov yönetiminde de oyunculardan bekleneni alamayan Kaiserslautern malesef küme düştü. Durumun ne kadar kötü olduğunu daha net aktarabilmek için Kaiserslautern'ın ikinci devre boyunca sadece bir maç kazanabildiğini, onda da maçtan önce düşmeyi garantilemiş olduğunu belirtmek isterim. Hem teknik ekibin, hem de oyuncuların yetersizliklerinin payı büyük.
Sezon öncesi bedavaya kadroya dahil olması ve daha önce bahsettiğim başarılı sezonun ardından Olcay'dan beklentiler yüksekti. Geçen sezon onun yerinde oynayan İvo İliçeviç takımın önemli bir parçasıydı ve Olcay'dan da benzer bir performans bekleniyordu. Sezon öncesi kaptığı 10 numara da bu güvenin bir parçasıdır aslında. Malesef hem Olcay için, hemde Kaiserslautern için beklentiler gerçekleşmedi.
Olcay'ın en beğendiğim özelliği zayıf gibi görünse de, inanılmaz diri bir futbolcu olması. Maç içinde temposunu asla yitirmeden son ana kadar mücadele eder. Alt yapılarda oyun kurucu olarak forma giydiği için topu kullanma becerisi, ortaları, oyunu okuyabilmesi çok üst düzey olmasa da belli bir seviyededir. Adam eksiltme konusunda zaman zaman sizi şaşırtabilir, çünkü topa hakimdir. Diri bir yapısı olması sebebi ile savunma yönü de oldukça iyidir. Orta saha'nın hem solunda hem sağında oynayabiliyor olsa da, solda daha başarılı olduğunu düşünüyorum.
En büyük eksikliği olarak kesinlikle şutlarını söyleyebilirim. Mevkisi itibari ile bu onun için önemli bir eksiklik olarak karşısına çıkıyor. Bu sezon Dortmund'a attığı tek golde her ne kadar uzaktan gelmiş bir şutla olsa da, bu kimseyi yanıltmamalı. Bunun dışında hava toplarında Olcay'ı görme şansınız yoktur. Bu belki mevkisel olarak çok önemli bir eksiklik olmasa da, zaman zaman forvete yakın oynadığında skora katkı anlamında büyük bir engel oluyor oynadığı takımlar için. Ayrıca son vuruş konusunda da iyi değildir. Kaleci ile karşı karşıya geldiğinde çokca bocaladığı olur.
Beşiktaş özelinde değerlendirmek gerekirse, Olcay takımın hücum hattına skor anlamında pek bir katkı sağlayamayabilir ama takımın direncini ve temposunu arttırır. Bu sebeple ben kendisini Mehmet Topuz ve Ozan İpek'e çok benzetirim. Ayrıca çizgide Burak Kaplan ve Rize'den geri gelen Erkan Kaş dışında yerli alternatif olmaması sebebi ile alacağı rakamı uçuk bulsamda, olumlu buluyorum bu transferi. Olcay'dan daha iyisi alınabilir miydi? Mali anlamda zor bir süreçte olmamız sebebi ile zor olsa da mümkündü. Mesela bundan 3 ay önce Sercan Sararer ismi daha dillenmemişken alınabilirdi, aynı şekilde Gençlerbirliğinden Trabzonspor'a giden Yasin Öztekinde alınabilirdi. Bu noktada teknik kadronun tercihine saygı duymak gerekir. Sahadaki oyun yapısı ne olacak, oyunculardan neler bekleniyor, nasıl bir takım sahada olacak gibi bir çok sorunun cevabını bilmiyor olmamız sebebi ile net bir şey söyleyemeyiz. Kesin olan tek şey Beşiktaş'ın ofansif hattının gol yollarındaki sorununa çözüm olacak kişi Olcay olmayacaktır.
Kısaca Olcay'dan bir takımı sırtlamasını, o takımın lideri olmasını, golleri ile fayda sağlamasını beklerseniz, hayal kırıklığına uğrarsınız. Eğer iyi bir takım yaratabilirseniz, o takım içinde mevcut özellikleri sayesinde ihtiyaç duyulduğunda fayda sağlayabilir. Dolayısı ile bu transferi, bunları düşünerek değerlendirmek gerekir. Benim gözümde Olcay sezon içinde sıkça değerlendirilebilecek iyi bir alternatiftir.
Beşiktaş ile anlaşmadan önce Galatasaray,Bursaspor ve Kayserispor ile ismi geçmişti Olcay'ın. Galatasaray'ın oyuncu ile senelik alacağı konusunda anlaşamamasının hemen ardından Beşiktaş'a imza atması işlerin Beşiktaş cephesinde belli bir plan dahilinde yürümediğini düşündürüyor bana. Belki Olcay özelinde düşünüldüğünde önemli değil ama gelecek için kaygı verici.
Yaş: 25
Boy: 179cm
Kilo: 67
26 Haziran 2012
Kombine 2012/13
Her kulübün yayın gelirleri, sponsorlar ve ürün satışı dışında en önemli gelir kaynaklarından bir tanesi de maç günü elde edilen gişe gelirleri ile sezon öncesi satışa çıkan kombinelerdir. Çoğu takım için en önemli kaynaklarından olması bir kenara, futbolun doğasına en uygun gelir kalemi olması ile diğerlerinden ayrılır. Bu bağlamda başta Bundesliga ekipleri olmak üzere, ligdeki rakiplerimizin fiyatları ve Beşiktaş'ın son bir kaç senedeki rakamlarını karşılaştırıp olması gereken fiyatlar hakkında bir değerlendirme yapacağım.
İlk olarak bu işte Avrupa'da en başarılı takımların yer aldığı Bundesliga'daki ekiplerden başlamak istiyorum. Bundesliga'da bir çok ekip yoğun talep sebebi ile bekleme listesi oluşturuyor. Bunların başında da Borussia Dortmund geliyor. Yani gelecek sezon için Dortmund'un maçlarını izlemek isteyen bir taraftar, buna seneler öncesinden başvurmak durumunda. Senede 50.000'den fazla kombine satan bir ekip olması ile en uç örnek olarak ele alabiliriz Dortmund'u! İmkanlar dahilinde bakıldığında nerdeyse her koltuğu sezon öncesinden pazarlama şansları olmaları hayranlık verici.
Asıl değerlendirmemiz gereken ekiplere baktığımızda ise sonuç çok şaşırtıcı. İlk önce hemen her takımda taraftarlara farklı fiyat yelpazesi sunuluyor. Satışa çıkan normal kombinelerin dışında, çocuklara, engellilere ve üyelere özel avantajlar sağlanmış. Mesela Hannover'in fiyatlarına baktığımızda en pahalı koltuklar 675€'dan satılıyor. Burada her hangi bir indirim söz konusu değil. Bir alt kategoride ise 595€'dan satılan koltuklar, üyelere 325€'dan sunuluyor,çocuklar içinse fiyat 195€. Hannover çok güzel bir uygulamaya gitmiş ve baba-evlat kombinesi yapmış. Burda çocuğun yaşı sınırlı ama eğer baba ve evladı şeklinde kombine alınırsa, çocuğun kombinesi çok daha ucuza denk geliyor.
Bu sezon başarısız olan ve Avrupa'da mücadele edemeyecek Hamburg'da ise rakamlar biraz daha farklı. Imtech-Arena'da maç izlemenin bedeli 726€ ile 89€ arasında gidip geliyor. Sahayı en iyi gören yerin fiyatı 726€ iken, aynı koltuk üyelere 684€'dan satılıyor. Kale arkaları ise 358€ ile 275€ arasında değişiyor. Hamburg'un en ilgi çeken uygulaması ise Langnese (Algida) sponsorluğunda oluşturulmuş aile tribünü. Bu kategoride çocuğunuz ile beraber maç izleme şansına sahipsiniz. Çocuğunuz için ödeyeceğiniz miktar sadece 89€. Buradan bir yetişkin olarak koltuk alma şartınız, çocuğunuz ile kombine almanıza bağlı. Başka türlü bu tribüne giremiyorsunuz. Benzer bir uygulamayı Schalke'de yapıyor ve onlarda Volkswagen şirketi ile anlaşmış. Hamburg'un tribün genelinde üyelerine sağladığı avantaj % 6-7 ile sınırlı.
Şampiyonlar liginde mücadele edecek Bayern Münih'te ise tablo daha farklı. Bilindik kombinelerin içinde Uefa arenasındaki maçlar dahil edilmiyor, bunu taraftarın tercihine bırakıyorlar. İsteyen kombinesinde bu paketi de ekleyebiliyor. Bütün sezon Bayern'in Bundesliga ve DFB kupa maçlarını izlemenin bedeli 650€ ile 120€ arasında değişiyor. Diğer her kulüpte olduğu gibi burda da çocuklara indirimler söz konusu.
Bunun dışında her kulüp engelliler için de biletler satıyor. Stada en uygun giriş çıkış sağlanabilecek yerlerde, istisnasız en ucuz fiyat kategorisinde biletler sunuluyor. Mesela bu rakam Schalke'de senelik 190€ iken, Hamburg'da 110€. Kısaca bu girişimlerde toplumun her kesiminden insanları bir araya getirmek amaçlanıyor ve satışlardan görüldüğü üzere bu uygulamalar gayet başarılı sonuçlar veriyor.
Türkiye'ye dönüp rakiplere baktığımızda ise rakamların inanılmaz boyutlarda olduğunu görüyoruz. İlk olarak kombinelerden ciddi paralar kazanan Fenerbahçe'ye bakalım. Fenerbahçe'nin maraton alt tribünündeki fiyatları 1300TL ile 6500TL, üst tribünde ise 850TL ile 1750TL arasında. Kale arkalarında ise fiyatlar 750TL. Burada Fenerbahçe'nin sezonun ilk maçlarında cezalı olacağını, Avrupa'dan da muhtemelen men olma ihtimalinin olduğunu göz önünde bulundurmakta fayda var. Bir başka ilginç ayrıntı ise, Fenerbahçe yönetiminin kombine alan taraftarlara yaptığı kampanyalar. Fenercell'i olan taraftarlar eğer 6 ay gibi bir süre taahhüt verirse, belli sayıda bedava sms,internet gibi avantajlardan yararlanabiliyorlar.
Şampiyon Galatasaray'ın fiyatlarına baktığımızda ise tablo yukardaki gibi. Şampiyonlar liginde mücadele edecek Galatasarayda en ucuz indirimsiz kombine 500TL olurken, en pahalısı 4000TL'den satılıyor. Bunun dışında GS Bonus'u olanlara %10'a varsan indirim yapıyorlar. Bunun dışında mesela geçen sezon öğrencilere de %50 indirim gibi avantajlar tanınmış, benzer bir uygulama bu sezonda sınırlı bir şekilde uygulanmış. Geçen sezonki indirimsiz fiyatlar 700TL ile 4500TL arasındayken, kombinelerde ulaşılan rakam 20.000'e yakındı. Gelecek sezon bu rakamın çok daha fazla olacağını kestirmek zor değil.
Beşiktaş'ta ilk olarak geçmiş dönemdeki fiyatları bir incelemekte fayda var. Kapalı tribün fiyatları 2008/09'da 1200-975 TL iken 2009/10'da bu rakam 1400-1150TL, 2010/11'de ise 1600-1350TL olmuştur. 2009/10'da şampiyonlar liginde mücadele etmenin 2010/11'de de yıldız transferlerin bu artışa sebep olduğunu düşünebiliriz. Son sezon ise fiyatlar 2000-1800TL olmuştur. 870-780€'ya* denk gelen bu rakamları yukarda saydığım Bundesliga ekipleri ile karşılaştırdığımızda, oldukça yüksek olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz. Bayern'in lig maçlarını izlemenin bedeli 650€ iken, Beşiktaş'ta bunun 870€ olması büyük bir ticari hatadır. Aslında karşılaştırılması gereken tribünün numaralı olduğunu da atlamamak gerekir. Geçen sezonun numaralı fiyatı 3100-2500TL ( 1350€ - 1090€) ile Bundesliga ekiplerinin açık ara önündedir.
Kişi başına düşen gelir ya da hayat standardı bakımından bakıldığında Almanyada fiyatların daha ucuz olması, şaşırtıcılığı bir yana ticari anlamda da iş bilmezliğin belgesi olmuştur. Bunun sonucunda da geçen sezon Beşiktaş'ın kombine satışları 4.000-5.000 arasında kalmıştır. Bu Bundesliga ekiplerinin stadyumlarının durumlarına ise hiç değinmiyorum. Çoğu 2006 Dünya kupası için yapılmış, bugün dünyada yapılan stadlara rol model olan örnek arenalardan bahsediyoruz.
Durumu daha netleştirmek için, bu sezon sadece ligde mücadele edecek olan ve en pahalı satış yapan Bundesliga ekiplerinden Hamburg'un kale arka fiyatları ile Beşiktaş'ın eski fiyatlarını karşılaştırmak istiyorum. Hamburg'un yukarda bahsettiğimiz üzere kale arka fiyatları 358-275€ arasında değişiyordu. Beşiktaş'ın yeni açık rakamları şu şekilde; 2008/09 - 400TL (174€), 2009/10 - 600TL (260€), 2010/11 - 700TL (305€), 2011/12 - 900TL (391€). Bu hesapları yaparken Euro'nun 3 sene önce bugüne nazaran daha düşük olduğunu da belirtmeliyim. Dolayısı fiyatlar olması gerekenden daha düşük görünüyor. Avrupa'da mücadele edecek ezeli rakiplerinde rakamlarını tekrar hatırlayalım; Galatasaray'ın 500TL, Fenerbahçe'nin ise 750TL.
Beşiktaş seneye büyük ihtimal İnönü'de oynamayacağını düşünürsek, olası bir TT-Arena'da rakiplerinden daha uygun bir fiyat sunması en mantıklı çözüm gibi duruyor. Hem semtten uzaklaşılacak olması, hem taraftarın üyelik gibi başka uygulamalardan vazgeçmemesi adına, yapılması gereken fiyatları ülke gerçeklerine uygun hale getirmektir. Satılacak 20.000 kombine ile ortalama 240€ (550TL) gibi bir meblağdan satışa sunulmuş olsa 4.800.000€'ya yakın bir gelir elde edilir. Bunun yerine daha küçük bir stadyum olan Kasımpaşa'da ise fiyatlar aynı tutulsa bile toplam koltuk adedi 13.000 civarı olduğu için, hepsi kombineden satışa çıkmış olsa yaklaşık olarak 1.680.000€ kayıp yaşanır. Tribünlerin tamamının kombine olarak satışa çıkmayacağı da malum.
Peki cazip hale gelmesi için ne yapılmalı? Futbol kombineleri, Euroleague'de mücadele edecek basketbol takımının kombineleri ile beraber bir paket halinde indirimli olmak şartıyla satışa sunulabilir. Fenerbahçe'nin Fenercell ile ilgili yaptığını Kartalcell ile gerçekleştirmek ya da kongre üyesi olan taraftarlara çok ciddi rakamlarda indirim yapılabilir. Böylelikle taraftarları hem kombine almaya hem de üye olmaya teşvik etmiş olunur. Hayat şartları, taraftar yapısı, mevcut sportif durum, kombinelerin çıkmasında kaybedilen süre göze alınıp doğru bir pazarlama stratejisi uygulanmalıdır.
* Euro hesapları 1€ = 2.3TL üzerinden yapılmıştır.
İlk olarak bu işte Avrupa'da en başarılı takımların yer aldığı Bundesliga'daki ekiplerden başlamak istiyorum. Bundesliga'da bir çok ekip yoğun talep sebebi ile bekleme listesi oluşturuyor. Bunların başında da Borussia Dortmund geliyor. Yani gelecek sezon için Dortmund'un maçlarını izlemek isteyen bir taraftar, buna seneler öncesinden başvurmak durumunda. Senede 50.000'den fazla kombine satan bir ekip olması ile en uç örnek olarak ele alabiliriz Dortmund'u! İmkanlar dahilinde bakıldığında nerdeyse her koltuğu sezon öncesinden pazarlama şansları olmaları hayranlık verici.
Asıl değerlendirmemiz gereken ekiplere baktığımızda ise sonuç çok şaşırtıcı. İlk önce hemen her takımda taraftarlara farklı fiyat yelpazesi sunuluyor. Satışa çıkan normal kombinelerin dışında, çocuklara, engellilere ve üyelere özel avantajlar sağlanmış. Mesela Hannover'in fiyatlarına baktığımızda en pahalı koltuklar 675€'dan satılıyor. Burada her hangi bir indirim söz konusu değil. Bir alt kategoride ise 595€'dan satılan koltuklar, üyelere 325€'dan sunuluyor,çocuklar içinse fiyat 195€. Hannover çok güzel bir uygulamaya gitmiş ve baba-evlat kombinesi yapmış. Burda çocuğun yaşı sınırlı ama eğer baba ve evladı şeklinde kombine alınırsa, çocuğun kombinesi çok daha ucuza denk geliyor.
Bu sezon başarısız olan ve Avrupa'da mücadele edemeyecek Hamburg'da ise rakamlar biraz daha farklı. Imtech-Arena'da maç izlemenin bedeli 726€ ile 89€ arasında gidip geliyor. Sahayı en iyi gören yerin fiyatı 726€ iken, aynı koltuk üyelere 684€'dan satılıyor. Kale arkaları ise 358€ ile 275€ arasında değişiyor. Hamburg'un en ilgi çeken uygulaması ise Langnese (Algida) sponsorluğunda oluşturulmuş aile tribünü. Bu kategoride çocuğunuz ile beraber maç izleme şansına sahipsiniz. Çocuğunuz için ödeyeceğiniz miktar sadece 89€. Buradan bir yetişkin olarak koltuk alma şartınız, çocuğunuz ile kombine almanıza bağlı. Başka türlü bu tribüne giremiyorsunuz. Benzer bir uygulamayı Schalke'de yapıyor ve onlarda Volkswagen şirketi ile anlaşmış. Hamburg'un tribün genelinde üyelerine sağladığı avantaj % 6-7 ile sınırlı.
Şampiyonlar liginde mücadele edecek Bayern Münih'te ise tablo daha farklı. Bilindik kombinelerin içinde Uefa arenasındaki maçlar dahil edilmiyor, bunu taraftarın tercihine bırakıyorlar. İsteyen kombinesinde bu paketi de ekleyebiliyor. Bütün sezon Bayern'in Bundesliga ve DFB kupa maçlarını izlemenin bedeli 650€ ile 120€ arasında değişiyor. Diğer her kulüpte olduğu gibi burda da çocuklara indirimler söz konusu.
Türkiye'ye dönüp rakiplere baktığımızda ise rakamların inanılmaz boyutlarda olduğunu görüyoruz. İlk olarak kombinelerden ciddi paralar kazanan Fenerbahçe'ye bakalım. Fenerbahçe'nin maraton alt tribünündeki fiyatları 1300TL ile 6500TL, üst tribünde ise 850TL ile 1750TL arasında. Kale arkalarında ise fiyatlar 750TL. Burada Fenerbahçe'nin sezonun ilk maçlarında cezalı olacağını, Avrupa'dan da muhtemelen men olma ihtimalinin olduğunu göz önünde bulundurmakta fayda var. Bir başka ilginç ayrıntı ise, Fenerbahçe yönetiminin kombine alan taraftarlara yaptığı kampanyalar. Fenercell'i olan taraftarlar eğer 6 ay gibi bir süre taahhüt verirse, belli sayıda bedava sms,internet gibi avantajlardan yararlanabiliyorlar.
Beşiktaş'ta ilk olarak geçmiş dönemdeki fiyatları bir incelemekte fayda var. Kapalı tribün fiyatları 2008/09'da 1200-975 TL iken 2009/10'da bu rakam 1400-1150TL, 2010/11'de ise 1600-1350TL olmuştur. 2009/10'da şampiyonlar liginde mücadele etmenin 2010/11'de de yıldız transferlerin bu artışa sebep olduğunu düşünebiliriz. Son sezon ise fiyatlar 2000-1800TL olmuştur. 870-780€'ya* denk gelen bu rakamları yukarda saydığım Bundesliga ekipleri ile karşılaştırdığımızda, oldukça yüksek olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz. Bayern'in lig maçlarını izlemenin bedeli 650€ iken, Beşiktaş'ta bunun 870€ olması büyük bir ticari hatadır. Aslında karşılaştırılması gereken tribünün numaralı olduğunu da atlamamak gerekir. Geçen sezonun numaralı fiyatı 3100-2500TL ( 1350€ - 1090€) ile Bundesliga ekiplerinin açık ara önündedir.
Kişi başına düşen gelir ya da hayat standardı bakımından bakıldığında Almanyada fiyatların daha ucuz olması, şaşırtıcılığı bir yana ticari anlamda da iş bilmezliğin belgesi olmuştur. Bunun sonucunda da geçen sezon Beşiktaş'ın kombine satışları 4.000-5.000 arasında kalmıştır. Bu Bundesliga ekiplerinin stadyumlarının durumlarına ise hiç değinmiyorum. Çoğu 2006 Dünya kupası için yapılmış, bugün dünyada yapılan stadlara rol model olan örnek arenalardan bahsediyoruz.
Beşiktaş seneye büyük ihtimal İnönü'de oynamayacağını düşünürsek, olası bir TT-Arena'da rakiplerinden daha uygun bir fiyat sunması en mantıklı çözüm gibi duruyor. Hem semtten uzaklaşılacak olması, hem taraftarın üyelik gibi başka uygulamalardan vazgeçmemesi adına, yapılması gereken fiyatları ülke gerçeklerine uygun hale getirmektir. Satılacak 20.000 kombine ile ortalama 240€ (550TL) gibi bir meblağdan satışa sunulmuş olsa 4.800.000€'ya yakın bir gelir elde edilir. Bunun yerine daha küçük bir stadyum olan Kasımpaşa'da ise fiyatlar aynı tutulsa bile toplam koltuk adedi 13.000 civarı olduğu için, hepsi kombineden satışa çıkmış olsa yaklaşık olarak 1.680.000€ kayıp yaşanır. Tribünlerin tamamının kombine olarak satışa çıkmayacağı da malum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



































